20 Mart 2019 Çarşamba

Gönül Gözü

Doğada, ay veya güneş ışığı olmadan görebilmemiz imkânsızdır. Çoğu hayvanda bu beceri gelişmiştir ve en karanlık ortamda bile görebilirler. Bu beceriye sahip olmayan hayvanlar ise içgüdüsel becerilerini kullanırlar. İnsan, icat ettiği elektrikli aletlerle bu sorunu aştığını düşünse de, gözünün önündekini bile göremeyebilir. En aydınlıkta bile gördüğünü görmemezlikten gelebilir. Göz göre göre görmemenin nedeni ise insanın egosudur, açgözlülüğüdür, çıkarıdır. Bazıları gerçekten göremezler ama bir süre sonra bundan dolayı utanırlar. Sorun; gördüğü halde umursamayanlar, hatta kendini görmediğine inandıranlardır. 

Nihat Genç’in gençlik yıllarında başından geçen hastane anılarını hiç dinlediniz mi bilmiyorum. Mezuniyet sonrası bir hastanede çalışmaya başlıyor ve memuriyetinin de ilk haftası. Kadının biri buna devamlı talimatlar verip duruyor. Yeni olduğu için kimseyi tanımadığından sesini çıkartamıyor. Kadın buna gelip diyor ki, “beni soran olursa şu odadayım, oraya gönder.” Bir sürü garip tip geliyor, kadını soruyor, O da onları kadının olduğu odaya yönlendiriyor. Ertesi hafta gazetede kadının fotoğrafının altında “beyaz kadın ticareti yapan kadın yakalandı” diye bir haber görünce, bilmeden de olsa onun pezevenkliğini yaptığını anlıyor.

Nihat Genç, hastanede akşam vardiyasında müdür muavinliği yapmaya başlıyor. Denetlemek için mutfağa giriyor ve orada bir hasta bakıcının, bir kadınla iş tuttuğunu görüyor. Hasta bakıcı ile kadını karşılaştırıyor, bunun bunla olması imkânsız diyor. Görevi gereği şikâyet edecek ama önce işin aslını öğrenmek istiyor. Bir doktor ve başhemşireden yardım alarak kadını sorguluyorlar. Kadın kimsesi olmayan, yoksul ve güzel birisi.  Bu işi bir süredir her gün yaptığını öğreniyorlar. Sebebi ise sadece bir yumurta. Sabah kahvaltısında personele dağıtılan haşlanmış yumurtalardan bir tane alabilmek için yapıyormuş bunu. Ailesi tarafından sokağa atılmış bu kadının 3-4 yaşlarında Cemal adında bir de çocuğu var. İşte o yumurta, Cemal’in yumurtası. Her sabah hastaneye geldiklerinde, annesi Cemal’e kahvaltı niyetine o yumurtayı yediriyor. Cemal zihinsel engelli ve aynı hastanede tedavi görüyor.  El ve kol kaslarını hareket ettiremeyen Cemal’in, en azından tuvalet ihtiyacını karşılayabilmesi, bir bardağı kavrayabilmesi, kaşığı tutup yemek yiyebilmesini sağlamaya çalışıyorlarmış. Cemal’in bu temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için fizyoterapist tarafından kendisine uygulanan tedaviye bir hafta içinde yanıt vermesi gerekiyor ancak hiçbir şekilde tedaviye yanıt vermiyor. Tedavi olmak için sıranın kendilerine gelmesini bekleyen başka hastalar da var ama kadının özel durumunu göz önüne alarak, bu sürenin uzatılmasını ve sürecin devam ettirilmesini sağlıyorlar. Sonra bir hafta daha uzatıyorlar, sonra bir hafta daha ama artık tedavinin son günü geliyor ve umutlar tükeniyor. Sadece Cemal’in yoksul ve kimsesiz annesi değil, annenin durumundan haberdar olan hastane çalışanları da gözyaşı döküyor. Çünkü çocuğun, hayatının sonuna kadar temel ihtiyaçlarını karşılayacak kadar bile hareket edemeyen birisi olarak kalacağını biliyorlar. Ancak o gün bir mucize gerçekleşiyor. Cemal ilk defa fizyoterapistin oyunlarına tepki veriyor. Böylece tedavisi için gerekli zaman kazanılıyor. Onca zamandır hiçbir oyuna tepki vermeyen Cemal’in, neden o gün tepki verdiğini anlamak istiyorlar. Sonunda cevaba ulaşıyorlar. O gün, fizyoterapistin bir ilişkiye başladığını öğreniyorlar. Fizyoterapistin içine girdiği olumlu ruh halinin yüzüne yansımasını, sağlıklı olduğu söylenenler fark etmiyor ama elini kolunu hareket ettiremeyen, zihinsel engeli olan Cemal görüyor. Cemal, her gün kendisiyle oyunlar oynayan fizyoterapist ablasının gözlerindeki rengin, ışığın nasıl değiştiğini görerek oyuna dahil oluyor. 

Sonuç olarak, Cemal’in gözleri gibi görmek, onun gibi hissedebilmek ne muazzam bir yetenek.  Gönül gözüyle bakmak gerek ki, farkında olmadan da olsa başkalarının pezevenkliğini yapmayalım.


***



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder