13 Mayıs 2019 Pazartesi

Pinpon Topları

Devre arasındaki olağanüstü genel kurulda göreve gelen yönetim, yeni bir olağanüstü genel kurul kararı aldı. Mevcut başkan Kaan Ay ise yeniden aday olmayacağını belirtti. Her şeyden önce bu yönetim, çok zor bir süreçte takımı ligde tutmayı başarmıştır. Bu nedenle kendilerini tebrik ediyorum. Eskişehirspor’un 1.ligde kümede kalması başarı mıdır değil midir, tartışılır. Ancak benim gibi sportif başarılara endeksli olmadan kulübünü sevenler için bazı noktaları dile getirmek gerekiyor. Bu ekonomik olumsuzluk ortamında ligde kalmak çok önemlidir ancak ondan çok daha önemli olan, bunu sağlarken kulübün kültürüne zarar verip vermediğinizdir. Bu kadar kısa sürede ne kadar çok yanlış yapıldığını, kulübün manevi değerlerine ne denli zarar verildiğini anlatmak gerek, doğru yapılanları da ekleyerek.

Kaan Ay, bir basın toplantısı ile genel bir değerlendirme yaptı. “Kulübün sorunlarını bilerek geldik. Tesislerde yemek çıkmıyordu. Alt yapıyı deplasmana götüremiyorduk. Böyle bir kulüp devraldık.”  Devraldık demesi garip çünkü Kaan Ay, bu şikayet ettiği durumun sorumlusu olan son dönemin yönetiminde yer alan birisi. Üstelik yönetiminin çok büyük kısmı da, tesislerde yemek çıkmayan dönemin yöneticileri. O dönemin sonunda gördük ki, kendisine efsane! diye seslendiği başkanı, başkanlığı ona devretmeden önce kulübün kasasından alacağı olan 2,39 milyon TL’yi almış, öyle bırakmış görevi. Eğer o şahıs gerçekten iyi bir Eskişehirsporlu olsaydı, kasadan aldığı 2,39 milyon TL’nin çok küçük bir kısmıyla o alt yapı takımları da deplasmana giderdi, tesislerde yemek de pişerdi. O şahıs gerçekten iyi bir Eskişehirsporlu olsaydı, mali genel kurulda ayrıntılı bilanço kalemlerinin dökümünü sunar, “tesislere gidin inceleyin” demezdi. Kaan başkan bu şahsa efsane! dedi ve demeye devam ediyor. O bu konuda ısrar ettiği sürece, bize de “bozacının şahidi şıracıdır” demek düşüyor. Hiç kusura bakmasın.   

Bu yönetimin yaptığı hatalardan biri kulübü siyasete bulaştırmak oldu. Kaan Ay, kulübe maddi imkânlar yaratmak adına bunu yaptığını itiraf etti ama çok yanlıştı. Çünkü karşısına geçtiği siyasi partinin belediye başkanları, hele hele Kazım Kurt yıllardır bu kulübe en büyük desteği sağlamış kişidir. Çok ayıp edildi çok. Buna bir grup taraftar da “benim oyum Eskişehirspor’a” diyerek, (çok büyük kısmı arkasındaki oyunu sezemediğinden) alet edilmiştir. “Oyumu Eskişehirspor’a en çok destek olana veririm” söylemiyle bir siyasi partiye destek olma düşüncesi çok hatalıdır. Mesela, bana göre bölücü teröristlerden müteşekkil bir parti var. Bu desteği onlar verseydi, o teröristlere mi oy verecektiniz? Bu kampanya planlı, programlı ve sadece tek bir siyasi partinin istikbali için oluşturulmuş bir çalışmaydı ve kulübümüze zarar verdi. Bu kulüp, hiçbir siyasi partinin tekelinde olamaz, olmamalıdır. 

Basın toplantısında Kaan Ay’ın söylemde yaptığı çok büyük bir hata oldu. “Üyelikleri açtık” demek, biz tüzüğü çiğnedik demektir. Hiçbir yönetim, tüzüğe rağmen iş yapamaz. Tüzüğe aykırı yapılan işlerde hukuki geçerlilik yoktur. Eğer tüzükte değişmesi gereken noktalar varsa, tüzük tadilat kongresine gidilir ve genel kurulda bunlar değiştirilir. Evet, bence de üyelik için %15 barajı saçmalıktan başka bir şey değildir. Ancak tüzüğe aykırı olarak işlem yapmak da doğru değildir. Bu konuda hem yönetimin hem de sicil kurulunun hukuksuz bir işleme imza atmaması gerekirdi. Tüzüğü tanımayan bir anlayışla kulübü yönetmekle iyi yönetici olunmaz. “Biz tüzüğe rağmen bunu yaptık” diyerek övünmek ise garip bir durum.

Transferin açılması, özellikle de gözünü para bürümüş futbolcu temsilcilerine rağmen bunu başarmak çok önemlidir. Yönetimi bu süreçte çok başarılı buluyorum. Nasıl koşturduklarını, nasıl uğraştıklarını gördük ve bu yaptıklarını önemli başarı olarak görüyorum. Evet, Cemali gibi önemli bir yeteneğimizi kaybettik ama belki de yıllarımızı kurtardık. Ancak transfer açılınca, takviye yapılması gereken iki olmazsa olmaz bölgeye hiç transfer yapılamadı. Kaleci ve santrfor. Ben burada yönetimi suçlayamıyorum. Çünkü bu durumlarda takımın başındaki hocanın yol gösterici olması gerekir. Zira bu konu teknik bir konudur. Her hocanın, izlediği, takip ettiği her bölgeden futbolcular vardır. Her hocanın devamlı güncellediği bir datası olur. Hocalar özellikle çalışmadıkları dönemlerde bol bol maç seyrederler. Bunun nedeni işte o tuttukları datanın güncellemesini yapmaktır. Görüldü ki, Fuat hocanın bu konuda epey eksiği var. Fuat hocayı sadece bu konuda değil, maçı okuma, kadro seçimi gibi konularda da başarılı bulmuyorum. Fuat Çapa saha içinde hiç de iyi bir hoca olmadığını defalarca gösterdi. Bu yüzden yeni sezonda farklı bir hoca ile devam edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yine de, saha dışındaki hocalığı konusunda hakkını teslim etmekte fayda var. Yardımcılarından birini maddi imkansızlıklar nedeniyle kaybetmesine rağmen, para almadan, tüm olumsuz koşullar içinde hem hocalık hem de yöneticilik yapmıştır. Şu şartlarda çalışmak da, herkesin harcı değildir.

Kaan Ay’ın basın toplantısında söylediği önemli bir cümle var. Diyor ki, “kimse yöneticiyi hatırlamaz. Eğer bu takım küme düşseydi, herkes benden bilecekti.” Kesinlikle doğru bir tespit. Bu yüzden aldığı risk çok değerlidir. Ancak şunu da hatırlatmak gerek. Son genel kurul öncesi kimse aday olmasaydı, “işte görüyorsunuz kimse aday olmadı, yine bana kaldınız” diyecek bir sözde efsane! vardı. Kaan Ay, kendi kendine şunu sorgulamalı; efsane dediği şahıs yeniden gelmesin diye bir liste çıkarılmamış olsaydı, o sözde efsane kendisine, genel kurula saatler kala bu teveccühü gösterir miydi? Kimin için aldı bu riski, değdi mi onun için katlandıklarına, bunu kendi içinde değerlendirmeli. 

Bu yönetim de her önüne gelene forma verme alışkanlığını devam ettirdi. Formamızı “milletin kanını dökeceğiz” diyene de verdiler, yaradana şirk koşana da. Bu forma değerlidir, herkese nasip olmaz diyoruz ama sadece bu yönetim değil, yönetime gelen her kim olursa olsun, formayı istediğine hediye ediyor. Bakalım bu durumu hangi yönetim değiştirecek.  

Başkanın istifasını istediği birisinden istifasını alamamasını bir kenara koyarak söylüyorum. Ocak ayındaki genel kurul tamamlanınca merakla bekledim. Çünkü Esstore’un işletme hakkına sahip olan Osman Taş yönetime girmişti. Bekledim ki, bu hakkı başka birisine devretsin. Çünkü Esstore’un işletmecisi olup, aynı zamanda kulüpte yönetici olmak etik değildi. O çok eleştirilen Yıldırım Demirören’in bile, İddaa ihalesini kazandığında ortaya koyduğu tavrı bekledim. Şimdi de başkanlık için adayım diyor. Kendisini tanımıyorum ancak medyada yer alan haberler ve bazı kişilerin sosyal medyada dile getirdiği dolandırıcılık suçlamaları, ister istemez bir soru işareti yaratıyor. Belki günahına giriyorlar adamın, bilemiyorum. Ancak kendisi en azından Eskişehirspor’da bir karar vermeli. Hem Esstore işletmeciliği hem de kulüp yöneticiliğinin aynı anda yapılması doğru değildir. 

Genel Kurul tarihine hafta içi diye yapılan eleştirilere katılmıyorum. Burada bence yeni yönetim için iyi niyetli bir yaklaşım var.  Çünkü 8 Haziran’da transfer açılıyor. Futbolcuların da 31 Mayıs’ta sözleşmesi bitiyor. Bu açıdan alınabilecek en uygun ve en erken tarih olduğunu düşünüyorum. Eskişehir’dekiler çok şikayet etmesinler. Benim gibi şehir dışından gelecekler tüm günlerini genel kurul için harcayacaklar. Sizler de birkaç saatinizi verin artık. Gönül hafta sonu olsun diye istiyor ama plansız programsız, son anda alınan kararın en iyisi bu gibi duruyor. Buradaki iyi niyeti görmemek için çok yanlı olmak gerek.

Başkan sosyal medyadaki taraftara “kafayı çeken yazıyor” diye suçlamada bulunuyor ama kendilerinin getirdiği ve U15 takımının başına koyduğu hocanın sosyal medyada yazdıklarını görmüyor. Yoksa bu alt yapı hocası da mı kafayı çekip yazıyordu?


Başkan sosyal medyadaki taraftara “kafayı çeken yazıyor” diye suçlamada bulunuyor ama bu yönetimin en çok eleştirilen yöneticisi basın sözcüsü oldu. Kulüpte herhangi bir yöneticilik makamında olan herkes, her türlü medya aracında kulübü temsil etmektedir. Bu yöneticinin sosyal medyadaki Türkçe kullanımı öylesine kötüydü ki, önce uyarıldı ancak gittikçe artan bir seviyede Türkçe’yi yanlış kullanması nedeniyle bir süre sonra dalga geçilir oldu. Yoksa bu yönetici de mi kafayı çekip yazıyordu?



Başkan sosyal medya kullanmayan ve karşı olduğunu söyleyen birisi. Sosyal medyaya karşı olmak anlaşılabilir ancak kulübün o mecrada resmi hesapları vardır. Dolayısıyla başkanın denetleme fonksiyonunu yerine getirmesi gerekirdi. Kendisi kullanmasa bile, sosyal medyadaki taraftar tepkisinin kendisine raporlanmasını isteyebilirdi. Bunu yapmış olsaydı, utanılacak seviyede Türkçe kullanımı yapan bu yöneticinin görevini yeniden değerlendirmek durumunda kalırdı. 


Kurumu temsil eden bir başka yönetici ise çok daha büyük bir utanç paylaşımında bulundu. Başkan sosyal medyadaki taraftara “kafayı çeken yazıyor” diye suçlamada bulunuyor ama yanıbaşındaki bu edepsizi görmüyor. Yoksa bu yönetici de mi kafayı çekip yazıyordu? O edepsiz, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e iftiralar atan bir düzenbazı öven açıklamalarda bulundu. 



Üstelik daha sonra ortaya çıktı ki, bu şahsın üstünde Fenerbahçe formalı bir başka paylaşımı daha varmış. 



Bu olaylar olduktan sonra, bu şahsın görevine son vermeyen, kulüp sadakati maddesi nedeniyle disipline göndermeyenler, onunla aynı yönetimde kalabilmeyi içine sindiren ve tepki koymayan, istifa etmeyen her yönetici, en az paylaşımı yapan sözde yönetici kadar bu kepazeliğe ortak olmuştur. Şunun şurasında genel kurula iki hafta var. Madem yönetim kurulu onu görevden almıyor, o zaman siz istifa etmeliydiniz. Biriniz bile tepki vermediniz, hepinize yazıklar olsun. Pinpon topu gibi oradan oraya kulübün menfaatleri için koşturmuş olmanız, şu kepazeliğe sessiz kalmanıza bir bahane oluşturmaz. Ayrıca kulübün yönetimine gelmişsiniz, tabii ki pinpon topu gibi koşturacaksınız. Madem kulüp için oradan oraya savrulmak istemiyorsunuz, madem zor geldi, bir daha aday olmayın. "Hem paramı vereceğim, hem zamanımı vereceğim, hem de eleştirileceğim" diyorsunuz. Sen bu ülkenin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk'e iftiralar düzen birine rahmet okuyana gıkını çıkaramıyorsun. Basın toplantısında seni eleştirenlere o kadar laf söyleyeceğine, şuna bir tane laf söyleyememişsiniz, şuna tepkisiz kalmışsınız, bu takımı şampiyon yapsanız kaç yazar?  

Son olarak yerel basına da bir çift lafım var. Eskişehirspor kulübünün başkanı ve yöneticileri basın toplantısı yapıyor ve siz orada “bu kepazeliği yapan şahsı görevden almayı düşünüyor musunuz” diye soramıyorsunuz. Artık sizden yana hiçbir ümidim kalmamıştır. Basın olarak hiçbiriniz görevinizi layıkıyla yerine getiremiyorsunuz. Bu kulüp olmazsa, her biriniz işsiz kalırsınız. Aman kimseyle kötü olmayayım, onu öveyim bunu seveyim dediğiniz müddetçe size de yazıklar olsun demekten başka bir şey diyemiyorum. 

Sosyal medyada hem iq hem de eq bakımından çok değerli Eskişehirsporlular var. Onlardan biri demiş ki, "başkanım kafayı çeksek sana mı yazarız?" 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder