30 Kasım 2021 Salı

Battaniye

Hastanenin yedinci katındaki bir odada, babamla birlikte annemin ameliyathaneden çıkmasını bekliyorduk. Babam oradan oraya volta atıyor, dudaklarını sıkıp, öfleyip püflüyordu. Hiçbir şey yapmadan beklemek insanı geriyordu. Yerimden kalkıp koridora doğru yürüdüm. İstediğimden değil, sırf bir şeylerle uğraşmak için kahve makinesinden iki tane kahve alıp odaya döndüm.

-Baba, kahve aldım, buyur.

Bana sinirli bir bakış atarak,

-Ben burada ananı düşünüyorum, senin yaptığına bak. Kahve içilecek zaman mı? 

Dedi ve arkasını dönüp odanın içinde volta atmaya devam etti. Elimde iki kahveyle odadan çıktım. Koridoru geçip, camın önündeki banklardan birine oturmak istedim. Dışarıyı izlerken, gelen geçen arabalara, gökyüzüne bakarak zamanın daha hızlı geçeceğini düşünmüştüm. Herkes benim gibi düşünmüş olacak ki, hepsi doluydu. Sadece bir tanesinde tek başına yaşlı bir adam oturuyordu. Adamın yanına gidip, "boşsa yanınıza oturabilir miyim" diye soracaktım. Adım adım yaklaştıkça, adamın bir şarkıyı mırıldandığını işittim. Gözlerini dışarıdaki tek bir noktaya dikmişti. Tam arkasına geldiğimde artık mırıldandığı şarkıyı daha iyi duyabiliyordum. Bildiğim bir şarkıydı. Yanına gelip hafiften ona eşlik etmeye başladım. Kafasını kaldırdı ve ürkerek bana baktı.

-Merhaba, yanınız boş mu, oturabilir miyim?

Adam bana Türkçe bilmediğini, Fransız olduğunu söyleyince, anlayacağı dilde sordum. Gülümseyerek kenara birazcık kayarak bana yer açtı. Elimdeki iki kahveden birini ona uzattım. Teşekkür ederek aldı. 

Adımı söyledikten sonra kendi adını söyledi. Adı Edmon’muş. 

-Edmon seni buraya getiren nedir?

Derin bir iç çekti ve bana eşinin iki yıldır burada olduğunu söyledi. Arkadaşlarıyla gezi için gelmişler ama eşi Karla beyin kanaması geçirmiş. O günden beri şuuru kapalı biçimde yatıyormuş. Doktorlar onu yedi defa ameliyat etmişler ama artık yapılabilecek bir şeylerin kalmadığını söylemişler. Karla’yı Fransa’ya götürmek istemiş ama uçak yolculuğunun tehlikeli olduğunu ifade etmişler. Artık yapılabilecek tek şey beklemekmiş.

“Ya sen” diye sorduğunda yutkundum.  Ne diyebilirdim ki? Annem kısa süre sonra odaya gelecekti ve en geç yarın taburcu olacaktı.

-Benim hikâyem seninki kadar derin değil Edmon. 

O sırada, oturduğumuz bankın yanındaki asansörün kapısı açıldı. Annemi yarı baygın şekilde sedyede görünce, hemen ayağa fırladım. Ameliyathanede anestezist doktor ile epey sohbet ettikleri belliydi.

-Bak kızım gördün mü, aynen dediğim gibi, beni karşılamaya oğlum geldi ama benim adam kim bilir nerelerde.

Anestezist gülümsedi ve “çok tatlı bir anneniz var” dedi.  “Siz bir de babamı görün” dedim. Saniyeler sonra odaya giriş yaptığımızda, babam lunaparkta elma şekeri ısmarlanmış çocuklar gibi seviniyordu. Bir yandan “yaradanım sana şükürler olsun” diyor, diğer yandan annemin elini tutup öpüyordu. Tüm bunları yaparken gözlerinden, açık kalmış musluk gibi debisi güçlü mutluluk ışıkları saçıyordu. Anestezist kadın, hemşirelere gerekli uyarıları verdikten sonra, geçmiş olsun diyerek odadan ayrılmak üzereyken, babam teşekkürler ederek Japonlar gibi önünde selama durmuştu. 

-Ne demek amcacım bu bizim görevimiz.

Babam, sanki misafirliğe gelmiş birini yolcu eder gibi anestezist kadını koridora kadar uğurladı. Odaya döndüğünde hemşireler bize odadan çıkmamızı söylediler. 

-Hastanın üstünü değiştireceğiz. Siz biraz dışarıda bekleyin.

 Odadan dışarı çıkıp kapıyı kapattık. Babam sırtını duvara yaslayıp şükür duaları okurken sordum,

-Baba, kahve?

Rahatlamış surat ifadesi yeniden ateş saçmaya başlamıştı.

-Başlatma ulan kahvenden. Ne oğlum senin bu kahve merakın.

Birkaç saniye durduktan sonra, “iyi hadi içelim bir tane” dedi. Koridora çıkıp, boş bir bank aradım ama sadece Edmon’un yanı boştu. Babamı onun yanına oturtup kahve almaya gittim. Bir dakika sonra döndüğümde babam Edmon’a, pencereden gördükleri binaların tarihini anlatıyordu.

-Baba sen ne yapıyorsun?

-Hiiiç, arkadaşla konuşuyoruz.

-Baba, adam Fransız, senin söylediklerini anlamaz ki. Ne anlatıyorsun adama?

Elimdeki kahveyi babama uzattım. Bir tane de Edmon’a verdim. Babam utanarak Edmon’a döndü. Elindeki kağıttan kahve bardağını havaya kaldırıp, şerefe dercesine “Bonjuuur mösyööö” dedi. Eh zararın neresinden dönersen kârdır.

Edmon’un neden burada olduğunu çok kısa özetledikten sonra babam Edmon’un sırtını sıvazladı. Ona güzel dileklerini ve Karla için dua edeceğini söyledi, ben de söylediklerini çevirdim. Sonra birden ayağa kalktı,

-Hadi oğlum anneni yalnız bırakmayalım.

Odaya geçtiğimizde, annem kendine gelmişti. Doktor geldi ve “her şey yolunda ama sizi bir gece misafir edeceğiz” diyerek gitti. Annem bana “oğlum sen bekleme hadi git artık, işlerin vardır” dedi. İşin gerçeği hastane ortamı beni geriyordu. Zaten artık korkulacak bir durum da yoktu. Babam da git deyince, koşarak uzaklaştım hastanenin o boğucu ortamından. Akşam saatleri olunca “bunlar şimdi ne yiyecek” diye düşünerek dönerciye gittim. Dürüm döner yaptırdım ama soğansız, yanında da ayran. Bakkaldan da 12’lik pet şişe su aldım. Hastaneye doğru yola çıktım. Odadan içeri girdim ve elimdeki poşeti açarak onlara verdim. Annem yine duygusala bağlayıp, “oğul ekmeği yiyoruz bey” dedi. Babam da durur mu, “Allah birini bin etsin oğlum” dedi. 

Odadan çıkıp koridora doğru yürüdüm. Bütün banklar boştu. Sadece bir tanesinde Edmon oturuyordu. Asansörü çağırma butonuna bastıktan sonra Edmon’un yanına gittim. Hala aynı şarkıyı mırıldanıyordu.

-Edmon.

-Merhaba dostum.

-Akşam oldu, benimle yemeğe gelir misin?

-Benim burada kalmam gerek, sağol.

-Edmon, senin burada kalman gerekmiyor. Senin yapabilecek bir şeyin yok. Hadi gel sana yemek ısmarlayayım.

-Kan ihtiyacı olabiliyor. Karla ile benim kan grubum aynı. Buradan ayrılamam.

Döndüm, Karla’nın olduğu bölümdeki hemşirelerle konuştum. 

-Karla için kan ihtiyacınız var mı? 

-O amcaya söylüyoruz ama dinlemiyor. Yazık, adam her gece yarısına kadar burada bekliyor.

-İki yıldır aynı şekilde mi?

-Evet. Bizde iletişim bilgileri var. Önemli bir durumda ararız diyoruz ama dinlemiyor.

-Anladım. Bu benim telefon numaram. Acil bir durumda beni de arayabilirsiniz. 

Koridora doğru yürüyüp Edmon’un yanına gelmiştim.

