11 Mayıs 2017 Perşembe

Rüzgarın Şarkısı

Saat geç olmuştu. Herkes dükkanını kapatmış, evine gitmişti ama patronun misafiri vardı. Dükkanda son kalan rakının icabına bakıyorlardı. Patron, elini cebine atarak bana seslendi.
-Hilmi, şuradan bir yüzlük kap da gel. Ondan sonra evine git.

Patronun misafiri müdahale etti.
-Yok yavrum, ben de gidiyorum zaten. Haddinden fazla içtik. Haydi izninizle. Sizler de evlerinize gidin, geç oldu.
-Selahattin Abi, ne güzel oturuyorduk şurada.
-Yok yok yengeniz bekler şimdi. Onu da yalnız bırakmayım. Bu kadar laflama yeter, sonraya da kalsın biraz. Haydi iyi akşamlar.

Patron, misafirini yolculamak için kapıya kadar ona eşlik etti. Bekledim ama içeri girmedi. Dükkanın önünde, kafasını gökyüzüne doğru kaldırıp, derinlere dalıp gitti. Yanına gidip, ben de başımı gökyüzüne kaldırıp, yıldızları izlemeye başladım. Hafiften bir rüzgar esiyordu. Bir süre sonra patrona baktım, göz pınarlarındaki yaşlar taşmaya başlarken gülümseyerek italyanca bir şey söyledi;
-il canto del vento.
-Ne demek patron?
-Rüzgarın şarkısı demek. Duyuyor musun Hilmi?
-Ben şarkı filan duymuyorum patron.
-Şu yıldızı görüyor musun? Hani yanıp sönen var ya.
-Evet, görüyorum.
-İşte o yıldız bana 19 yaşımdayken direksiyon dersi veren adam.
-Hikayesi var değil mi?
-Herkesin bir hikayesi var Hilmi. Gençliğinde bir kıza tutulmuş, kız da buna. Ama meteliksizmiş. Babasına söylemiş, istemeye gitmişler. Kızı vermemişler. Sonra bir daha gitmişler. Yine vermemişler. Kıza söz vermiş, "seni alacağım" diye. Çalışmaya başlamış ama gerçek hayat, her zaman filmlerdeki gibi olmuyor. Bir sene geçmeden kızı istemeye başka biri  gelmiş. Kız istememiş ama kızı o adama vermişler. Aradan geçen yıllar, adamın kıza olan aşkını bitirmemiş. Ertesi gün, direksiyon çalışmak için tekrar buluşmuşduk. Adam çok mutluydu. Kozasından yeni çıkan bir kelebek gibiydi. Sonra nedenini öğrendim. Önceki gün, yolda yürürken yıllar yıllar sonra karşıdan gelen eski aşkını görmüş. Kadın da onu görmüş. Hiçbir şey demeden birbirlerine sarılmışlar. Sonra bir kafeye gidip, sohbet etmişler. Kadın evlenmiş, iki tane çocuğu olmuş. Direksiyon hocası da evli ve üç tane çocuğu var. Saatler su gibi akıp gitmiş. Birbirlerine telefon numaralarını vermişler.  Arada sırada buluşup, sohbet etmek için anlaşmışlar. Direksiyon hocam demişti ki, "mutlu olmak için yeterince nedenim vardı ama artık daha mutluyum."  

Patron gökyüzünde yeni bir yıldız arar gibiydi. Rüzgarın şarkısı anlamına gelen o italyanca cümleyi yine söyledi."il canto del vento"
-Hilmi duyuyor musun rüzgarın şarkısını?
-Hayır patron, şarkı duymuyorum.
-Şu yıldızı görüyor musun?
-Orada başka yıldız yok ki zaten, elbette görüyorum. Peki o kim patron?
-O yıldız,  biraz önce giden Selahattin Abi. Üniversite yıllarımda onun şiirlerinden besteler yapar, sabahlara kadar süren, iki kişilik şiir geceleri düzenlerdik. Selahattin Abi manavdı. Evli ve iki tane çocuğu vardı. Ne zaman dükkana girsem, onu defterine bir şeyler karalıyor bulurdum. Hep şiir yazardı. Bütün şiirlerini tek bir kadına yazıyordu. Yine bir gece, benim öğrenci evime geldi. Eli kolu dolu. Öğrenciyiz diye rakıyı da kendisi alır gelirdi, mezeleri de. Bir de koltuk altında şiirlerini yazdığı defterleri olurdu. O gece hüzün tavan yapmıştı. Öylesine içten, öylesine duygu yüklü şiirleri vardı ki, dedim ki, "abi bunları bastıralım, çok ünlü olursun." Bana kızmıştı. "bu şiirler özel" dedi. "Yengem çok şanslı kadınmış" dedim. Demez olaydım. Selahattin Abi, o anda başladı ağlamaya. "Bunlar yengene değil, ilk aşkıma yazdıklarım" deyiverdi. Direksiyon hocamla aynı hikaye. Tek fark, Selahattin Abi, onunla hiç karşılaşmamış. Bir adam, sevdiceğini görmeden kaç yıl yaşayabilir Hilmi?
-Bilmiyorum patron.
-Aslında başkasını seviyorken, hayatına başka birisi ile nasıl devam edebilirsin ki?
-Bilmiyorum patron.
-Ben biliyorum Hilmi? Cevap şu anda baktığımız gökyüzünde. Her yıldız, bir başka yıldızın etrafında dönüp duruyor. Gezegenler, yıldızların etrafında, uyduları gezegenlerin yörüngesinde dönüp duruyorlar. Ay olmasa, Dünya da olmaz. Dünya olmasa Ay da savrulur giderdi. Mesela Hilmi, sen olmasan ben biterim. Mesela Eskişehirspor olmasa hepimiz tükeniriz. Düşünsene rakı yok, ne yaparız? Yani Hilmi, şimdi evine git, etrafında dönüp durduğun ve etrafında dönüp duran şeyleri düşün. Onlar tutunduklarındır. Onlar sana tutunanlardır.
-Sen ne yapacaksın patron?  
-Ben bir yüzlük alacağım. Etrafında dönüp duran çocuklarını ve dostlarını göremeyen bir abime, gökyüzündeki yıldızları gösterip, rüzgarın şarkısını dinleteceğim.

***

Patron gittikten sonra dükkana girip, "il canto del vento" diye yazıp arattım. Artık rüzgarın şarkısını duyuyorum patron. (İtalyanca bilmeyenler,  alt yazıyı açarak dinlesinler.)

Patron eklemesi: Aferin Hilmi, anlamışsın olayı. Ne mutlu bana ki, o abimin etrafındaki uydu bugün dönmeye devam ediyor. Ya siz sevgili okurlar; rüzgarın sesini duyabiliyor musunuz?



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder