10 Aralık 2018 Pazartesi

Ekmek

Hasan'ın işine son verildiğinden beri iki ay geçmişti. Pazar sabahı olmasına rağmen evden erken çıkmıştı.Pazar günü de olsa, iş bulabileceği yerleri dolaşması sorumluluğu gereğiydi. Zira bir kızı ve eşi vardı. Güzel eşi, onu her zaman olduğu gibi evden güler yüzle uğurlamıştı. Kapıdan uzaklaşmadan kocasının elini tuttu. Avucunun içine 2 tane 1 liralık bozukluk koydu. "Akşam gelirken iki tane ekmek alır mısın hayatım?" dedi.

Hasan, önce evine yakın olan dükkanlara uğradı. Ne yazık ki, kimsenin yeni bir çalışana ihtiyacı yoktu.

Öğlen olduğunda şehrin merkezine gelmişti. Kaç kilometre yürüdüğünü kendisi de bilmiyordu. Akşam maç vardı ve herkes formalarıyla şehrin merkezinde dolaşıyordu. Bir banka oturup soluklanmak istedi. Yanına yaşlı bir adam oturdu.
-Sen de mi maça gidiyorsun evlat?
-Akşam gideceğim amca.
-Hepiniz akşamki maça öğlenden mi hazırlanıyorsunuz? Herkesin üzerinde forma var.
-Ne öğleni amca. Ben evden sabah çıktım. İş arıyorum da.
-Üzerindeki formayla iş mi arıyorsun?
-Tekrar eve gidip formayı giymek için zaman yok. Akşam nasıl olsa maça gideceğim. Giyip çıktım işte.
-Oğlum madem işsizsin, maça gidecek parayı nereden buluyorsun?
-İşten çıkarılmadan önce 50 liraya kale arkası kombinesi almıştım.
-Ne iş yapıyordun?
-Kaynakçıyım amca.
-Hımmm. Demek kaynakçısın. Bana telefon numaranı ver bakalım, belki senin gibi birine ihtiyacı olan bir dostumuz vardır.

Hasan, umutsuzca yaşlı adama telefon numarasını verdikten sonra şehrin merkezindeki tesisat dükkanlarını dolaşmaya başlamıştı ama hepsi kapalıydı. Eski stadyumun olduğu caddedeki bir dükkanın kapısını, kapalı olduğunu bildiği halde tıklatırken, eskiden çalıştığı fabrikadaki bir arkadaşı omzuna dokundu.
-Hasan, n'aber?

Hasan arkasını döndüğünde Ramazan'ı gördü. Birbirlerine sarıldılar.
-Ne yapıyorsun burada?
-İş arıyorum Ramazan.
-Kardeşim görmüyor musun dükkan kapalı.
-Ne bileyim, belki içeride birisi vardır diye düşündüm. Bir şans işte.

Ramazan, Hasan'ın çaresizliğine bakıp onu kıraathaneye götürmeyi teklif etti. Maç saatine kadar orada oturdular. Ramazan, Hasan'a çaylar ısmarladı. Sonra oradakilerle beraber stadyuma doğru yola koyuldular. Maça girerken kapıda bağış toplayan taraftarlar vardı. Ramazan ve arkadaşları 5'er lira vererek bağış makbuzlarını aldılar. Sıra Hasan'a geldiğinde cebindeki 2 lirayı uzattı ve "kusura bakmayın, tüm param bu kadar" dedi, utanarak. 

Maç bittiğinde herkes mutluydu. Gencecik bir kadroyla, beklenmeyen bir galibiyet daha alınmıştı. Kazanmışlardı ve tüm dertler unutulmuştu. Ramazan'ın bir arkadaşına ait arabayla, Hasan'ı evinin yakınlarında bir yerde bıraktılar. Hasan evine doğru hoplaya zıplaya yürümeye başladı. Hasan eve döndüğünde, kazanılmış maçın mutluluğuyla hala ağlıyordu. Zili çaldı. Güzel eşi kapıyı açtı. Eşine sarıldı ve "kazandık" diye mutluluğunu paylaştı. Eşi de ağlamaya başlamıştı. Hasan, eşinin ağlıyor olmasına şaşırmıştı. Ona neden ağladığını sordu. Eşi, Hasan'ın gözyaşlarını suratından silerken sordu.
-Ekmek almayı unuttun değil mi?  

O sırada öğlen tanıştığı yaşlı adamdan telefonuna bir mesaj geldi.
-Bir dostum tam da senin gibi birini arıyormuş. Yarın işe başlayabilir misin?


***

Bir süredir Eskişehir'deki maçlar öncesinde kulübe gelir sağlamak amacıyla gönüllü dostlarımız, kulübün 5 liralık bağış makbuzuyla kapılarda bekliyorlar. Bir maç günü, cebinden 2 lira çıkan bir taraftar, "bu kadar var" diyerek cebindeki bozuklukları vermişti. Bu akşam kazandığımız Altay maçı, ciğeri 5 para etmezlere inat, cebindeki tüm para olan 2 lirayı veren Hasanların zaferidir. Şarkıda diyor ki;

Hikayeler anlatırım kendime.... uyumak için...
Acımı geçirmek için... gülümseyebilmek için...

Biz de hikayeler anlatıyoruz, bazen gerçek, bazen kurmaca.
Hangisi gerçek, hangisi kurmaca bilinmez. Gerçek olan tek şey, bir yerlerde güzel bir hikayenin yazıldığıdır. Yazanlara selam olsun.






Sabri Ugan'ın 03/07/2019 tarihinde Radyospor'da Isınma Turu programındaki anlatımı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder