4 Eylül 2009 Cuma

Kura Çekimi Heyecanıymış... Hıh

Bu yazıyı yazmama neden olan Bozkurt Yılmaz'ın o güzel yazısına ithafen...

***

Geçen gün bizim evde altın günü vardı. Hazırlıklara bir gece önceden başladım. Bizim adam her zamanki gibi yine televizyonda maçın başına geçmişti. Şampiyonlar ligi mi neyse, işte ondan varmış. "aman canım bana dokunmasın da, şu börekle keki aradan çıkarayım" diye düşündüm. Oğlan içeriden bağırmaz mı "anne su veeeeeer" diye. Elimde bir bardak suyla dikildim kapısına "oğlum sen daha uyumadın mı" diye çıkıştım. Neyse suyunu içti uyudu. Mutfağa döndüm, hangisini daha önce yapayım diye düşündüm. "Kek yapayım, kalıptan çıkması için soğuması gerek, kek soğurken böreği fırına koyarım" fikrinde karar kıldım. Buzdolabını açtım, elim yumurtalara gitti ama hiç yumurta yoktu. İnanamadım. Buzdolabının her yerine baktım, bulamadım. Dün akşam 3 tane yumurta vardı, nereye gitmişti. Allahım çıldıracak gibiydim. Erhan'a bağırdım;
-Hayatım yumurta vardı burada, gördün mü?
Maça dalmıştı yine, ses gelmedi. Salona gittim;
-Hayatım duymuyor musun beni? Sesini kıssana biraz.
-Ne oldu yaaa.
-Yumurta vardı dün akşam buzdolabında.
-Haaa sabah kahvaltıda yedim ben onları.
-Aferin Erhan ben şimdi keki neyle yapacağım?
-Komşudan al.
-Hayır efendim sen kalk, market kapanmadan git al gel.
-Maç var gidemem.
Sinirlerim tepeme çıkmıştı. Gittim sigortanın şalterini aşağıya indirdim.
-Allah kahretmesi e mi.
-Hayatım elektrikler gitti.
-Biliyoruz canım.
-Ne yapacağız şimdi.
-Sen bir mum yak otur, ben gidiyorum.
-Hahh iyi, belki sen gelene kadar elektrikler gelir. Almışken 10 tane al oldu mu?
-Ne alayım?
-Yumurta
-Ne yumurtası Handan, ben Kemal abimlere gidiyorum. Maçı orada izleyeceğim.
-Neeee....

Ve gitti. İnanılmaz ama gitti işte. Şalteri açtım ve mecburen karşı komşudan aldım 3 tane yumurta ve başladım keki karıştırmaya. Böreği de fırına verdikten sonra, şöyle ayaklarımı uzatıp, televizyon karşısına geçeyim dedim. Sokak kapısı açıldı, Erhan geldi. Aceleyle ayakkabılarını çıkardı, yanıma oturdu, kumandayı elimden aldı, kanalı değiştirdi. Ve yine bir başka maçı açtı.
-Ohaaaa
Hiç tepki vermedi. Söylediği sadece "dolapta hiç bira var mı" oldu.
-Çüşşşş
-Hadi bir koşu kap da gel bir tane.
"Erhan" dedim, "gecenin bu saati oldu, bu maçlar ne zaman bitecek?"
-Özet bunlar özet. Diğer takımların bugün oynadıkları maçların özetleri.
Birazcık dinlenmeme fırsat vermedi. Hem düşünebiliyor musunuz, elimden kumandayı bana sormadan aldı. Saygısızlığın bu kadarı. Ben de gıcıklık olsun diye "Haah haaa, ben biliyorum bu maçın sonucunu" dedim
-Yahu sen nereden bileceksin.
-Biliyorum boşuna izleme, 0-0 bitti bu maç.
Kalbim temizdi. Ve maç 0-0 bitmişti.
-Handan sen neden gidip yatmıyorsun? Git örgü filan örsene.
-Aaaa bak bu maçın da skorunu biliyorum ben.
-Handaaaaaan.
-Erhancım bu maçta çok gol var.
-Handan gitsene yahu.
-Annneeeee çok susadııııım

Ertesi gün altın gününde, bizim kızlarla konuşurken erkeklerin futbol yüzünden bize olan saygılarını yitirdiklerini konuşuyorduk. Herkesin anlatacak hikayesi vardı. "Keşke evlenmeden önce futbolu sevip sevmediğini sorgulamış olsaydım" dedi birisi. Diğeri "erkeklerin bu hali, bizi her türlü spordan her geçen gün uzaklaştırıyor, sonra da kilo alıyoruz" dedi. Doğruydu. Bu kadar kilo almamızın sebebi spordan soğumuş olmamızdı. Kızlardan biri anlattı. Geçenlerde evlerine ilk defa gelen misafirlerini salonda yalnız bırakmış ve kura mı ne çekiliyormuş, içeri odaya bilgisayar başında onu izlemeye gitmiş. Düşünebiliyor musunuz, maç bile değil, kura çekimi. Kızlardan biri "bunlara çimleri sularken çekilmiş bir video göstersen, onu bile oturup izleyecekler" dediğinde koptuk gitti.

Akşam Erhan elinde bir demet gül ile geldi. Önce gözlerime inanamadım. Sonra da ona sıkı sıkı sarıldım. Durup dururken bana hiç çiçek almazdı. Dün yaptığı ayılığı farketti diye düşündüm. Sonra yemeğe oturduk. Ben öğlen çok kaçırdığım için, sadece eşlik ettim.
-Oğlum annen bugün ne kadar güzel değil mi?
-Annem her zaman güzel baba.
-Evet oğlum doğru söylüyorsun.
-Anne ben ıspanak yemek istemiyorum.
-Olmaz Mert. Dünyanın en güzel ikinci kadınının yaptığı ıspanağı nasıl yemezsin.
-Ama baba ya.
-Hey dur bakalım orada. En güzel ikinci mi? Birinci kimmiş?
-Annen hayatım, annen.

O akşam duyduklarıma ben de inanamamıştım ama hoşuma da gitmişti. Mert uyuduktan sonra, "film izleyelim mi" diye sordum Erhan'a.
-Böyle bir kadınla yalnız kalan hangi erkek, film izlemek ister ki? Benim daha iyi bir fikrim var.

Evlenmeden önce nasıl hissediyorsam, o gece de aynısını hissediyordum. Erhan'a yeniden aşık oluyordum. Ta ki, o gece uykuya dalmadan önce, bana yaptığı teklife kadar aynen böyle hissettim. Ama o teklif, o ahlaksız teklif beni rüyadan uyandırdı. Kendisine yanıtım kesin ve netti;

-Hayır Erhan, altınları satıp, Lyon deplasmanına gidemezsin. Şimdi al yastığını, git içeride uyu.

***

Yazarın notu: Hayatımda olan tüm kadınlara sevgi ve saygılarımla. Onların anlayışla karşılayacağına ve bunu sadece bir hikaye olarak göreceklerine inanıyorum.
Yazarın eşinin notu: Hayatımdaki kadınlar derken...???
Yazarın mecburiyetten ikinci notu: Annen hayatım, annen.

1 yorum:

  1. Okurken ayrı, sonunda apayrı şekilde yarıldım. Son cümlesi de uzunca süre msn iletimi işgal etti. Eline sağlık abi :)

    YanıtlaSil