11 Mart 2019 Pazartesi

Uyanış

Ambülanstan indirilen genç adamın sedyesini içeri taşıdılar. Doktor, ambülansın içindeki sağlık memuruna yönelip, hastanın durumunu sordu.
-Buraya gelene kadar kalbi iki defa durdu. Her seferinde yeniden çalıştırdık.
-Trafik kazası mı?
-Evet. O araçtan çıkartabilmek için çok uğraştık. Ambülansa aldığımızda nabız neredeyse yok gibiydi. Epey de kan kaybetti. Vücudunda da bir hayli kırık olduğunu düşünüyorum.
-Peki teşekkürler.

Doktor, hastanın kalbinin yeniden durmaması için bazı ilaçların ivedilikle yapılmasını ve ameliyathanenin hazırlanmasını istedi. Yapılan çekimlerde kafatasında, kollar ve ayaklarda kırıklar vardı. Bununla birlikte göğüs kafesi parçalanarak akciğerine saplanmıştı. Haliyle iç kanaması da vardı. Hastayı ameliyata almışlardı. Doktorlar, vücuttaki kırıkları ikinci plana bırakıp, öncelikle iç kanamayı durdurmak için fikir birliğine vardılar. Sekiz saat sonra doktorlar ameliyathaneden  dışarı çıktıklarında, onları dışarıda hastanın ailesi bekliyordu. Doktorlardan biri, diğerlerini "ben hallederim" diyerek gönderdi. Hastanın ailesi doktora, doktor aileye doğru ilerlerken, doktorun suratında umutsuzluk, ailenin gözlerinde ise iyi bir haber için yalvarırcasına bakışlar vardı. Hastanın kayınvalidesi doktorun ellerini tuttu.
-Uğur'um yaşayacak mı evladım?

Doktor söze nasıl gireceğini şaşırmıştı. Karşısında hastanın anne babası, arkalarında eşi ve yanında iki çocuk vardı. Onlara bakıp gerçeği anlatmaya başladı.
-İç kanamayı durdurduk ancak henüz sorunlarımızın çok küçük bir bölümünü çözdük. Kafatası kemiği kırıklar içinde. Beyin kanaması vardı, şimdilik durdurduk ancak beynin ne kadar hasar aldığını bilemiyoruz. Ameliyat sırasında kalbi durdu yeniden çalıştırdık. Kaburga kemiği akciğerini parçalamış, bu yüzden makineye bağlı olarak yaşatıyoruz. Bu geceyi atlatıp, yarın beyin hasarına bakacağız. Tüm müdahaleyi aynı anda yapmayı doğru bulmadık zira vücut çok zayıf durumda. Açık konuşmam gerekirse bu geceyi de atlatamayabilir. Elimizden geleni yaptık, bekleyip göreceğiz.

Doktor konuşmasını bitirince kısa bir sessizlik oldu. Sonra Uğur'un eşi çığlıklar içinde kendini yere attı. Çocuklar büyük bir korkuyla annelerinden uzaklaştı. Kadın "benim suçum" diye yeri yumrukluyordu. Doktor, hemşirelerle birlikte kadını zorlukla yerden kaldırdı ama kadını tutmakta zorluk çekiyorlardı. 
-Hemen sakinleştirici bir iğne yapalım. Psikoloji servisinden destek isteyelim. Sakin olun hanımefendi, lütfen kendinize gelin.

Bir saat sonra hastanenin psikoloji servisinde Uğur'un eşi ile bir psikolog konuşmaktaydı. 
-Şimdi daha iyisiniz umarım.
-Bilmiyorum, her yerim uyuşmuş gibi.
-Kendinizi çok hırpaladınız. İyiliğiniz için etkili bir ilaç verdik. Sizi buraya getirdiğimizde "benim suçum" diye bağırıyordunuz. Şimdi bunu çözmemiz gerek. Eşiniz bir trafik kazası nedeniyle komada ve bu asla sizin suçunuz değil. 
-Siz ne biliyorsunuz ki? 
-Biraz ondan bahseder misiniz? 
-Uğur'dan mı bahsedeyim?
-Evet, böylece size daha kolay yardım edebilirim. Onu tanımama yardım ederseniz sevinirim.
-Çocuklarım nerede?
-Merak etmeyin anne ve babanız onlarla ilgileniyor.
-Onları görmek istiyorum. 
-Elbette ama onları eve gönderdik. Tüm gece uykusuz kaldılar. Onları görmek istiyorsanız önce sizi sağlıklı bir şekilde eve gönderebilmemiz gerek. Çocuklarınızın bu yaşananlardan sonra güçlü bir anneye ihtiyaçları var, değil mi?
-Evet, güçlü olmam lazım.
-Bana biraz eşinizden bahseder misiniz?
-Uğur, yetiştirme yurdunda büyümüş biri. Onu bebekken öylece bırakıp gitmişler. Anne ve babasının isimlerini biliyoruz ama onlara bugüne kadar ulaşamadık.  18 yaşında babamın fabrikasında işe girmişti. Babam onu çok sevmiş. O günlerde evde yemek yerken, hemen hemen her akşam "dürüst, saygılı ve çok çalışkan biri" diye adını anıp duruyordu. "Bu zamanda böylesi bulunmaz" diyordu babam. Ben üniversiteyi bitirip dönene kadar onu fabrikaya müdür yapmış. Bir akşam bize yemeğe geldi. İlk defa o gün gördüm onu. Gerçekten babamın söylediği gibi biriydi. Okulu bitirdiğim için artık bir işim olsun istiyordum. Ancak sanat tarihi okumuştum. İş bulmam kolay değildi. Babama söyledim, "bizim Uğur'a soralım bakalım, senin gibi birine ihtiyacı var mıymış" dedi. Uğur, beni işe kabul etti ama önce çay ocağında çalıştırdı. Düşünebiliyor musunuz sanat tarihi okumuşum ve çaycılık yapıyorum. Her akşam babama Uğur'u şikayet ettim ama babam beni dinlemedi. Ben de hırs yaptım, çalışmaya devam ettim. Sonra beni santrale verdi. Sonra muhasebeye. Sonra da muhasebenin başına geldim. Aradan yedi yıl geçmişti ve ben Uğur'dan nefret ediyordum. Babamın tek evladı bendim ama babamın fabrikasını ben yönetemiyordum. Sonra Uğur babama başka bir fabrikanın satın alınmasını önermiş. Babam mevcut fabrikanın yönetimini dert edince babama "merak etmeyin, kızınız bu işi benden daha iyi yapar, ben de ona yardım ederim" demiş. O günlerde her gün birlikte oluyorduk. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar fabrikada çalışıyorduk. Sonra ister istemez bir yakınlaşmamız oldu. Sonra nefret ettiğim adama aşık oldum.
-Peki kazanın olduğu gün ne oldu? Neden benim suçum diye bağırıyordunuz?
-Onu evden kovdum. Ve işte olan bu.
-Onu neden evden kovdunuz?
-Çünkü beni aldattığını öğrendim. Sahibi olduğumuz diğer fabrikaya gitmiştim. Odasına girmeden, camın arkasından onları birbirlerine sarılmış vaziyette gördüm. Suratını görmedim ama düz, uzun kızıl saçlı bir kadındı. Oradan kaçarcasına çıktım. Akşam eve geldiğinde zili çaldı. Kapıyı açtım, onun için hazırladığım bavulu uzattım. "Defol git buradan, artık seninle yaşamak istemiyorum" dedim. 
-O ne yaptı?
-Şaşırdı tabii. Ama hiçbir şey söylemeden uzattığım bavulu elimden aldı. Yine de böyle olmasını istememiştim, ben onu bu yaptığına rağmen sevmeye devam ediyordum. Bana hiç direnmedi. Geçici bir şey olduğunu söylese affedebilirdim ama O, arkasını dönüp gitti. 


***

Uğur'un doktoru her defasında onlara hastanede beklemelerinin anlamsız olduğunu söylese de, aradan geçen üç ay boyunca aile her gününü iyi bir haber alma beklentisiyle hastanede geçiriyordu. En sonunda doktor, ailenin yanına geldi. Uğur'un kayınpederinin koluna girip, biraz uzaklaştılar. 
-Muharrem Bey.
-Doktor Bey, güzel bir haber vermenizi umut ediyorum.
-Muharrem Bey, bir karar vermeniz gerekiyor. Uğur, yaptığımız hiçbir müdahaleye cevap vermiyor. Bir makineye bağlı olarak yaşıyor. Bunu devam ettirmemizin bir anlamı yok. Bugüne kadar olumlu bir gelişmenin olması için bekledik ama o makine olmadan yaşaması mümkün değil. Sizden bir karar vermenizi bekliyorum. Bu kağıtları imzalarsanız, hem sizin hem de Uğur'un acısına son verelim.
-Doktor Bey, hiç umut yok mu, ufacık da olsa bir umut.
-Maalesef Muharrem Bey, bizim yapabileceklerimizin sonuna geldik. Fişi çekmek için izniniz gerekiyor. Bunu ailenize açıklamanızı ve onayınızı bekliyor olacağım.

***

Muharrem Bey, ertesi gün ailesiyle konuşup, tüm belgeleri imzalamıştı. Elindeki imzalı belgeleri doktora teslim ettiğinde sordu.
-Cenazesini ne zaman alabiliriz?
-Uğur Bey organlarını bağışlamış. Biz sizi 3 gün içinde arayacağız. Takdir edersiniz ki, bu organlar için bekleyen çok hasta var. En fazla üç gün içinde cenazeyi size teslim ederiz. Çok üzgünüm Muharrem Bey, söyleyecek kelime bulamıyorum.
-Üzülmeyin, siz elinizden geleni yaptınız. 
-Başımız sağ olsun Muharrem Bey.
-Sağ olun, hakkınızı helal ediniz.
-Helal olsun Muharrem Bey.

***


Üç gün sonra Muharrem Bey'in telefonu çalıyordu. Arayan Uğur'un doktoruydu. Tüm aile Uğur'un eşyalarını kutulamak için birlikteydi. Muharrem Bey, telefonu açmak istemese de mecbur olduğunu biliyordu. 
-Doktor Bey.
-Muharrem Bey merhaba.
-Cenazemiz hazır mı?
-Ne cenazesi?
-Uğur'un cenazesi.
-Muharrem Bey haberiniz yok mu?
-Neyden bahsediyorsunuz anlamadım.
-Siz gerekli belgeleri imzalayıp verdikten sonra Uğur Bey'in ablasından hayır cevabı aldık.
-Uğur'un ablası mı? Ama onun ablası yok ki.
-Muharrem Bey buraya gelseniz iyi olur. Size harika haberlerim var. Uğur Bey aylardan sonra ilk defa tepki verdi.
-Doktor Bey siz fişi çekmediniz mi?
-Buraya gelin Muharrem Bey, Uğur Bey hala hayatta.

***


Aile hastaneye gelir gelmez doktorun yanına gitmişti. Telaş içinde doktora sorular soruyorlardı.
-Şimdi hepiniz önce sakin olun.
-Doktor Bey, eşim hala hayatta mı?
-Evet. Hem de olağanüstü bir şekilde hayata tutunmuş durumda.
-Bu nasıl olur, siz onun fişini çekmek için bizden onay aldınız.
-Evet ama birinci derece tüm akrabalarının buna onay vermesi gerekiyordu. Ablası "hayır" dedi.
-İyi de onun bir ablası yok ki.
-Yanılıyorsunuz, biz o kadının verdiği bilgileri nüfus müdürlüğünden teyit ettik. Siz imzaları verip gittikten sonra beni bir kadın ziyarete geldi. Kendisinin Uğur'un ablası olduğunu ve buna izin vermediğini söyledi. İyi ki de onay vermemiş. Hadi gelin sizi  Uğur Bey'in yanına götüreyim. Henüz konuşamıyor ama söylediklerimize tepki veriyor.

Doktor önde, Uğur'un ailesi arkada hızlı adımlarla yoğun bakım ünitesine doğru yürürlerken doktor bağırdı.
-İşte orada. 

Uğur'un eşi "kim" diye sordu.
-İşte orada. Eşinizin ablası, koridorun sonundan köşeyi dönüp gitti. Şu kızıl saçlı kadını görmediniz mi?

Uğur'un eşi şaşkınlıkla sordu.
-Düz, uzun kızıl saçlı kadın mı?
-Evet evet, işte O.


******

Ocak 2019 genel kurulunda, üzüntüden kalbi tekleyen birine ilk müdahaleyi yapan Oredius Uğur ve Uslu Muharrem'e sevgi, saygı ve minnetle. Şarkımız, onlar gibi güzel ve özel birinden gelsin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder