29 Haziran 2009 Pazartesi

Bir Avuç

2004 yılı. İkinci ligin ikinci haftasında Ankara Cebeci İnönü stadyumunda , iki gün üst üste, 2.lig B kategorisi maçlarını izleme şansı buluyorum. Hava şartları mükemmel denecek kadar iyi. Sahanın zemini futbol oynamaya elverişli. Bir futbol maçı için eksik olan tek şey kaliteli seyirci. İlk gün stadyumda bulunan deplasman takımı seyircisi yanındayım. Yedikleri ilk gol ile beraber hem kendi futbolcularına hem de hakemlere küfürler etmeye başlıyorlar. Bir süre sonra bu küfürler öyle bir boyuta geliyor ki, küfürlerin geldiği tarafta oturan bir baba ve iki çoçuğu, çekirdekleri ve gazeteleriyle beraber , küfür edilen gruptan çok daha uzak bir yere geçmek zorunda kalıyorlar. Ancak o bölgede de, yanında çocuğuyla beraber maça gelen başka bir babanın maç boyunca ettiği küfürleri dinlemek zorunda kalıyorlar. Stadın boş olması yankıyı da beraberinde getiriyor. Ve edilen tüm küfürler stadın içinde yankılanıyor. Maç bitince deplasman seyircisi kendi takımını tribüne çağırıyor ama 90 dakika kendisine küfür edenlere hangi futbolcu gitmek ister ki? Doğruca soyunma odasına gidiyorlar. Günün en ilginç fotoğraflarından biri de, 6-7 yaşlarındaki bir çocuğun, giydiği Galatasaray formasının üzerine Fenerbahçe şapkası takması oluyor. O çocuk büyük bir ikilemde miydi, yoksa birilerine mesaj mı vermeye çalışıyordu, ayırt etmek zor. Ama o gün orada bunu mesaj olarak alması gereken çok insanımız vardı.

İkinci gün bu sefer ev sahibi takımın tribünlerindeyim. Stat yine neredeyse boş. Küfürler yine devam ediyor. Yenik duruma düşen ev sahibi takımın kelli felli 50 yaşlarında bir taraftarı, elindeki pet şişeyi deplasman takımının yedek kulübesine doğru fırlatıyor. Çünkü futbolcularına devamlı talimat yağdıran rakip teknik adamın kulübeden çıkmasına sinirleniyor. Yetmiyor, bu sefer başka birisi yan hakeme ağıza alınmayacak küfürler savurmaya başlıyor. Tüm sahada yankılanan küfürler, çimlerin bile sararmasına neden olabilecek türden. Ama bu küfürleri edenlerin suratında kızarıklık belirtisi olmadığı gibi, hiçbir güvenlik görevlisi bunlara müdahale de etmiyor. Sadece gülüyor. Son dakikada deplasman takımından bir oyuncu kırmızı kart görüp de dışarı çıkarken, ev sahibi takım tribününlerinin altından geçmek zorunda. Kendisine edilen küfürlere karşılık, ellerini iki yana açıp; “neden küfür ediyorsunuz” dediğinde, o seyircilerin arasında oturduğum için utanıyorum.

Bir aut atışında, top ceza sahasını terketmedi diye, hakeme “maç tekrar edilecek, kural hatası yaptınız oluuuum” diye bağıran bir seyirci, futbolcusuna faul yapıldıktan sonra düdük çalmak yerine pozisyonu avantaja bırakan hakeme isyan eden ve dördüncü hakemin “avantaj vardı, lütfen yerinize oturun” demesiyle uyanan bir teknik adam, tuvaletleri pislik içinde, çeşmeleri bozuk bir stadyum ve de farklı küfürler edebilmeyi maharet sayan taraftarlar... Kime niçin kızıyoruz? Futbol kültürümüzün seviyesizliğini kabullenip, medeni bir toplum yaratabilmek için neden çalışmıyoruz ki? Türk futbol seyircisinin, futbol kültürünün yozlaştığını kabul etmek ayıp mı? Yoksa, esas ayıp olan tüm bunları görmezden gelip, kendimizi çok iyi bir seyircimiz var diye kandırmak mı? Futbol seyircisi kabul etmemiz gerekir ki, artık futbol dışındaki alanlara da girmeye başladı. Bu bir basketbol, voleybol veya hentbol aşkı nedeniyle değil kesinlikle. Taraftarı oldukları takımların yanında olmak için de değil. Amaç rakibin olduğu her yerde olmak. Bir anlamda sidik yarıştırmak. Oysa iyi bir taraftar olmanın yolu, o spor dalını sevmekten geçiyor. Ve o spor dalını gerçekten sevdikleri için orada bulunanlar, gün geçtikçe azalıyor.

Tribünlerde küfür edip, sahaya ellerine geçirdiklerini atanlar için, hiç kimse bir avuç demesin. Masal kahramanı Güliver’in bile o kadar büyük avuçları yoktur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder