24 Şubat 2018 Cumartesi

Bitiş Çizgisi

Bu blogda yazılan bazı yazılar, tarihe not düşmek amacı da taşır. Bu da öyle bir yazı.

Tarih 21 Şubat 2018...Hafta ortası... Saat 16:00
Gözünü sevdiğim taraftarın bir kısmı, kağıt üzerinde yönetici olmaktan başka bir yöneticilik vasfı taşımayan amirlerinden izin alamıyor. Bazısı buna içerliyor ve yıllık izninden bir gün alıp geliyor. Bir kısmı akıllı yöneticilerinden izin alarak maça gelmiş.  Kimi şehir dışından geleceği için yola sabah çıkıyor. Kimi dükkanı kapatıp gelmiş, kimi çocuğunu okuldan alması için arkadaşına haber salmış. Bu eziyete katlanmalarının nedeni sahadaki büyük yetenekleri canlı olarak izlemek için değil elbette. Rakip Gazişehir Gaziantep FK gibi marka bir takım olduğu için de değil. Bunun nedeni tedavisi olmayan bir tür hastalık. Adına sevda dediklerinden. Bulunduğu ligde en çok ortalama seyirciye oynayan bir kulübün kendi sahasındaki maçı bu saate koyan, futbolun f'sinden bile anlamayan TFF'ye ne bende söyleyecek kelime kaldı ne de onlarda utanma arlanma.    

İlk golü atıyoruz ve tiyatro başlıyor. Beraberlik golünü atan Gökhan Alsan, maratondaki taraftara doğru koşup el kol işaretleriyle onları galeyana sürüklüyor. Hakem Hakan Ceylan denen şahıs ne yapıyor peki? Kocaman bir hiç. Çünkü onun futbol bilgisine göre bunu yapmak kurallar dahilinde. Gökhan Alsan denen terbiyesize veya hakem diye görevlendirilen garibana kızmıyorum. Futbolcularımızın orada en ufak bir tepki göstermemiş olmasına üzülüyorum. Çünkü bu tepkiyi orada vermek, takım olmanın gereğidir. Paralı askerlerin karşılıksız tepki vermesini beklemek ise saflıktı.




Yapılan bu terbiyesizliğin cezasız kaldığını gören, bu kulübün ekmeğini de yemiş Uğur Akdemir ise bir adım ileri gidiyor ve edep yerini seyircilere göstererek olayı başka bir boyuta taşıyor.


Bu terbiyesiz, saha içinde yaptıkları yetmemiş gibi , kendisine instagram üzerinden yazan bir taraftara da fena sözler söylemiş.






Buradan sonra yazacaklarım klavye şövalyeliğine girer. O yüzden burada kesiyorum. 

Elle düzeltilen bir topun kalemizde gol olması, aynı topun iki farklı rakip defans oyuncusunun koluna temas etmesine rağmen verilmeyen penaltı inanın umurumda değil. O kadar belli ki, büyük bir tiyatronun figüranları olduğumuz. "Sıradan bir maç" der, sonraki maça bakarız. "Yenilmek de var bu işin içinde" deriz. Zaten hiç skor taraftarı olmadık ki. Bitiş çizgisini en önde geçtiğimiz için oluşmadı ki bu tutku. Tek temennim bir kişinin sahaya atlamamış olmasıdır. Çünkü bir kişi bile atlasa, tel örgü olmayan stadyumda, o sinir ve sürü psikolojisiyle yüzlerce kişi sahaya girecek ve bu iki terbiyesiz yüzünden büyük bir futbol faciası yaşanacaktı.

Gelin görün ki, tiyatro maçtan sonra da devam ediyordu.

Radyospor, benim de çok sık takip ettiğim bir spor radyosudur. Hatta bu blogda yazdığım hikayelerin bir kısmı bu radyoda defalarca seslendirilmiştir. Sabah kahvaltısını yaparken açar dinlerim. Arabaya binip, işe giderken trafik olması sorun değildir. Sonra Sabri Abi'nin programı başlar. Kendime yeter derim, biraz çalış. Öğleden sonra dayanamam, "Özgür Sancar'ı kaçırmayım" derim. vs vs vs. Hal böyleyken, Salim Manav isimli programcı, bugünkü yayına (olaydan 2 gün sonra) Uğur Akdemir'i telefonla canlı yayın konuğu olarak alacağını sosyal medyadan duyurmuştu. Gelen tepkilere aldırmadım, "belki de söz hakkı vermek istemiştir" diye kendimi ikna ettim. "Yaptığı terbiyesizliği yüzüne vuracak" diye bekledim. Olmadı. TFF 1. Lig yayını yapan bir programcının, yaşananları bilmemesi imkansızdı. Sorması gerekeni sormamış olması kabul edilemezdi. Böylesine terbiyesiz bir futbolcuyu, o güzelim radyoya "başarılarının devamını dilerim" demek için bağlayamazsınız. TFF 1. Lig programı yapıyor olmasına rağmen, o ligin bir camiasını günlerdir meşgul eden bir olayı bilmiyor olması nasıl kabul edilebilir? O radyonun yönetiminden sadece şunu talep ediyorum. Sabahtan akşama kadar futbolun güzelliklerini ön plana çıkartmaya çalışan diğer programcı arkadaşlarınıza ve radyonuzun sadık dinleyicilerine birazcık da olsa saygınız varsa, Salim Manav'a bir futbol kitabı hediye edin. Umarım okur ve futbolu futbol yapan değerlerin ne olduğunu anlar. 

Tüm bunlar olurken, yönetim ne yapıyor peki? En büyük projesi olan "her eve iki forma" ile genel kurul üyelerinin kişisel verilerini, anayasaya aykırı olarak üçüncü şahıslarla (İstanbul'daki bir şirketle) paylaşıyor ve o şirket telefonda üyelerin kredi kartı bilgilerini söğüşlüyor. Hayırlı işler. 

Yazı bitti ve içimden "ah Sinan Abi, ahhh..." dedim. Nedense buraya yazmak içimden gelmedi.

***

Şarkı diyor ki, "bunu kendime niye yapıyorum ki. Daha başlamadan nasıl biteceğini biliyorum. Bitiş çizgisindeki tek kişi benim."

Hayır ben değilim. Sonunu bildikleri halde, ertesi gün arma Manisa'da sahaya çıkacak diye, satışa konulan tüm biletleri bir kaç dakikada bitirenlerden bahsediyor aslında. Hepsinin yüreğine kurban olayım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder