2 Eylül 2018 Pazar

Kim Suçlu Ve Şimdi Ne Olacak

Öncelikle bir konuda anlaşalım. Transfer tahtası diye bir şey yoktur. Bunun adı uluslararası literatürde transfer penceresidir. Ağızdan ağza yayılan bu yanlışı değiştirelim.

31 Ağustos gecesi  ne oldu? Artık öğrenmeyen kalmadı sanırım. 2,5 aydır ne yönetimin ne de yönetimin has adamı İzzet Erdoğan'ın hiçbir şekilde lisans sorununun çözümü için çalışmadıkları ortaya çıktı. O gece  2,5 ayda yönetimin aldığı kadar imzayı, tesislerdeki taraftarlarımız, futbolcularımız, teknik direktörümüz altı saat içinde aldı. Radyospor’daki konuşmamda “transferi açmak için en ufak bir çaba göstermiyorlar, hadi haksızlık etmeyeyim, belki göstermişlerdir, yeterince çaba göstermiyorlar diyelim” demiştim. Tam da söylediğim gibi olmuş. En ufak bir çaba dahi gösterilmemiş. O gece Fuat Çapa ve Sezgin Coşkun borçlara kefil olurken, taraftarlarımız senetlere şahsi kefaletlerini verirken, arabasının anahtarını veren yeni transfer Hakan Aslantaş ve aldığım peşinatı geri vereyim de şu borcu kapatalım diyen, daha resmi olarak bir kere formamızı giymemiş o güzel insanların suratına nasıl bakabilecekler? Bu saydığım isimlere rağmen çoğunuz orada ailesinin, çocuğunun rızkını Eskişehirspor için ortaya koyanların kimler olduğunu tam olarak bilmiyorsunuz. Hiçbirimiz o güzel insanların haklarını ödeyemeyiz. Gerekli meblağ yatırılmadan imza vermeyeceğini beyan etmiş kurumsal alacaklıları ve daha onlarca çözülmemiş dosyaları bile bile, bu camiaya nasıl bu kadar kolay yalanlar söyleyebildiler? Aylardır çözülmemiş dosyaları çözmek için bir araya gelmiş olan taraftarları, kundaktaki bebeğiyle gece yarısına kadar  “acaba ben de bir şey yapabilir miyim” diye bekleşen o güzel insanları kasten kandırdılar. Sorunumuz transfer penceresinin açılıp açılmaması kadar Eskişehirspor’un düşürüldüğü durumdur. Kalbindeki karanlığı ortaya dökmek için fırsat kollayan, yüz yüzeyken söyleyemeyeceği cümleleri sosyal medya perdesi arkasından kuran futbol cahillerinin ağızlarına kulübümüzü sakız ettiler. Transfer penceresinin açılamayacağını bile bile, günlerce bize tiyatro oynadılar ve taraftarların psikolojilerini alt üst ettiler. Bunların kasten yaptığı bu rezaletin milyonda birini farkında olmadan yapınca utancından yerin dibine girecek insanlar, bunları hak ettikleriyle mutlaka yüzleştirecektir. 

Son 15 yılın 10 yılında Halil, 3 yılında Mesut var. Peki, tek sorumlu Halil ve Mesut mu? “Yönetimler yalancı, beceriksiz, seçilmişler destek olmuyor” söylemiyle bugün geldiğimiz durumu tam olarak açıklayabilir miyiz?  Köprübaşı’ndaki kutlamada büyük başkan tezahüratına ortak olanların hiç suçu yok mu? Sorgulamayan, araştırmayan, her söylenene inananların çok payı var. Genel kurullarda üyelerin "aman bulaşmayım, ben kötü olmayayım" yaklaşımlarında olanların da payı var. Oradaki çoğu üyenin yarı yaşındaki Kaan Can Alhan kadar yüreği olmayan, yanlışa yanlış diyemeyen hepimizin sorumluluğu vardır. İmkanı olduğu halde kulübe inatla üye olmayanlar da, en az üye olup gereğini yapmayanlar kadar sorumludurlar. Medyamızın bu rezil durumdan sorumluluğu yok mu?  31 Ağustos gecesi tesislerdeki canlı yayınlardan birinde "sevgili başkan" ifadesini kullanan ama saf olduğunu düşündüğümden kızamadığım gözü yaşlı bir gazeteci, başka bir (sözde!) gazeteciye mikrofon uzatıyor, O da bu kulübü bu hale getirenlere bela okuyordu. Yıllardır kulübü bu noktaya getirenleri gazetedeki köşesinden baş tacı eden birinin, kendini bu olumsuz durumdan sıyırma çabalarını komik ve acınası buluyorum. Tüm bunların içinde, bütün suçu seçilmişlere yıkmak, gelinen noktada az yada çok hepimizin pay sahibi olduğumuzu görmezden gelmek, sorunları çözmemizi engeller. Yaptığımız hataları kabul etmeli ve artık bilinçlenmeliyiz. Aksi halde yarın aynı sonuçla yine karşılaşırız. Benim derdim safça hata yapanlarla değil. Kasten, bilerek bu yıkıcı düzenin bir parçası olanları kenara koymak zorundayız. Bu yıkıcı düzenin farkında olan ve bunun bir parçası olmak istemeyen milletvekillerini, oda başkanlarını, belediye başkanlarını Eskişehirspor'a destek olmuyor diye tek suçlu ilan etmek, gerçek suçluları korumaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Eskişehirspor’u çıkarsız sevenlerin yüreğine su serpecekse eğer, şu düşüncemi de ifade etmek istiyorum. Yaşadığımız bu sancılı süreç  aslında bir değişimin, bir arınmanın ayak sesidir. Kurtuluş savaşında kesin zafere ulaşmadan birkaç gün önce, geri çekilen düşman orduları da her yeri yakarak yıkarak geri çekilmişlerdi. Bunlar da aynısını yapıyorlar. Bu nedenle kulübün daha fazla tahrip edilmemesi için, gerçekten Eskişehirsporlu olan ve aldatıldığını düşünen tüm yöneticilerin 24 saat içinde istifa etmesi ve en büyük suçluyu tek başına bırakması gerekmektedir. Bu rezaletten rahatsız olmayıp istifa etmeyenler de, suça ortak olmayı kabul etmişlerdir.

Transfer dönemi  4 Ocak 2019 ile 31 Ocak 2019 arasında yeniden başlayacak. FIFA’nın verdiği yeni bir yasak veya ek süre var mı, 59 tane dosyanın tamamını çözsek bile Ocak ayında transfer yapabiliyor muyuz kimse bilmiyor. 59'dan fazla dosya mı var, onu da bilmiyoruz. Puan silme cezalarıyla ilgili dosyalar ne durumda bilmiyoruz. Çünkü bu konularda bilgi sahibi olanlar bunu inatla açıklamıyorlar. İşte tüm bu gibi konular şu anda ikinci derecede önemlidir. Eskişehirspor’un düşman işgalinden kurtarılması birinci önceliktir.  Sahada mücadele eden genç kardeşlerim, böylesine olumsuzluklar içinde dahi, uzun yıllardır sahada görmediğimiz mücadele ve hırsı ortaya koyuyorlar. Tabelada ne yazarsa yazsın, hepsinin arkasında büyük bir ordu olmaya devam edecektir.

***

Blogun geleneği gereği sırada şarkımız var. Müzik tarihinin en iyi şarkılarından biriyle bitirelim. Gitarist olma hevesinde olan genç kardeşlerim için ders niteliğinde bir şarkı. Bir riff ile nasıl harikalar yaratılır, izleyip görün. Deep Purple'dan "Sometimes I Feel Like Screaming". Şarkı "bazen çığlık attığımı hissediyorum" diyor. Sanki kulübün duvarları dile gelmiş gibi.

1 yorum:

  1. her harfine her satırına imzamı atarım... öyle açık ve net bir analiz başka yerde de okumadım.. hoş yazanda yok zaten... artık gerçekten bir el atılmalı.. iş sadece küçük bir kıvılcıma bakıyor!!! teşekkürler...

    YanıtlaSil