-Edmon, hemşirelerle konuştum. Şu anda acil bir ihtiyaç yok. Onlara kendi telefon numaramı da verdim. Bir şey olursa bizi arayacaklar. Bildiğim çok iyi bir restoran var.

Elimi uzattım, bana çaresizce baktı. Yanındaki fötr şapkasını ve paltosunu eline aldı, diğer eliyle elimi tuttu. 

-Tamam, gidelim dostum.

Restoranda uygun bir yere oturduk. Hiç tanımadığı birisiyle, hiç bilmediği bir ülkede, aynı sofraya oturmuştu. Haliyle çekingendi ve aklı eşi Karla’daydı. Onu biraz da olsa rahatlatmak için rakı söyledim. Mezeler geldi. Aç olduğu her halinden belliydi. Kızarmış sıcak ekmekten bir parça koparıp, tereyağlı karidese bandırıp, kendisine uzattım. Sonra rakı kadehi yarılanana kadar içti. Kalamarı sosa bandırıp uzattım. Hepsini tek celsede ağzına sokup, kalan kadehin tümünü içti. Edmon artık rahatlamıştı. Garsona önden bir bahşiş vererek daha fazla ilgilenmesini sağlamak istedim ama şansa bakın ki, garson daha önce Paris’te Boutary’de çalışmış. Edmon’u tanıyor. Edmon da onu hatırladı. Öyle bir an geldi ki, ben kendimi masada yabancı hissettim. Muhabbet aldı başını gitti.  

Edmon’un, Fransa’nın en zengin insanlarından biri olduğunu o zaman öğrendim. Garson, onun hangi fabrikaları olduğunu bana birkaç saniyede anlatınca ağzım açık kalmıştı. Karşımdaki adam çaresiz ve tüm kaleleri düşmüş biriydi. Onun, bana anlatılan kişi olması garip gelmişti. Çoğuna göre cebindeki para kadar itibarın vardır ama çok az insan için itibar parayla ölçülebilir değildir. Ben de onlardan biriydim. Edmon, rakının da etkisiyle gevşemeye başlamıştı. Telefonu çaldı ve “buna cevap vermek zorundayım” diyerek özür diledi. Arayan kızıydı. Görüntülü aramada kızıyla gülümseyerek konuşuyordu. Beni onunla tanıştırdı. 

-Dostum yanıma gel hadi, sana torunlarımı göstermek istiyorum.

Sandalyemi aldım, onun yanına götürdüm. Kızı konuşurken ağlıyordu. Damadı gülücükler saçarak “merhaba Edmon” dedi. Edmon ona eliyle öpücük gönderip, el salladı. Sonra ekran Edmon’un torunlarına döndü. Mama koltuğunda ikiz çocuklar vardı. Onları görünce, Edmon’un yanaklarından damlalar süzüldü. Yine de öyle coşkuluydu ki, bağırarak onlara “sizi seviyorum” dedi.  Restorandakilerin kafası bize doğru döndüğünde, onlara “ne var ulan” şeklinde bakınca tekrar yemeklerine gömüldüler. Görüşmenin sonunda Edmon’un kızı benimle görüşmek istedi. Gözlerine bakınca mutlu olduğunu anlayabiliyordunuz.

-Bayım, sizin kim olduğunuzu bilmiyorum ama babamı iki yıldır ilk defa böyle görüyorum. Size teşekkür ederim.

Edmon’u gecenin sonunda oteline bıraktım ve evime döndüm. Oğlum uyumuştu. Onu öpüp koklayarak odasından çıktım. Eşim uyumuştu. Onu uyandırmamak için salondaki kanepeye uzandım. Televizyonu açtım ve uyuyakalmışım. Sabah olunca üzerimdeki battaniyeyi gördüm. Ben uyurken, üşümeyim diye üzerime battaniye örten bir kadınla evliydim.

Sabahın ilk ışıklarıyla hastaneye gittim. Annemi taburcu ettikten sonra onları evlerine bırakıp hastaneye döndüm. Edmon, bir süre sonra geldi. Her zaman oturduğu banka oturdu. Yanına gittim.

-Merhaba Edmon.

-Merhaba dostum.

-Kahve aldım, ister misin?

-İyi olur, teşekkür ederim.

-Edmon, Karla ile en son ne zaman konuştun?

-Bilmem, seyahate çıkmadan önce sanırım. İki yıl oldu.

-Peki, sen hiç onunla yoğun bakımda konuşmadın mı?

-Konuşursam beni duyar mı ki?

-Bak Edmon. Üniversitede bir hocamız vardı. Tren raylarının tam ortasında araçları arızalanmış ve tren bunların içinde olduğu araca çarpmıştı. Profesör komaya girdi. Komadayken, yanına gelenlerin neler konuştuğunu biliyordu. Ben profesöre güveniyorum. Ne dersin, şu söylediğin şarkıyı Karla’nın yanında söyler misin?

-Söylerim de, ne olacak sonunda.

-Sen sadece ellerini tut ve ona şarkını söyle. İsimlerinizin ne anlama geldiğini biliyor musun?

-Bunu hiç sorgulamadım.

-Edmon, senin isminin anlamı koruyucu. Karla ise kuvvetli demek. Bu isimler size boşuna verilmedi.

-Benden ne istiyorsun?

-Şarkını cam kenarlarında mırıldanma. Git şarkını Karla’nın yüzüne söyle. 

Yoğun bakım ünitesindeki hemşirelerle konuştuktan sonra, doktor onayı almamız gerektiğini söylediler. Başhemşire olan kadın itiraz edip “hayır” dedi. “Edmon içeri girsin ve eşine şarkı söylesin.” 

Kadınla göz göze geldik. Aldığı risk büyüktü. Yoğun bakımdaki hastanın yanına doktor onayı olmadan ziyaretçi alıyordu. Başhemşire şişman ve tabiri yerindeyse kodum mu oturturum tarzında bir kadındı. Başlarım doktoruna da, iznine de diyerek bize yol verdi. 

Hemşireler çaresizce Edmon’u içeri aldılar ve camekânlı bölüme sırayla dizildiler. Ben de onların arkasından olacakları izliyordum.

Edmon, Karla’nın elini tuttu. Ona şarkısını mırıldadı. Sesi çok güzel olmasa da, ne dedikleri daha önemliydi. Her gün bir bankta mırıldandığı şarkıyı, bu defa eşine mırıldanıyordu.

Edmon bir ara durakladı. Kafasını çevirip, camekânın diğer tarafından bize baktı. Sonra daha yüksek sesle şarkıyı söylemeye devam etti. Edmon’un söylediği son sözler, “elimi sıkıyor, elimi sıkıyor, Karla yaşıyor, Karla bizimle” idi. Edmon'un söylediklerini tercüme ettiğimde, yoğun bakım hemşireleri çığlık çığlığa içeri girdiler, başhemşire doktoru cep telefonundan arıyordu.

-Doktor Bey hemen gelmelisiniz, Karla tepki vermeye başladı.


Edmon, Karla’yı St. Tropez’deki evlerine götüreli bir ay oluyor. Gelecek yaz ziyaretlerine gideceğiz ve ikizlerle de tanışacağız. Babamı da götürmek istiyorum, St. Tropez’in tarihini Edmon'a anlatsın diye :)

Eğer söyleyecek bir şeyleriniz varsa, onu bizzat o insanlara söyleyin ki, duyabilsinler. Seviyorsanız, suratlarının tam orta yerine "seni seviyorum" deyin ki, kendilerini üşümüş, güvensiz, yalnız ve çaresiz hissettiklerinde, soğuk gecelerde üzerinize battaniye örtenler gibi olun.

Edmon’un mırıldandığı şarkıyla bitirelim.

Edmon'un fısıldadığı bu şarkıyı Hollanda TV kanalındaki bir programda, prensesim Karsu Türkçe söylüyor. Belle Perez'in performansı şarkının gerçek solisti Lara Fabian'dan aşağı değil, hatta olağanüstü. Zaman zaman kameralar döndüğünde, programdaki sanatçılardan olan ama o esnada dinleyici olan Anneke'nin tavırları çok şey anlatıyor. Anneke benim için çok değerli ve özel bir sanatçı. Sadece Anneke'nin tepkisine bakarak bile, şarkı eşliğinde derinlere inebilirsiniz.

Edmon (À bientot mon ami) ve Karla'ya sevgilerimle. 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder