27 Mart 2018 Salı

Biz Kazanacağız

2017 yaz ayındaki sonuçsuz bir genel kurul sonrası, dışarıda üç arkadaş konuşurken, yanımıza usulca sokuldu. İçeri alınmadığı için salonun dışında bekleyen gençlerden biriydi. Ameliyathaneye alınmadığından, sevdiğinden iyi haber alabilmek için hastane kapısında bekleyen, sevgilisinin ailesine yakalanmamak için tanıdık bir sima arayan sevgiliden farksızdı.  Sesi titreyerek sormuştu;
-Abi, kulüp kapanmadı değil mi?

Eskişehirspor'un içinde bulunduğu durumdan daha önemli ne kadar çok kişisel sorunları vardı kim bilir. 

Sonra birisi yönetime aday oldu ve seçildi. Onun planladığından daha erken olmuştu ama bizden biriydi, sevindik.

İlk basın toplantısında, kulübün yeni başkanı konuşmaya başladı. Salonun dışında "kulüp kapandı mı" diye soran genç gibi sesi titriyordu. 

4 ay sonra ise son defa geçti basının karşısına. Her şeyi anlattı, "öyle zamanlar oldu ki, Eskişehirspor başkanı olduğum için utandım" dedi. "Bir kulübe her gün elinde senetle birisi çıkar gelir mi?" diye isyan etti. Tek başına mücadele edemedi, cebinden milyonlar verdi, "helal olsun" dedi, görevi bıraktığını açıkladı. O son basın toplantısında bile sesi hala titriyordu.

Sonra onlar geldi.

Sustum. Konuşacak hakkım olmadığını düşündüm. "Konuşacağına gereğini yapsaydın" diye suçladım kendimi.

2018 Mart ayında basın toplantısı yaptılar. "Şu kadar para bulduk", "borçları yapılandırdık" dediler. "Başkaları gibi geçmişi suçlamadık" dediler ama topu topu 4 ay yönetimde kalanlara demediklerini bırakmadılar. "Eski başkan hakaret etti" diye şikayet ettiler. "Kulübe haciz getirmedik" diye gözümüzün içine baka baka yalan söylediler. "Daha alacağımız şu kadar para var" diye de ilave ettiler. Oysa yaşanan tüm olumsuzlukların sebebi kendileriydi. "30 milyon lazım" diye mesaj verdiler, "kümede kalsak bile, bu parayı ödeyemezsek, kümede kalmamızın bir anlamı yok" diye itiraf ettiler. Ve sesleri öylesine gürdü ki, içim titredi.

Sükut kimine göre altın, kimine göre şeytanın işlerini rahatça yapabilmesi için bir fırsat. İçimde bir sürü ben var. Biri diyor ki; "sus, yoksa takım alt kümeye iner, her şey biter." 

Öbür ben diyor ki, "sen demiyor musun, amatöre de düşse arkasındayım" diye. "bu korku niye?"

Sorun şu ki, ben kimseye böyle gözünün içine baka baka yalan söyleyemem. Ben pişkin değilim, yaptığım şeyler için "yapmadım" diyemem, kendi hatalarım için başkalarını suçlayamam. Eğer oyunun kuralı bu ise, susarım ve bu oyunda kaybederiz. 

Sonra diğer ben devreye giriyor, "sadece bir anlığına kaybedersin" diyor. Çünkü doğru her zaman haklı çıkar. Doğru her zaman kazanır. Doğru bildiğin yoldan şaşma. Babamın dediği gibi, iyiler daha fazla olmasaydı bu dünya dönmezdi. Kötülere direnmekten vazgeçme.

Bahar geldikçe kısalsa da geceler, eskisinden daha uzun geliyor bana. Zira sezonun sonu geliyor. Demek ki bir şeylerin sonu daha yakın artık. Ve biliyorum, doğru kazanacak. Biliyorum en sonunda Eskişehirspor kazanacak. O sesi titreyen salonun dışındaki genç kazanacak. Biz kazanacağız.

***

Yıllar geçtikçe üniversite yıllarımın muhteşem aşığı manav Selahattin Abi'ye benzediğimi düşünüyorum. Yıllar geçtikçe, onu daha iyi anlıyorum. "Şiirler iyi ki varmış da, kendini ifade edebilmiş" diyorum.

Üniversite yıllarımda çevremdekilerin %90'ı Adanalıydı. Yaşar'ın ilk şarkılarının, ilk versiyonlarını, Yaşar'ın evinde, arkadaş toplantılarında kendisinden dinleyen adamlar bana "vazgeçme" diyorlardı. 

Yıllar geçti, ben değişmedim. "Şarkılar sadece bir kişi için yazılır" diye düşünmeye devam ediyorum. O yüzden gitar bir köşede duruyor yıllardır. Şarkılar özeldir, her birimiz o şarkılarda kendimizden bir parça bulsak da. Tıpkı Eskişehirspor gibi. Onu yaşatmak için bin bir parçaya ayrılsak da.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder