9 Ekim 2013 Çarşamba

Fiko

70 yaşına merdiven dayamış Tahir Bey, yanında eşi Suzan Hanımla birlikte stadın önüne geldiklerinde, soğuk havaya rağmen büyük bir kalabalık vardı. Biletlerinin üzerinde yazan kapının önünde kuyruğa girdiler. Sıra onlara geldiğinde, yerlerine geçmek için sabırsızlanmaya, heyecandan birbirlerinin ellerini daha sıkı tutmaya başlamışlardı. Maç başlamadan önce, Tahir Beyin yanındaki koltukta bulunan orta yaşlarda bir taraftar; “çekirdek ister misiniz? diye sordu. Tahir Bey elini kalbine götürdü ve “teşekkür ederim” dedi.
-Yenge siz buyurmaz mısınız?
-Ayy bende çekirdek çitleyecek diş yok ki” diyerek gülümsedi Suzan Hanım.

Takımlar sahaya ısınmaya çıktıklarında, ikisi de yerlerinden kalktılar ve delice alkışlamaya başladılar. Yaşlı çifti  gören diğer taraftarlar da ayağa kalktı. Arka sıradaki bir kadın taraftar, Suzan Hanımın kulağına eğildi ve “amca biraz fanatik galiba” dedi. Suzan Hanım arkasını dönerek “sorma sorma, çok fena” diye cevap verdi.

Takımlar son taktikleri almak için soyunma odasına yöneldiklerinde, ön sırada oturan bir taraftar arkasını dönerek, elinde çaydanlıkla dolaşan çaycıya seslendi;
-Çaycııı. Çayı bitirme haa, buraya da gel.

Çaycı, Tahir Beyin önüne gelip, kağıt bir bardağa çay doldurdu. Taraftar ayağa kalkıp, elini para çıkarmak için cebine daldırdığı sırada;
-Onu teyzeme ver, bir tane daha doldur onu da amcama ver.
Tahir Bey ve Suzan Hanım, hiç tanımadıkları bir adamın kendilerine çay ısmarlamasına şaşırmışlardı. Diğer taraftan bu soğuk havada hayır diyemeyecekleri bir ikramdı.
-Teşekkürler.
-Ne demek amca, afiyet olsun.
Taraftar çevredeki diğer taraftarlara seslendi;
-başka çay isteyen var mı?
Kimse “istemem” demedi. Çaycı, tüm çayı oracıkta bitirdi, parasını taraftardan alıp gitti.

Artık maç başlamak üzereydi. Takımlar sahaya çıktılar. Seramoniden sonra hakem başlama düdüğünü çaldı ve destekledikleri takımın kazanması için dua edenlerin yanında, nasılsa hata yapacak diye daha ilk dakikada peşinen hakeme küfredenler ve takımın haftalardır gol atamayan forveti Fikret’e tehdit dolu bağırışlar eşliğinde maç başladı.

20. dakikada, santrfor Fikret kaleciyle karşı karşıya kalmıştı. Tahir Bey ve Suzan Hanımla birlikte herkes ayaktaydı. Hepsinin ortak beklentisi topun kaleden içeri girip, ağlarla buluşmasıydı. Ancak Fikret topa istediği gibi vuramamıştı. Top dışarı çıkarken herkes tepiniyor, Fikret’e ağıza alınmayacak küfürler ediyorlardı. 5 dakika sonra, kornerden gelen topa uzun boyunun da avantajıyla yükselen Fikret, kendisini arkadan iten rakip nedeniyle topa dokunamamış ve dönen topta golü yemişlerdi. Maç öncesi herkese çay ısmarlayan taraftar sinirinden küplere binmiş, yenen golden sonra Fikret’in annesi başta olmak üzere, sülalesine küfürler etmekteydi. Tahir Beyin yanındaki taraftar, Tahir Beye dönerek;
-“Zürafa gibi boyu var arkadaş, adam resmen odun. Buna verdiğimiz paralar haram olsun” diye dert yanıyordu.
Suzan Hanımın arkasında oturan kadın ise, “böyle çocuğum olsa, evlatlıktan reddederim” diye bağırıyordu.

İlk yarı bittiğinde, soyunma odasına doğru giden Fikret’e çakmak ve su şişesi gibi nesneler atılıyordu. Tahir Beyin yanındaki taraftar, yanındaki çocuğuna dönerek; “oğlum tuvalete gidelim mi” diye sordu. Oğlu kafasını hayır anlamına gelecek şekilde salladı. Taraftar, Tahir Beye dönerek, “çocuğuma bakabilir misiniz, ben büfeye kadar gidip geleceğim.” Tahir Bey “elbette” dedi. Sonra çocukla konuşmaya başladı. Ona hiç kimsenin bilmediği bir sır verdi. Ona öyle bir hikaye anlattı ki, hikaye bittiğinde bile çocuk, şaşkınlıkla hala Tahir Beyin yüzüne bakmaktaydı. Babası geldiğinde elinde 4 tane ekmek arası köfte ve ayran vardı. 2 tanesini Tahir Beye uzatırken, “çocuğuma baktığınız için teşekkür ederim” dedi. Tahir Bey;
-Evladım ne gerek vardı.
-Biz yerken siz bakacak mısınız amca, istediğiniz başka birşey varsa alayım.
-Çok zahmet ettiniz, teşekkürler.

Tahir Bey, ekmek arası köftelerin birini Suzan Hanıma uzattı. Suzan Hanım kafasını uzatıp taraftara teşekkür etti. Ancak sadece köfteleri yiyebildi. Çünkü ekmek, Suzan Hanımın yiyebileceğinden sertti.

Tahir Bey, köfte ekmeğini yerken, yanındaki taraftarla konuşmaya başladı.
-Allah bağışlasın, çok güzel ve akıllı bir çocuğunuz var.
-Teşekkürler. O benim hayattaki en değerli varlığım. Eşimle 10 yıl boyunca çocuğumuz olmadı. Sonra birden oldu işte.
-Ben de baba olduğumda 45 yaşındaydım. Onu dünyadaki her türlü kötülüklerden korumak, ona iyi bir eğitim vermek için çok çalıştık. Türlü fedakarlıklar yaptık. O yüzden seni çok iyi anlıyorum.

Bu konuşmalar sırasında, önlerindeki taraftar da elinde köfte ekmekle geldi. Yerine geçerken Tahir Beye kafasıyla selam verdi. Tahir Bey de “afiyet olsun” dedi.
-Amca, aslında bizde iştah bırakmadı bu herif.
-Kim yavrum?
-Şu Fikret denen topçu bozuntusu var ya, işte O. Kaçar mı amca şu pozisyon? Bu takımda oynuyorsan, bu kadar para alıyorsan, o golü atacaksın. Öyle değil mi?

Suzan Hanımın arkasındaki kadın taraftar, Suzan Hanımın omzuna dokunarak;
-Her gece kadınlarla alem yapıyormuş. Ehh normal tabii.
Suzan Hanım şaşkın bir vaziyette arkasını dönerek;
-Ama evli bir futbolcu O, hem çocukları da var. Bir yanlışınız olmalı.
-Aman canım, bunun gibiler için önemli mi bunlar. Para içinde yüzüyorlar, zaten bunların eşleri de para için bunlarla beraberdir. Yoksa ne işleri var futbolcu adamla.

İkinci yarı için takımlar sahaya çıkarken, tepkiler hep aynı futbolcunun üzerindeydi. Maçın 60. dakikasında, Fikret ceza sahasının içinde yere düşürüldü. Hakem penaltı noktasını gösterdi. Tribünlere bir anda büyük bir sevinç ve umut hakim oldu. Futbolcular takım arkadaşları Fikret’in, penaltıyı atması için topu ona verdiler ama O penaltıyı atmak istemedi. Teknik direktör yan taraftan Fikret’e bağırdı ve atışı kullanmasını istedi. Fikret topa doğru geldi ve topu köşeye doğru vurdu. Ancak kaleci de topun gittiği yöne doğru atlamış ve topu yakalamıştı. Fikret penaltı noktasında, elleri başında yıkılıp kalmıştı. Tribünler, artık Fikret için hiç de iyi bağırmıyorlardı.

Tahir Beyin yanındaki taraftar öylesine küfür etmekteydi ki, yanındaki çocuğu birden ağlamaya başladı. Çocuğu sakinleştirmek Tahir Beye düştü. Çocuğunun ağladığını gören taraftar, onu kucağına aldı ve koltuğuna oturdu;
-Görüyorsun değil mi amca, bak çocuğumu bile ağlattı. Zaten İzmir’li futbolcu almayacaksın arkadaş. Hele Narlıdere’li ise hiç almayacaksın. Sen nerelisin amca?
-Narlıdere, İzmir

Bu sırada ön taraftaki taraftar, Fikret’i nasıl pataklayacağının planlarını, yandaki arkadaşına anlatmaktaydı. Bunun evini biliyorum. Gece tenhada bir sıkıştıracaksın bunu ...

Tahir Bey ve Suzan Hanım, oluşan bu kötü ortamda maçın sonuna kadar nasıl dayanacaklarını bilemez haldeydiler. Maça geldiklerine pişman olmuşlardı. Maçın sonuna kadar süren, küfür, hakaret ve birçok kaba saba sözlerden sonra, sonunda maç bitmişti. Hakemin bitiş düdüğüyle birlikte, alınan yenilginin suçlusu ilan edilen Fikret, soyunma odasına giden tünele girene kadar küfürlere maruz kaldı.

Suzan Hanım, Tahir Beye, “şu kalabalık biraz geçsin biz öyle çıkalım” dedi ama Tahir Bey orayı hemen terk etmek istiyordu. Çevresinde maç boyunca iletişim kurduğu insanlara “iyi akşamlar” diyerek tribünden ayrıldılar.

Suzan Hanımın arkasındaki kadın taraftar da, maç öncesi herkese çay ısmarlayan ön sıradaki taraftar gibi kalabalığın boşalmasını bekliyordu. Tıpkı Tahir Beyin yanındaki taraftar ve çocuğu gibi. Kadın taraftar lafa girdi;
-Bu Fikret’i ne yapacağız şimdi?
-Çiğ çiğ yiyeceğiz.
-Çocuğum yanımda olmasa ben ne yapacağımı söylerdim ama şimdi bir şey diyemiyorum. Devre arasında O amca ne anlattı sana bakayım.
-Çok güzel bir hikaye anlattı baba.
-Bize de anlatsana.
-Bizim santrfor Fikret var ya.
-Evet.
-Küçükken hep bizim takımın formasını istermiş babasından ama babası ona hep kendi tuttuğu takımın formasını alırmış. Bir kere bile giymemiş o formaları. Sonra bize transfer olduğunda, hayalini kurduğu formaya kavuşmuş. O yüzden de, daha fazla para veren takıma gitmemiş.
-O amca nereden biliyormuş bunları.
-Fikret bebekken annesi ve babası trafik kazasında ölmüşler. O kazadan sonra Fikret aylarca komada kalmış. Fikret’in babası, bu amcaların kapıcısıymış. Bu amcaların da çocukları olmuyormuş, daha hastanedeyken onu evlat edinmişler.
-Ne yani, yanımızdaki adam, Fikret’in babası mıymış?
-Evet. Onun yanındaki de annesi. “Biz yıllardır ona kendi tuttuğumuz takımın formasını sokakta top oynarken bile giydiremedik ama O bize bugün bu formayı giydirdi” dedi.

                                                                               ***
Yazarın notu;
Kurmacadır. Bu hikaye aslında biraz da özeleştiridir. Hep derim de maç başladığında unuturum; "ne zaman bir baba şevkatiyle severiz, o zaman taraftar oluruz" diye. Şu hayatta hepimiz türlü türlü goller kaçırıyor, hepimiz değişik goller yiyoruz. Eve döndüğünde, goller kaçırmış olsa da, ona sarılıp destek veren ailesi gibi olmalıyız. Sırf giydiği formanın üstündeki armanın hatırı için bile, şevkatle. Hani "formaları çıkarın, çıplak oynayın" diye tempo tutar ya taraftar. Bazen de Fikret'leri yokuş aşağı giderken kolundan tutması gerekir o taraftarın yada o formayı kendi üzerinden çıkarması.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder