26 Mart 2014 Çarşamba

Babalar Ve Oğullar

Oğlumla beraber televizyonda haftanın maçlarından birini izliyorduk. 2 dakikada bir “baba” diyerek başlayan sorular soruyordu.
-Baba, taç değil mi?
-Baba, sence orada faul var mı?
-Baba, iki rengi de mavi olan bir takım var mı?

Hepsine cevap veriyordum ama diğer yandan da maça konsantre olamadığımdan, soruların bitmesini bekliyordum. Soruların ardı arkası kesilmedi.
“Baba” diye başladı yine. Bir soru daha geliyordu.
“Oğlum yeter ama” dedim.
Dedim ama birden aklıma Sami Elvan’ın hastane kapısında söyledikleri geldi. Şöyle demişti Sami Elvan; “oğlumun uyanıp, bana bir kez daha baba demesini bekliyorum”

Zaman geçince, günlük hayatın hızına ayak uydurmaya başlayınca, gözlerimiz körleşiyor, hafızamız siliniyor galiba. O anda bana eziyet gibi gelen bir kelimeyi duymak için, aylarca hastane kapısında bekleyen babayı getirdim gözümün önüne.

-Oğlum
-Efendim
-Sana kızdığım için özür dilerim, ne soracaktın?
-Unuttum.
Aradan bir dakika geçti ve yeniden “baba” dedi.
-Efendim oğlum.
-Kızmazsan sana bir soru sorabilir miyim?
-Sorabilirsin tabii.
-Baba, peki mavi siyah bir takım var mı?
-Var oğlum. Adana Demirspor var. (biliyorum lacivert ama dedim işte)

O an, istersen bundan sonra onları tutabilirsin desem, çok mutlu olacaktı. Çünkü babasının tuttuğu takımdan başkasını tutmasını engelleyen bir içgüdüye sahipti. Öğretilmiş bir sadakat. Diyemedim. Diyemezdim.
-Mavi renk beni çok rahatlatıyor baba, keşke bizim takımın rengi de mavi olsaydı.

Ondan sonra hangi takımı tuttuğunun, o takımın renklerinin ne olduğunun, diğer başka şeyler yanında ne kadar önemsiz olduğunu, hayattaki en önemli şeyin en başta insan olabilmek olduğunu anlattım.

Günden güne büyüyen evlatlarımıza insan olmayı öğretmek, insanca yaşamanın gerekliliğini anlatmak, babanın tuttuğu takımı tutmamanın en kötü şey olmadığını göstermek zorundayız. Hiç yaşlanmayacak bir çocuğun babasının söylediklerini aklımızdan çıkarmadan, ilk defa "baba" dediklerinde hissettiğimiz heyecanla.


Hoşgeldin Ege.


Yazarın notu: Elimizde büyüdü dediğimiz bir çocuk vardı tribünde. Kimbilir kaç kişinin elinde büyüdü, kendisi de bilmiyordur. Yaşı 40 ve üzerinde olan herkes bugün ona, "ulan kerata elimizde büyüdün" der. Yaşı ilerledikçe daha çok sevilen bir kerata.  Çoğumuzdan küçük olduğu kadar, çoğumuzdan da olgundur. Dün ilk defa baba oldu.  Evladını kendisi gibi iyi bir insan olarak yetiştirmesi dileklerimle. Yazının sonunda hoşgeldin dediğim Ege, işte bu keratanın, Kerem Akgören'in oğludur ve bu yazı ona adanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder