22 Kasım 2017 Çarşamba

Kırmızı Balon

Bu kulübün üzerinde o kadar çok insanın emeği var ki. Kulübün kurulduğu günlerde Eskişehirspor için sinema önünde piyango bileti sattığı için ablasından tokat yiyen iş adamı Nazif Yazıcıoğlu’ndan tutun da, seyircisiz maça bilet almak için kuyruğa giren ama parası bilet almaya yetişmeyen ayakkabı boyacısı çocuğa kadar, bizi biz yapan gerçek şahsiyetlerin önünde saygıyla eğiliyorum.

Ben bir genel kurul üyesiyim. Eskişehirspor’un bugünkü duruma gelmesindeki sorumlulardan biriyim. Biz genel kurul üyeleri, tribünlerde taraftar olmanın hakkını sonuna kadar verenler kadar delege olmanın hakkını veremedik. Oysa, tribünlerde taraftar olmanın gereğini yerine getirenlerin hepsi de bizden daha fazla delege olmayı hak ediyorlardı. Sesimizi duyuramadık, sözümüzü geçiremedik. Hani bu blogun bir mottosu var ya; "Eskişehirspor sadece bir spor kulübü değildir. Bir başkaldırıdır. Bir yaşam felsefesidir. Ne acıdır ki, bu kültürün bir parçası olmayanların tekelindedir."
  
İşte bu yüzden yazılmıştır o yazı. Delege olmayı maddiyatla bağdaştırdıkları gün yazılmıştır. Hasan Amca’nın 2017 Kasım'ında Balıkesirspor maçına girememesi gibidir, kulübün gerçek sahiplerinin genel kurul dışında kalması.

Ben de çoğu Eskişehirsporlu gibi hayaller kurarım. “Yapabiliriz” derim, “başarabiliriz” derim. Oraya buraya notlar alırım, “şu proje şu kadar getirir, şunu yaparsak şunları kazanırız” derim. Sonra bana “çocukca hayaller kurma” diye eleştiriler gelir. "Aileni düşün, bu işler pis adam işleri" derler. Sinan Başkan hepimizin yerine göstermiştir, temiz adamların da bu işlerin üstesinden gelebileceğini. Size geçen sene yazdığım kitaptan bir bölümü aktarmak istiyorum. Ailesindeki herkesi kazada kaybeden küçük bir çocuk, kırmızı bir balonla bulutların üzerine çıkıp, ailesiyle yeniden bir araya geleceğini hayal etmişti. Büyüdüğünde ise kitabına şunları yazmıştı;

“Gerçek çaresizlik, sevdiğin ruhlar kanatlanıp giderken, elinde kırmızı bir balon olmamasıdır. Çocuk aklımla düşündüm de, kırmızı bir balonum olsaydı, mutlaka arkalarından giderdim. İşte bu yüzden hiçbir çaresizlik, çocuk çaresizliği kadar derin değildir. Çünkü her şeyi mümkün kılan çocuk hayallerimiz bile yenemezse çaresizliği, başka ne yenebilir ki? Her çaresizlikte bir kırmızı balon bulmalı. Tutunmalı ipinden, gitmeli kanatların sesini takip ederek.”


Küçük bir çocuğun, pastasındaki mumu üflediğindeki saflıkla dilek tutuyorum. Bu işin sonu Eskişehirspor’un sırtından geçinenlerin değil, Eskişehirspor’u sırtında taşıyanların gönüllerinden geçtiği gibi olsun.

Benim kırmızı balonum Sinan Özeçoğlu’ydu. Ve bugün çaresizliğim, çocuk çaresizliği kadar derinlerde. Son ana kadar balonun iplerini bırakmaya niyetim yok. Eğer kırmızı balonum ellerimden kayıp gidecekse, yıkın üstüme tüm borçları, sonra sıkayım kafama bir teklik, her yer kıpkırmızı balonlarla dolsun. Bu blogda yazdıklarım da yarına sesimizin, haykırışlarımızın yankısı kalsın.

Sayın Başkan,
Gerçekten Eskişehirspor’u seviyorsanız, verin bana borçları, hepsini üstleniyorum. Kurşun zaten namlunun ucunda. Haydi şehrin her tarafını kırmızı balonlarla donatalım. Eskişehirspor ölürse, ben gibiler zaten ölecek. Yıkın bana tüm borçları, donatalım şehri kırmızı balonlarla.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder