13 Haziran 2018 Çarşamba

Yalnızlık Mevsimi

Çok bilindik bir fıkradır. Cehennemde her ülke için kazanlar kaynamaktadır. Kazandan dışarı çıkamasınlar diye, kazanların başında birer ikişer görevli melek bulunmaktadır. Ancak Türklerin kazanı başında kimse yoktur. İşe yeni başlayan Zebani sorar, "neden bu kazanın başında kimse yok" diye. Görevli melek cevap verir, "onlardan birinin kazandan çıkması mümkün değil. Biri kazandan çıkmak istediğinde mutlaka aşağıdan çekerler."

Hüzünlü bir hikayeye fıkra ile başlamak da acayip bir ironi oldu. Kim bilir belki de tam yerindedir. Zira, bazıları gülerler ağlanacak halimize. Eskişehirspor camiasının tam olarak bu fıkrada eleştirilenler gibi olduklarını daha net görmeye başladım. Keşke fıkrada anlatıldığı gibi olmasaydık, keşke hep beraber kocaman bir yumruk olup, ortak problemlerimizi çözebilecek iradeyi gösterebilseydik. Aman kimse başarılı olmasın, aman kimse öne çıkmasın, kimseyi kahraman yapmayalım, kimsenin ekmeğine yağ sürmeyelim, yüzüne gülelim arkasından sövelim ...

Camia içindeki durumu özetlemek için basit bir örnek vereyim.
Diyelim ki, Eskişehirspor yönetimi için yapılan seçimde sizin de içinde olduğunuz yönetim göreve geldi. Bugüne kadar olduğunun aksine, Eskişehirli bir hoca ile çalışmanın hem maddi hem de manevi olarak daha doğru olduğunu düşünüyorsunuz. Bu amaçla Eskişehirspor'da görev alabilecek Eskişehirli hocaları büyük bir toplantı odasına topladınız ve dediniz ki, "biz size güveniyoruz, hepiniz birbirinizden değerli insanlarsınız. Bu yüzden Eskişehirspor'u emanet edeceğimiz hocayı siz kendi aranızda belirleyin. 3 saat sonra geleceğiz ve kararınızı o zaman bize söyleyeceksiniz." 3 saat sonra toplantı odasına döndüğünüzde Eskişehirli tüm hocaların öldüğünü, sadece bir tanesinin hayatta olduğunu, onun da ağır yaralı olduğunu görürsünüz.

Adını sanını bildiğiniz, yakınen tanıdığınızı düşündüğünüz, şehrin önde gelenleri diye tanımladığınız, şehrin yöneticileri olarak seçtiğiniz, meclise sizi temsil etsin diye gönderdikleriniz, sanayiciler, büyük esnaflar ve daha bir çoğunun Eskişehirspor'u dert etmediğini görmenin bende yarattığı yıkıntıyı tarif edecek kelimeleri bulamıyorum. Umursamıyorlar. Hatta "kapansa da kurtulsak" diyenleri de gördüm.

Eskişehir dışında, hatta ülke dışında gurbette yaşayanlardan oluşacak bir yönetim yapsak, herhalde gelmiş geçmiş en güçlü yönetim olurdu. Çünkü onlar kadar Eskişehirspor'u seveni görmedim. Artık, Eskişehirspor'u kurtarmak için kapı kapı dolaşan bir meczup olduğumu düşünüyorum. Hani burada bir kaç defa anlattığım, Nafiz Yazıcıoğlu gibi bir sanayicinin, Kılıçoğlu sineması önünde kulüp için piyango bileti satmaktan utanmadığı gibi çaldım kapıları. Yapabiliriz, kurtarabiliriz, hadi bir el atın ittiriverelim şunu diye.

Bazılarına sonbahar, kış yılda bir kez uğruyor. Biz ise çırılçıplak biçimde sürekli yalnızlık mevsimindeyiz. Yapraklarımız dökülüyor, çiçeklerimiz don yiyor, bedenlerimiz kavruluyor da bir türlü bitmiyor anasını sattığımın yalnızlık mevsimi. Seviyorum diye şehrin sokaklarında haykıran Recep Dayı bile Eskişehirspor kadar yapayalnız değil. Ona hiç olmazsa rakı ısmarlayanlar var. Eskişehirspor'u gerçekten sevenler, önemseyenler, onun derdini dert edinenler ise ondan çok uzaktalar. Çaresizler, elleri bağlı, ayaklarında ise pranga. İşleri, eşleri, çocukları ise onların sessiz gardiyanları.

Tüm bu olumsuzluk içinde, bir umut görüp gözleri parlayanlar da var. İşte Eskişehirspor'u onlar kurtaracak. Ben o umutlu insanları gördüm. Ufacık bir kıvılcımda, alevler saçabilecek kadar içinde biriktirmiş olanları. Onlara Adnan Yücel'in dizelerini gönderiyorum.

ey her şey bitti diyenler,
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler,
ne kırlarda direnen çiçekler,
ne kentlerde devleşen öfkeler,
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.  

***



      


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder