13 Mayıs 2020 Çarşamba

Silah Arkadaşları

Blogun müdavimleri hemen farkedecekler ama baştan söyleyim. İlk defa bir yazıyı iki ayrı şarkıyla destekliyorum. Öylesine yoğun duygular taşıyor ki, öylesine kabından taşıyor ki, varın siz düşünün. Yandık, bittik kül olduk, yine de savaşmaya devam ediyoruz. Toprağa düşene kadar da bu devam edecek. Bizi seven, bize inananların başı dimdik olsun.



***

Yönetimi almak zorunda olduğumuz Kasım 2019’dan sonra dünya çok değişti. Belki de tam içinde olduğumdan bana öyle geliyor. Yeryüzünde kutupların yer değiştirmesi kadar keskin, bir insanın ilk defa anne veya baba olması kadar güzel ama sanki milyonlarca insanın gittiği piknikten sonra kirlettikleri ormanı temizlemek kadar ağır bir yüktü. Ormanı temizlemek için de, ormanı evi yurdu bellemiş birkaç iyi adam görevlendirilmişti. Hepimiz görev bölümü yaptık. 

Başlangıçta her şey istediğimiz gibi gitti. Sonra sanki doğa ana bizimle dalga geçercesine işler yapmaya başladı. Biz temizledikçe bir fırtına kopuyordu ve tüm yaptıklarımızı yerle bir ediyordu. Daha önce hiç ayak basılmamış yerlere bile çer çöp dolmaya başladı. Hani annelerimiz "oraları daha yeni temizledim, basma" diye söylerdi ya, öyle bir şey işte. Basıp geçtiler.

Geçtiğimiz günlerde ise ormanın derinlerinde bir yere yıldırım düştü. Alevler büyümeye başladığında elimizde sadece süpürgelerimiz vardı. Oraya gittik ve her bir ağacı saran alevlerin arasına süpürgelerimizle daldık. Süpürgelerimiz alev aldı. Artık elimizdeki tek silah da yok olmuştu. Birbirimize baktık ve aynı anda üzerimizdekileri çıkarıp alevlerin üstüne atladık. Tam söndürdük dediğimiz anda başka bir yerden başka bir alevle yüz yüze geldik. Son ağacın gövdesindeki ateşe doğru yöneldik. Hepimizin üstündeki kıyafetler çoktan yanıp kül olmuştu. Artık alevlerin üzerini örtecek hiçbir şeyimiz kalmamıştı. Elele tutuştuk ve alevlerin üzerini çıplak vücutlarımızla örtmeye çalıştık.

Şimdilik söndürdük alevleri ama ormanın bir kısmı kül oldu. Yanıklarımız var derece derece, çoğu piknikçinin umursamadığı. Verdiğimiz mücadelenin bayrak taşıyıcılarından biri olacak bu şarkı diyor ki;

Arzunun olduğu yerde bir alev olur
Alevin olduğu yerde birinin yanması gerekir
Ama bu yandığın için öleceğin anlamına gelmez
Kalkmalısın ve denemelisin ve denemelisin...




Elbette hikaye bu kadar değil. Silah arkadaşlarımın alın teriyle kazandıklarını orman için harcamaları da ayrı bir konu. Hem de pandeminin tam orta yerinde. Kimi yazlık alacaktı, kimi araba, kimi çocuğunu özel okula gönderecek, kimi yatırım yapıp işini büyütecekti. Kimi de sadece mevcut hayat koşullarını sürdürmek dışında bir amaç sahibi değildi. Sonuçta herkes, elinde avucunda ne varsa orman için harcadı hepsini. Tüm geliri maaşı olan ve bir ay maaş alamasa dara düşecek olan, birikimlerinin büyük bir kısmını orman için harcayanlar da vardı elbette. Böyle bir salgında Eskişehirspor ile ilgili tüm sorumluluğun sende olması bambaşka bir şeydi. Eskişehirspor'u hayatının bir parçası olarak göremeyen kimsenin yapamayacağı fedakarlıklar yapıldı.

Aşağıdaki video, sokağa çıkma yasağı olduğu günlerden birinde tesislerde çekilmiştir. Herkes evindeyken, tesisleri her an çalışmaya hazır halde tutan canavarları görüyorsunuz. Yarın antrenman olacak gibi, yarın takım tesislerde toplanacak gibi. Pandemi yüzünden işsiz kalanların, işyerlerini kapatanların ve çoğunuzun tanımadığı insanların kulübümüze yaptıkları bağışlarla, bu güzel insanlar evlerine ekmek götürebildiler.



İnsanların işlerini kaybettiği, dükkanlarını kapattığı salgın döneminde bile kulüp üzerindeki kirli emeller tükenmek bilmiyordu. Biri valiye sosyal medyadan mesaj yazıp, kulüp adına erzak talep etmişti. Göreve geldiğimizde bırakın ısınmayı, tesislerin mutfağında su kaynatacak gaz bile yoktu ama hem göreve geldikten sonra hem de pandemi sırasında kulübün mutfağında tesislerde kalanlara haftalarca yetecek, yiyecek içecek mevcuttu. Tesislerde kalmak zorunda olan herkesin karnını doyuracak ve en ufak bir eksilmede, bir telefonla eksiği gediği tamamlayacak organizasyonumuz da mevcuttu. Yarın antrenmanlar başlasa bile bu durum değişmezdi. Ama öylesine utanmaz arlanmazlar ki, öylesine insan değiller ki... Tüm dünya ekonomisinin durduğu bir dönemde, FIFA'nın yaptırımları durdurmamasına kızıyorduk ya, asıl bunlar gibilerin yanıbaşımızdaki varlıklarına isyan etmemiz gerek. Bizden gibi görünüp, altımızı oyanların, anlaştığımız alacaklı futbolcunun ve/veya avukatının kanına girip, kulübe ceza verdirmek için uğraşanların yanıbaşımızda olması ne garip... Geçmişin yükünü omuzlamaya çalıştığımızda başaramayabiliriz, puanlarımız silinebilir, küme düşürülebiliriz ama biz bu kulübü evladı gibi seven azınlıktanız. Bilinmelidir ki; yüreğimiz değil, vicdanımız değil, karakterimiz değil sadece milyonlarca dolarlarımız yok. 

Umarım kendini bu güzel ormanın bir parçası hissedenler, yeni bir Eskişehirspor yaratma hain planlarını terk ederek, ovuşturup durdurdukları kirli ellerini yıkayıp, hayattaki tek gerçek Eskişehirspor'a destek olmaya başlarlar ve yeni silah arkadaşlarımız olarak aramıza katılırlar. Zira ben ve silah arkadaşlarım ölene kadar Eskişehirspor için savaşmaya devam edeceğiz. Hiçbirimiz bir Mustafa Doğramacı bir Nafiz Yazıcıoğlu, bir Yalçın Kılıçoğlu değiliz ama uğrunda kül olsak da, bizi öldürmeden Eskişehirspor'u öldüremeyecekler.

Ormanı kirleten biz değildik, ormanı yakan da biz olmadık. Yine de söndüremediniz diyorlar, ormanı yakanları, kirletenleri unutuyorlar. Yanıklarımız iyileştiğinde, o fidanları teker teker toprağa yeniden dikmeye başlayacağız. Yıllar sonra geriye baktığımda, inandığımız dava uğrunda, birlikte bu güzel ormanın derinliklerinde yana yana küle dönmeyi umursamayanlarla silah arkadaşı olmak benim için büyük bir onur olarak hatırlanacak. Hala cayır cayır yanarken vücudumuzun her bir yanı, delik deşik olmuşken bireysel banka hesaplarımız ve herkesler bol keseden atıp ama kimseler umursamıyorken, Eskişehirspor'u ayakta tutmaya devam eden silah arkadaşlarımla gurur duyuyorum.

Sonuç olarak, Boffin konusunda oynanan oyunu bozmayı başaramadık, O da sonradan pişman oldu yaptığına, çaresizlikle bir şeyler paylaştı sosyal medyada, "ben ne halt ettim" dercesine ama Pinto konusunda Eskişehirsporlu görünüp, Eskişehirspor'un kuyusunu kazmak için mesai harcayanların kursağında kaldık. Biz kimseye ilaç olun, merhem olun demiyoruz. Yanıklarımıza yoğurt sürseniz de olur. Azıcık taraftar olun yeter. Bize değil, piknik yapmaya geldiğiniz ormana sahip çıkın yeter.

***

Şarkıdan önce, bir başka hikaye ile sonlandıralım. Kral Nemrut, ona karşı gelen İbrahim Peygamber'in ateşte yakılması emrini vermiş. Meydanda odunlardan büyük bir yığın yapıp odunları tutuşturmuşlar. O denli büyük bir alevmiş ki, bulutlara kadar yükselmiş. Bütün hayvanlar ateşten korkup kaçmışlar. Bu sırada göklere kadar varan ateşe doğru bir karınca, ağzında bir damla su ile telaşla gidiyormuş. Başka bir karınca onun bu telaşını görüp sormuş:
- acele ile nereye gidiyorsun?
Telaşla yetişmeye çalışan karınca, ağzındaki bir damla suyu ellerinin arasına alıp cevap vermiş:
- haberin yok mu? Nemrut, İbrahim Peygamberi ateşe atacakmış. Meydana, ateşin olduğu yere su götürüyorum.
Diğer karınca kahkahalarla gülerek demiş ki:
- senin yanan büyük ateşten haberin yok mu? Ateşe hiç bakmadın mı? Ne kadar büyük, senin bir damla suyun ateşe ne yapabilir ki?
Bir damla su taşıyan karınca cevap vermiş;
- olsun, hiç olmazsa hangi taraftan olduğum anlaşılır.

Bu şarkı da silah arkadaşlarıma gelsin. Tüm varlığını Eskişehirspor için harcamaya devam eden silah arkadaşlarıma. Sadece yönetimdeki arkadaşlarıma değil, yönetimde kim var diye bakmadan, her ay düzenli bağışlarıyla, karınca misali tarafını her daim Eskişehirspor'dan yana belirleyen Durmuş Kalender komutanım ve onun nezdinde, kulübün tüm gerçek destekçilerine sevgi ve saygıyla.


10 Mayıs 2020 Pazar

İsmail ARCA

İsmail Arca, Eskişehirspor tarihinin en beyefendi, en başarılı ve en yakışıklı futbolcusudur. Evladını öğle namazında toprağa koyup, dakikalar sonra sahaya çıkmış büyük bir sanatkardır. Fotoromanın adı Altın Ayaklar ve bu isimle Eskişehir'de bir utanç noktası vardır. Eskişehirspor'un neyi ifade ettiğini bilemeyen bir siyasetçinin ürünü bu utanç noktası, elbet bir gün sadece Eskişehirspor'a hizmet edenlerin isimlerinden oluşarak, bu utançtan kurtarılacaktır.

Bu pandemide evlerimize kapandığımız, sokağa çıkma yasağı olan günlerde bu altın kalpli futbolcumuzun fotoromanını okumaktan daha iyi yapacak ne işiniz olabilir ki.

Keyifli okumalar.







***