21 Mayıs 2019 Salı

Gerçek Korku

Yıl 1992 veya 1993. Öğrenci evimiz Yediler Parkı’nın hemen arkasında. Özel radyolar birer birer açılıyor. Eskişehir’in ilk radyosu olan Genç Radyo’da her gece yarısı bir program başlıyor. Programı Beyaz ile Tito sunuyor. Sabaha kadar geyik muhabbet, kahkaka. Sabah ders varmış kimsenin umurunda değil, öyle kaptırmışız kendimizi. İnternet olmadığından mesajlarımızı kağıda yazarak radyoya kapıdan bırakıp, hızla eve dönüyoruz ve yine radyonun başına geçiyoruz. O gecenin konusu korku. Arayanlar, mesaj gönderenler nelerden korktuklarını dile getiriyorlar. Yolda yürürken köpekler saldırırsa çok korkarım diyen tiki hatundan, ben hiçbir şeyden korkmam diyen sözde delikanlılara kadar, tüm boş beleş mesajlar veriliyor. Sabaha karşı, gün aydınlamaya yakınken, artık programın temposu düşmüş, herkesin göz kapakları ağırlaşmışken, bir dinleyici telefonla yayına bağlanıyor.

-Selamün aleyküm.
-Aleyküm selam. Bizi hangi mahalleden arıyorsunuz?
-Cezaevinden arıyorum. Bir tane jetonum var, eğer telefon kesilirse kusura bakmayın.
-Allah kurtarsın abicim. Evet abi sen en çok neyden korkarsın söyle bakalım.
-Saatlerdir sizi dinliyorum. Size gelen telefonlara, mesajlara bakınca, kimsenin korku hakkında bir şey bilmediğini gördüm. Size korku nedir anlatayım. Ben idam mahkumuyum. Bir süre önce bir arkadaş bana geldi ve üzüntülü bir şekilde “seni bu sabaha karşı götüreceklermiş” dedi. Yıllardır idam mahkumlarını infaz etmiyorlardı. “Bu nasıl olur” dedim. Sonra birkaç kişi daha gelip, sıramın geldiğini söylediklerinde direnmekten vazgeçtim. O gece koğuştaki herkes yatağına yatıp uyumaya başladı ama ben sabaha kadar Allah’a dua ettim. Saatler çok hızlı geçti. Güneş doğdu ama kimse gelip beni almadı. Sonra koğuş kalktı ve bana şaka yaptıklarını söyleyip güldüler. Umarım şimdi herkes anlamıştır gerçekten korkmak nedir diye.  

Bunun üzerinden yıllar geçti. O programın aynısı bugün olsa, mesaja “Eskişehirspor yok olacak diye korkuyorum” yazardım. Çünkü şehrin dinamikleri hala gerçeğin farkında değil. Çünkü hala birileri, Eskişehirspor üzerinden şahsi menfaat peşinde. Çünkü parası olanın umurunda değil, umurunda olanların parası yok. Az buz bir para da değil ki, yüzlerce milyonluk borç var. Gerçekten sadece bir kişi ile olacak iş değil. Sadece yönetim kurulundakilerin üstesinden geleceği bir sorun değil.

Genel Kurul sürecine girdik, telefonlar mesajlar artmaya başladı. Daha bir kere yüz yüze oturup konuşmadığımız insanlar, “siz bir şey yapabilir misiniz?” diye soruyorlar, çaresiz. Ailesinin geçimini sağlamakla mükellef bu insanların elinden fazla bir şey gelmiyor. 

Eskişehirspor’u yüzlerce milyonluk borç batağına sokanlar ve onların türevleri, ellerini ovuştura ovuştura sıralarının gelmesini bekliyorlar. Bugüne kadar hiçbir planı programı olmadan kulübü yönetmeye talip olanların, kulübün ismini satmayı düşünecek kadar alçalabileceklerini, ülkenin kurucu önderine karşı olanlara karşı bile aciz kaldıklarını gördük. Kulübü bu vizyonsuz kişilerin vicdansızlıklarına teslim etmeyi içime sindiremiyorum. Biliyorum benim gibi hisseden birçok arkadaşım var. Bizim gibilerin, o anlattığım idam mahkumundan bir farkı yok. 

Darağacına doğru yürürken hayaller kuruyorum. Keşke şimdi bir telefon gelse, telefondaki ses, “bu infazı iptal ediyoruz” dese, sonra da Eskişehirspor’un boynundaki yağlı urganı hep birlikte söküp atabilseydik. 

Artık geri sayım başladı.  
10, 9, 8 … Hala infazı durduran yok. 
7, 6, 5 … Acaba kimsenin umurunda değil mi? Biriniz çıkıp şaka deyin, vallahi kızmayacağım. 
4, 3, 2, 1 … 

Ya birisi infazı durdurun diye bağıracak yada ayaklarımızın altındaki tabureye vurulan tekmenin sesi, duyduğumuz son ses olacak.


1 yorum:

  1. Gece kıyağı ekibiyle cezaevine ziyaretlere gitmiştik; ne tuhaf perşembe günü için de ölü evine gidecekmişiz gibi bir his vardı. Yalnız değilim demek ki :-(

    YanıtlaSil