27 Ağustos 2018 Pazartesi

Dünden Kalanlar (Gençlerbirliği-Eskişehirspor)

Öncelikle, passolig için yıllardır birlikte boykot yaptığımız dostlara bir açıklama borcum var.

Dün akşam benim için bir yenilginin, bir teslimiyetin ilk günüydü.

Passolig denen zırvaya, 4 sezon direndim. Hakkında türlü yazılar yazdım. Neden alınmaması gerektiğini anlatıp durdum. Öyle ki, passolig alan birçok dostun kalplerini bile kırdım. İşin aslı, daha ilk senesinde hep birlikte ortak bir duruş gösteremediğimiz için kazanamadık. Şimdi bir avuç kalmış olanların boykotunun da yeterince ses getirmediği ortada. Ancak tek başına kalmak değil teslim oluşumun nedeni.

Benim iki tane evladım var. Biri oğlum, diğeri Eskişehirspor. Bu boykot süresinde, ekran başında Eskişehirspor’u izlemek yerine tribüne girmek isteyen oğluma passolig engelini anlatıp durdum. “Bak ben de gidemiyorum” dedim. Zaman geçtikçe ona aşılamaya çalıştığım öğretiden kopmaya başladığını gördüm. Oğlumun “baba beni maça ne zaman götüreceksin?” sorusu, yıllar geçtikçe daha büyük bir baskı yaratmaya başladı. Genel seçim sonuçlarından sonra, 5 sezon daha onu Eskişehirsporsuzluğa mahkûm etmem artık mümkün değildi. Bir seçim yapmam gerekiyordu. Şahsi bilgilerin üçüncü kişilerle izinsiz paylaşımı, anayasal hakkın ihlali, bir bankanın müşterisi olmak zorunda bırakılmak, adil olmayan ve uygulamada özürlü olan 6222’ye rağmen, oğlumun Eskişehirspor’a bağlanacağı 5 yılı daha kaybetmesini göze alamadım. Durum bundan ibarettir.

Gelelim dün akşama. 

4 sezon sonra iyi yönde değişen bir şey göremedim. Türk Futbolu’nu dert edinen, onun sorunlarını çözme gayreti gösterenler olsaydı, zaten passolig olmazdı ama başka diğer sorunları da burada dile getireceğim.

Çağdaş ülkelerin stadyumlarına gittiğinizde hem metro hem de otopark anlamında imkanlar mevcut. Yenikent Stadyumu’nda bu imkanların hiçbiri yok. Üstelik burayı bu sezon 3 ayrı kulüp kullanıyor. Arabanızı yüzlerce metre ileride bırakıp yürüyorsunuz. Tribünlere girene kadar 3 defa üstünüz aranıyor. Ağlarla çevrili deplasman tribünü, dibe doğru giden futbolumuzun sadece ufacık bir detayı. Bir bardak suyun 2 liraya satılmasıyla, futbolseverlerin keriz yerine konmaya çalışıldığını görüyorsunuz. Üstelik mesela 3 tane su almak istediğinizde bozuk yok denerek, para üstü olarak su verilen bir yapı var karşınızda. Aklıma hemen eskiler geldi. Eskiden böyle bir durumda o satış noktası talan edilir, satış yapan kişiler darp edilirdi. Yarın bir gün yine olmayacağını garanti edemezsiniz. Bu saçmalığa neden olanların, yaşanabilecek kötü bir olayda ciddi sorumluluğu olacaktır. Kantinde simit dışında yiyecek hiçbir şey yok. Kahve diye sattıkları şey üçü bir arada dedikleri şekerli bir kimyasal. Maçın sonuna eklenen ekstra süreyi gösteren bir skor tabelası yok. Telefonlar iyi çekmiyor. Bir sürü köyde, stadın zemininden daha düzgün çayırlar mevcut.

Futbolseverler bu kadar berbat bir ortamda, şehir merkezinden 40 km uzakta olan bir stadyuma neden maç izlemek için gitsinler? Gitmiyorlar zaten, stadyum bomboştu. İstediğiniz kadar marka değeri diye söylemlerde bulunun, Türk Futbolu’nu yönetenlerin zihniyetleri değişmedikçe, ülke futbolunun marka değeri uçurumdan yuvarlanmaya devam edecek.

Peki, bu kadar berbat bir ortamda, üstelik deplasmana, üstelik alt yapı oyuncularından kurulu bir takımla oynayacaklarını bildikleri halde, yenileceklerini bile bile oraya gelenlere ne demeli? Dün akşam, Eskişehirspor’un bu kötü günleri yaşamasına neden olanlara karşı siyahlara bürünüp isyan edenlerin, kulübü siyasetin kirli amaçlarına alet edenlere inat, siyasi görüşü ne olursa olsun yüreği Eskişehirspor için atanların omuz omuza verdiği bir akşamdı. Yediğimiz her golden sonra daha çok bağırdık. Tıpkı 60’lı yılların sonunda o tribünlerde olan babalarımız, dedelerimiz, analarımız gibi. Biliyorum, daha önce de gördüm, bu çile daha uzun yıllar devam etse de çoğalarak orada olmaya devam edeceğiz. Bir maç kaybetmek, bir küme düşmek hafif acılar bizim gibi sevenler için. Maçın bitiminde tribünün önüne gelen o gencecik çocukların vücut dillerinden, açık farkla yenilmelerinin utancını hissedebiliyordunuz. Tribünler “aldırma gönül aldırma” dedikçe, esas utanması gereken şeref tribününde otururken, kafalarını daha fazla öne eğdiler. Bizim çocuklar soyunma odasına doğru yürürken, Gençlerbirliği futbolcusu Jailton, koşarak tribünlerimizin önüne kadar geldi ve bizi alkışladı. Geceye damga vuran hareketti. Maç sonrası ESES çeken kapalıdaki Gençler taraftarları da kendilerine yakışanı yaptılar.

Dün akşamdan size aktaracağım üç özet sonuç var.

Birincisi, eğer iyi bir taraftar veya futbolsever olan ve hala passolig almamış bir sevgiliniz varsa, evlenme teklifini ondan beklemeyin. Eğer böyle bir arkadaşınız varsa, ona gözünüz gibi bakın. Zira onlardan o kadar az kaldı ki, öyle birini bir daha çok ama çok zor bulursunuz.

İkincisi, kimliği belirsiz bir iki kişiye söyleyeceklerim var. Dün attığınız maytaplardan biri ile bir çocuğun yaralanmasına neden oldunuz. Hem maytap nasıl kullanılır bilmiyorsunuz hem de kanunları. Türk Ceza Kanunu 86/1’e göre, silahla kasten adam yaralamaktan 2 yıldan 5 yıla kadar yargılanırsınız. Karşı tarafın tahriki de söz konusu olmadığından ceza indirimi alamazsınız. İçeriden çıktıktan sonra da, 6222’ye göre ömür boyu men cezası alacağınızdan, ömrünüz boyunca her maç karakola gidip imza vermek zorunda kalırsınız. İmza vermediğiniz her maç için de ayrıca para cezası yersiniz. Hangi üniversiteden mezun olmuşsanız fark etmez. Bozuk bir sicil ile hayatınız boyunca iyi bir şirkette iyi bir işe giremezsiniz. Özetle hayatınız kayar.

Üçüncüsüne ve sonuncusuna gelelim ama maç başlamadan hemen önce Murat Diri’nin tribünlere seslendiklerini bir kez de buradan yazalım. “3 sezon önce bu stadyumda ağlaya ağlaya küme düşmüştük. 3 yıl sonra yine buradayız, 5 yıl sonra da bu tribünlerde olacağız. Bugün ilk ve son defa gibi, susmadan tribün yapacağız.” Tam bir lider konuşmasıydı, tebrik ediyorum.

Sakın ama sakın, skorlar ne olursa olsun, “Eskişehirspor ölüyor”, “Eskişehirspor kapanıyor”, “Eskişehirspor yok oluyor” gibi söylemlere prim vermeyin. Çünkü aradan kaç yıl geçerse geçsin, Eskişehirspor hep var olacak ve bizler de tribünde olmaya devam edeceğiz. Belki gerekli para bulundu ama son dakikada lisansların çıkması ile kahraman olacağını hesaplayanlar olabilir. Belki de öyle bir para yok ve lisanslar çıkmayacak, puan silme cezaları ile de karşı karşıya kalacağız.  Her ne olursa olsun, bu kulübü dolandıranların, bu kulüp üzerinden haksız kazanç elde edenlerin, bunları bildiği halde sessiz kalanların, sessiz kalarak çıkar elde edenlerin, yalan haberlerle bunların ekmeğine yağ sürenlerin, kulübü siyasi amaçlarına alet edenlerin ve henüz sıfatsızlıklarına isim bulamadıklarımızla hesaplaşmamız yaklaşmaktadır. Her birimizi tek tek yok etmeden, Eskişehirspor’u yok edemeyeceklerini herkese göstermeye devam edeceğiz. Dün akşam olduğu gibi.

***

Kulaklıkları takıp, sesi kökleyelim ve Avustralyalı folk grubu The Waifs'in aşka düşüşü anlattığı şarkıyı dinleyelim. Nasılsa hepimiz tam ortasına düşmüşüz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder