16 Kasım 2017 Perşembe

Umut Yolunu Bulur

-Beni niye buraya getirdin? Hiç olmazsa köşeye bir yere otursaydık.
-Bilerek buraya oturdum. Böylece dışarıdakiler de seni görebilir.
-Ne yapmaya çalıştığını biliyorum. Kararım kesin. Yönetimdeki arkadaşlar da benimle aynı fikirde. O yüzden boşuna uğraşma.
-Neyle uğraşıyor muşum ben?
-Bak, günlerdir bizi kararımızdan vazgeçirmek isteyen yüzlerce insanla konuştum. Sıkıntıları herkese tek tek anlattım. Hepsi de bize hak verdi.
-Bana anlatmadın ama ben de size hak veriyorum.
-Öyleyse beni niye buraya getirdin?
-Arkadaşımızla iki kadeh rakı içemeyecek miyiz? Ne yani başkansın diye, bizi adamdan saymıyor musun?
-Yahu olur mu öyle şey?
-Uzatma o zaman, kaldır kadehini.

Kadehlerden ilk yudumu alırken, ellili yaşlarındaki garson geldi. Mezeleri özenle masaya bıraktı. Sonra elindeki gazeteyi göstererek imza istedi.
-Başkanım şuraya bir imzanızı alabilir miyim?
-İmzamı mı?
-Evet, oğlum için.

Gülmeye başlamıştı.
-Yahu ne yapacak benim imzamı. Futbolcu muyum, sanatçı mı?
-Bizim oğlan bir garip başkanım. Elin oğlu odasına futbolcuların, sanatçıların posterlerini asar, bizimkisi sizin fotoğrafları gazeteden kesip duvarına asıyor.

Şaşırmıştı. Önce bana baktı, sonra garsonun elindeki kalemi alıp gazeteyi imzaladı. Garson defalarca teşekkür ederek gitti.

-Vay be, çocuğa bak, resimlerimi duvarına asıyormuş.
-Niye şaşırdın?
-Normal bir şey mi bu?
-Bence çok normal. Senin bunun farkında olmaman anormal.

Yarım saat sonra, oturduğumuzdan beri köşe masaların birinden bizi kesen, bakışlarından sert olduğu belli olan bir kadın yanımıza gelmişti. Gayet soğuk bir surat ifadesiyle konuşmaya başladı.
-İyi akşamlar.

Kadın ne kadar soğuksa, bizimkisi de o kadar sıcak cevap verdi.
-Merhaba.

Sonra kadın devam etti.
-Pardon, sizi rahatsız etmek istemiyorum ama başkanı görünce dayanamadım.
-Rica ederim, buyrun.
-Teşekkür ederim. Fazla zamanınızı almak istemem. Siz görevi bırakıyor musunuz?
-Evet, maalesef.
Bu cevap üzerine, taş bakışlı kadın bir anda ağlamaya başlamıştı. Herkes bize bakıyordu. Sandalyeye zorla da olsa oturttuk. Masadaki peçetelerden verdik. Kadın gözlerindeki yaşı silince, tekrar aynı sertlikle konuşmaya başladı.
-Kardeşim kulüpte çalışıyor.
-Öyle mi, adı ne?
-Onun adını önemseyeceğinizi zannetmiyorum. 2 sene önce evlendirdik. Aylarca maaş alamadı. Eşimle birlikte yardımcı olmaya çalıştık ama bu yeterli olmuyordu. Para olmayınca mutluluk da olmuyor. Evliliklerini bitirmeye karar verdiler. Sonra siz başkan oldunuz. Bir kaç aydır çok mutlular. Öyle ki, şimdi eşi hamile. Hadi sorsanıza, kız mı erkek mi diye. Durun durun ben size söyleyim. Bir erkek çocukları olacak. Adını da Sinan koyacaklar. Ne acı değil mi?

Yutkundum ama boğazımın tam orta yerine düğümlenmişti. Başkanın omuzları düştü, suratı bembeyaz oldu. Masadaki boş bardaklardan birine rakı doldurup, kadına uzattım. Kadın tek hamlede kadehi götürüp, masaya vurdu.
-Neyse ben sizi kendi sorunlarımla meşgul etmeyim. İyi akşamlar.

Başkanın boşalmış kadehini doldurdum. Başını masadan kaldıramıyordu. Onu kendisine getirmek için dürtükledim.
-Bana baksana.
-Ne var?
-Ne oldu, çok mu üzüldün?
-Gelme üstüme be adam.

Bir süre daha bu böyle devam etti. Ta ki, gazeteciler içeri girinceye kadar.
-Başkanım bir fotoğraf alabilir miyiz?
-Çocuklar şimdi zamanı değil.
Derken flaşlar patlamaya başladı. Masadan kaçarcasına kalkıp, tuvalete doğru yürüdü. Gazeteciler de garsonlar eşliğinde restoranın dışına çıkarıldılar. Masalar birer birer kalkıyorlardı. Tuvaletten döndüğünde artık bütün masalar boştu.

-Nerde bu millet?
-Gittiler.
-Hepsi mi?
-Kötü değil mi? Sen gidince, kulüp de tıpkı bu restoran gibi ıssız kalacak. İyi bak etrafına, aynen böyle soğuk olacak.
-Neden hiç kimse benim açımdan konuya yaklaşmıyor. Neden herkes egoist. Bütün ömürleri boyunca çalışıp, biriktiremeyecekleri kadar para harcadım. Denedim ama olmuyor işte. Tek başıma bu yükü kaldıramıyorum. Sizinki can da benimki patlıcan mı? Bana değil, söz verip de yerine getirmeyenlere sulansanıza kardeşim.

Paltosunu giyinip kapıya doğru yönelmişken seslendim.
-Kimse senden paranı istemiyor. "Olmuyorsa beraber ölelim" diyorlar.

Cep telefonumu aldım elime, yanına gittim.
-Şunlara bak. Oku ne diyor. Oku oku, yüksek sesle oku, nasılsa kimse yok.

Gösterdiklerimi okumaya başladı.














Bir başkasını gösterirken kapı açıldı. İçeri genç biri girdi. İçeri girer girmez başkanın boynuna atladı. Ona sıkı sıkı sarıldı. Bizim masaya bakan garson gelince, onun kim olduğunu anladık.
-Umut
-Baba seni almaya geldim.
-Siz bu akşam Nilay'la dışarı çıkmayacak mıydınız?
-O iş bitti baba.
-Ne demek bitti.
-"Hafta sonu Balıkesir'e gitmeyeceksin" dedi. "Ben de gideceğim" dedim. Gitmeyeceksin, gideceğim derken, "bırakırım seni" dedi. Ben de "sen beni bırakamazsın, ben istifa ediyorum" dedim.
-Ne yani 3 yıldır birliktesiniz ve bir maç için ayrıldınız mı?
-Ya baba Sinan Başkan bile bırakıp gidiyor, ben onu mu bırakmayacağım.
-Ah oğlum ah. Hadi iyi akşamlar de de, gidelim artık.
-İyi akşamlar

Babasıyla oğlu tartışa tartışa giderlerken, başkan da onların arkasından eyvallah bile demeden çıktı. Kapının önünde biraz bekledikten sonra geri dönüp, kapıyı açtı, "Hadi gel seni de bırakayım" dedi bana.
-Senin evin yolu üzerinde değilim. Sen git ben taksiye atlar giderim.

Bana bakıp, o gece ilk defa gülümsemişti.
-Ne evi. Yapılacak çok iş var. Tesislere gidiyorum, seni de bırakırım hadi gel.


***
Hikaye gibi anlatayım istedim bu sefer. Biz büyüklerin de sonu güzel biten hikayelere ihtiyacı vardır.  Hikaye kurmacadır ama hikayenin içindeki hikayeleri sormayın. 

Özü sözü bir insanların aldıkları kararları değiştirmeleri veya söylediklerinin aksini yapmaları zordur. Bu onlara ağır gelir. Yanlıştan dönmek için kendileriyle mücadele ederler. "Tükürdüğümü mü yalayacağım" diye kendilerini sorgularlar. Ama bu karar yanlışsa ve zarar verecekse düzeltmek erdemli olmayı gerektirir.

Bu kadar kısa sürede, Sinan Özeçoğlu'nu vazgeçilmez yapan neydi? Kupa mı kazandırdı, şampiyon mu olduk, hangi sportif başarıyı elde ettik? Eskişehirspor'a gönül verenler çok uzun süreden beri böylesine dürüst, samimi ve içimizden birini görmemişti. Tek sebep bu. Biliyoruz ki Sinan Başkan da, kulübün içinde geçirdiği aylarda  Eskişehirspor'u zehirli bir sarmaşık gibi saran yapıyı daha iyi görmüştür. İçeride olursa, o sarmaşıkların köklerini kurutabiliriz. Giderse neler olacağını en iyi kendisi biliyor. O yüzden diyorum ki, bizden biri asla kulübün yok olmasına karşı sessiz kalamaz. Bana ne diyemez. Bu kadar kısa sürede gönüllere giren bir insan, hepimizi kandırmış olamaz.

Vücudundaki kitleden parça alınan ve kanser teşhisi koyulmasın, iyi huylu çıksın diye bekleyenler gibi umutla mı bekliyoruz, yoksa haksız yere idama mahkum olan bir hükümlünün sabah ezanını beklediği gibi kaçınılmaz sonu mu bekliyoruz bilmiyorum. Sadece bir umut. Ne olacaksa sabah ezanından önce olmalı. 

Ve şarkı "umut yolunu bulur" diyor. 








1 yorum: