17 Mart 2018 Cumartesi

Düşler Mezarlığı

Torunuyla dedesi, köy mezarlığının içindeki tek çeşmenin başına geldiler. Okumayı yeni sökmeye başlayan çocuk, çeşmenin duvarında yazanları okuyordu. Yazı "Şehit" diye başlayıp "anısına yaptırılmıştır" diye bitiyordu. Yanlarında getirdikleri pet şişeleri doldururlarken, çocuk sordu.
-Dede, şehit ne demek?

Dedesi, torununun kafasını okşadı.
-Düşlerinden vurulanlar demek.

Çocuk anlamamıştı. Dedesi onun anlamadığını anlamıştı. Çocuk, dedesine anlamadığını anlatırcasına bakarken, dedesi susmuştu. 

Ellerindeki pet şişeleri doldurunca, mezarları dolaşmaya başladılar. Az ötedeki bir mezarın başına geldiler. Dedesi ellerini iki yana açıp duaya başlamadan önce, torununa "hadi dök suyu bakalım" dedi. Çocuk şişedeki suyu yavaşça toprağın üzerine dökerken, mezar taşındaki yazı dikkatini çekti. Kafasını kaldırıp heyecanla, "dede, burada da şehit yazıyor" dedi. Dedesi duasını bitirip, avuçlarını yüzüne kavuşturduğunda gözlerindeki yaşı silerek cevap verdi.
-Evet yavrum, O senin dayın.

Bir kaç adım attılar ve başka bir mezarın önüne geldiler. Dedesi ellerini iki yana açıp duaya başlarken, torununa "hadi dök suyu bakalım" dedi. Çocuk şişedeki suyu yavaşça toprağın üzerine dökerken, yine mezar taşındaki yazı dikkatini çekti. Kafasını kaldırıp heyecanla, "dede, burada da şehit yazıyor" dedi. Dedesi duasını bitirip, avuçlarını yüzüne kavuştururken, gözlerindeki yaşı silerek cevap verdi.
-Evet yavrum, O senin amcan.

Sonra çocuk ilerideki mezarı göstererek heyecanla bağırdı. "Babam, babam"

Çocuk koşarak babasının mezarına doğru giderken, dedesi de arkasından onu takip etti. Çocuk, mezar taşının yanında duruyordu. Dedesi geldiğinde çocuğun omuzlarını sıktı. Çocuk, "burada da şehit yazıyor" dedi. Dedesi iç çekti.
-Burada bir çok mezar taşında aynısı yazıyor. Yandaki köye gittiğinde de görürsün, orada da öyle.  Zaten başka köylerde de farklı değil ki. Bu ülkede böyle milyonlarca mezar var. 
-Keşke ölmeselermiş. Ben kimsenin ölmesini istemiyorum dede.
-O zaman büyüdüğünüzde dünyaya savaşın ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatacaksınız. Silahların, bombaların yapılmasını engelleyeceksiniz. Eğer bir savaş yapılması gerekiyorsa, cehaletle savaşacaksınız. Ama silahınız kurşunlar, bombalar değil akıl ve bilim olacak. Aklı ve bilimi, kötü amaçlarla kullanmamayı öğreteceksiniz. Öldürmeyi değil, yaşatmayı amaç edineceksiniz. En çok şehit veren köy olmak yerine en çok milli sporcu çıkaran, en çok üniversite mezunu genç çıkaran, toprağı en verimli kullanan köy olacaksınız. 
-O zaman kimse şehit olmaz mı dede?
-Eğer yavrum, cehaleti yenemezseniz, şehit olmasanız bile torununla sevdiklerinin mezarına su taşırsınız, benim gibi.

Çocuk, dedesinin elini tutarak,
-Dede, keşke babam yaşasaydı. Onunla maçlara giderdik değil mi?
-Giderdiniz yavrum.
-Dede, beni de mi düşlerimden vurmuşlar?
-Hepimizi yavrum, hepimizi.

***

Teker teker anılması gereken öyle çok şehidimiz var ki... Bu güzel vatan için sadece kendisinin değil, sevdiklerinin düşlerini de feda edenler.
Ve onların anlatılması gereken öyle çok hikayeleri var ki, yürek dayanmaz.
Onlar, düşlerinden vurulanlar...
Başkaları yaşasın diye ölen bu yiğitlerin, bundan sonraki hayatlarında huzur içinde olmalarını diliyorum. Onların sevdiklerine bu acıyı yaşatanların da, ıslah olmasını.

Hangi birimizin eşimizle böyle bir fotoğrafı yok ki. Bugün 17 Mart 2018. Mithat Dunca komutanımızı kaybettik. Geride kalanlara bir şeyler demek istiyorum, yapamıyorum. Anlamını yitirmiş kelimelerle kimsenin acısını dindiremeyeceğimi biliyorum. Benden alsın size versin tüm sabırlarımı.


Bir gün tadı tuzu toprağa karışacak, bahar gelince çiçek açacaklar. Çiçekler işte o yüzden böyle güzel kokarlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder