3 Temmuz 2017 Pazartesi

Siyahın Matemi

1 Temmuz 2017 günü  Olağanüstü Genel Kurul yapıldı. 500 km yol gittik, döndük. Sabahın köründe trene yetişebilir miyim, ya telefon çalar da duymazsam diye oğlanın telefonunu da kuran, 08:00'deki tren için 5:30'da telefon çalmadan kalkan iflah olmaz, huysuz bir Eskişehirspor meczubunun dediklerini dikkate alacaksanız buyrunuz. Olumlu olumsuz yanlarıyla değerlendirelim.

Kongre başlangıcında, Divan’dan gelen bir çağrı oldu. “Arka sıralarda Fethi Heper hocamı görüyorum. Hocam oralar size yakışmaz, buyrun en önde yeriniz hazır”

Divan’ın değerli temsilcisine sormak gerek, arka sıralar kime yakışırmış acaba? Hayretler içinde bu çağrıyı dinlerken, Fethi Kaptan kalktı yerinden, gitti en öne oturdu. Çok ama çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Fethi Kaptan’la aynı takımda ter döken birçok eski futbolcumuz o salonda bulunurken, ondan beklenen davranış bu değildi. “Biz çok kalabalık bir takımız, o sıra hepimizi almaz” diyebilseydi keşke. Bu çağrıyı yapan Divan bilmeli ki, Genel Kurul salonunun önü arkası olmaz. Hele ki, şu zor günlerde üç bin küsür kişilik üyenin iki yüz küsürü o salona gelmişse, o iki yüz küsür kişinin her biri aynı değerdedir. Fethi Kaptan, elbette bizler için çok özel bir yere sahiptir. O takımın bir parçası olan diğerleri gibi. Ne bir eksik, ne bir fazla. Hepsinin başımızın üstünde yeri vardır.

Sonra Divan, sözü başkana verdi. Başkan geçti kürsüye ve başladı;


“En büyük Eskişehirspor.” 

“Bravoooo Başkan”


“Bu taraftarın hakkı ödenmez.” 

“Bravoooo Başkan.”

“Ballon D'or nedir bilir misiniz? Futbolda en büyük ödül organizasyonu. Ve bu taraftarın sayesinde biz oradaydık.” 
“Bravoooo Başkan.”

“Ne alaka” diyecek oluyorsun. “Başkan, bu anlattığın 5 sene önceydi. Kaldı ki Dede’nin yaptığı incelik yüzünden oraya gittik ve biz O Dede’ye elveda bile diyemedik” diyecek gibi oluyorsun, sonra uyanıyorsun.

Halil Ünal, farklı bir kişilik. Hani başlangıç çizgisinde yarış arabaları gaz verirler ya, işte her konuşmasına öyle başlıyor. O gazı veriyor ki, kendisine gaz verecek tepkileri alarak başlasın. Mesela atletizm 100 metre yarışında koşucuların bazıları iyi çıkış yapamazlar. Halil Ünal bu taktiği ile yarışa biraz geriden başlıyor ama yarış başladığında koşarak geçiyor başlangıç noktasını. Hala iyi anlatamamış olabilirim. Başka bir örnek vereyim. İleride kırmızı ışık yanıyor. Bazı arabalar ışıkta bekliyor. Siz ışıklara gelirken ışık sarıya dönüyor. Sonra yeşile. Işıkta bekleyen birinci vitesle kalkarken, siz arkadan kaptırıp gelip herkesi geçiyorsunuz. İşte Halil Ünal’ın yaptığı öyle bir şey. Gerçekten söylemek istediklerini söylemeden önce, ortamı buna hazırlıyor. Yukarıdaki konuşmalar işte bu nedenle yapıldı. Başlangıç noktasında birinci vitesle kalkmak yerine beşinci viteste olabilmek için.

Tüm bu hazırlık konuşmalarının yapılma nedenlerinden biri Halil Ünal’ın sanal görev dağılımı yaptığı bölüm içindi. Genel Kurul’un en ilginç anlarıydı.Bir taraftan bu saçmalığa gülmemek, diğer taraftan da hayran olmamak elde değil gerçekten. Başkası olsa, utanır, sıkılır, ezilir, büzülür. Ama Halil Ünal, bakana bile görev dağılımında yer verdi.

Maliye’ye ödenecek taksitli borçlarımızı sayın Ticaret Odası başkanımıza,”


“Sayın Kazım Kurt, sizden de stadyumun işletme giderlerini (aylık 500.000 TL) karşılamanızı bekliyoruz. Tabii diğer tesislerimizin bakım ve diğer ihtiyaçları da var. Şu dar günlerimizde sizden her zaman verdiğiniz gibi desteğinizi rica ediyoruz.”



“Tepebaşı Belediye Başkanımız aramızda yok. Ondan da ricamız kulüp çalışanlarının maaşlarını üstlenmesidir.”



“Nabi hocamızla da görüştüm. Şu transfer yasağına konu olan miktarı konuştum. Sözünü aldık”



“Neden bazı sanayiciler Eskişehirspor’un kıyısından geçmiyor?” sorusunun cevabı işte buralarda gizli. Orada bulunmayanlara bile görevler dağıtıldı.Orada olanlardan Ticaret Odası Başkanı çıktı dedi ki, “ben bireysel olarak gücüm yettiği kadar zaten destek veriyorum. Ancak kurumum adına söz veremem. Yasalar var, kanunlar var vs” Kazım Kurt da söz alarak benzer sözler söyledi. Zaten Belediye’nin bütçesi 150 milyon TL. Ben size nasıl vereyim demeye getirdi.


Genel Kurul öncesi söylenen ve Genel Kurul sırasında da telaffuz edilen bir söz içimi parçalıyor. O söz;
“Ortada bir cenaze var.”
Çok talihsiz bir açıklama. Bilinçli olarak söylenmediğini biliyorum ama yapmayın bunu. Eskişehirspor’dan cenaze diye söz etmek nasıl bir bilinç kaybı olabilir ki?

Konuşmanın aralarında, gaz bitince gaz almak gerekebiliyor. Hiç alakası olmayan bir yerden de girseniz, sonunda istediğinizi alıyorsunuz.
“Burası Eskişehir. Burada kimse şampiyonluk kutlayamadı. Kimse store açamadı. Herkes haddini bilecek.”
“Bravoooo Başkan.”

Birincisi başkan şu açıklamayı yapmamalı. Taraftarlar yapar bu açıklamayı. "Sen kulüp olarak bu işleri organize mi ediyorsun da, böyle konuşuyorsun" diye gelirler karşına iki gün sonra, verecek cevap bulamazsın. İkincisi bunu diyen kişi, bazı yöneticilerle birlikte 5 Mart 2016 tarihinde Eskişehirspor Kulübü’nün rakibi olan bir spor kulübünün menfaatlerine hizmet eden organizasyona katılarak, (1 milyon FB üyesi) Eskişehirspor Kulübü tüzüğünün 14. maddesinin a bendinde yer alan “kulübe sadakat göstermek” davranışına aykırı hareket etmiştir. Aynı etkinliği biz Kadıköy’de yapsak Aziz Yıldırım ve yönetici arkadaşları toplantımıza iştirak edip, projelerimize destek olurlar mıydı? “Ben o ilişkileri kurmasam, Hakan Çinemre’yi alabilir miydik” diye örnekleme yapılacaktır. İlişki kurmanın yolu rakibin menfaatlerine uygun davranışlar göstermek değildir. Federasyon kurullarında muhabbet edersin, deplasmana geldiğinde ağırlarsın, ticari ilişkiler kurarsın ama şehrini istila etmek için proje yaparsa kovalarsın. Hem Eskişehir’de şampiyonluk kutlayamıyorlar diye övün hem de FB’nin Eskişehir’de sosyal tesis kurmak için örgütlenmesine destek ol. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu demezler mi? Demeyenler alkışladı zaten.

Ara gazı alındıktan sonra, söylenmek istenenlerden biri daha dökülür dudaklardan;
“100 firma 1'er milyon versin. İşte borç bitti. 100 milyon borç bizim için nedir ki?”
“Bravoooo Başkan.”

Daha önce yapılan 100 milyon borç ne ki, 500 milyon olsun açıklamasıyla benzer bir açıklama. Yaklaşım böyle olduğu sürece, kimseden para alamazsınız.  Sonra da diyorsunuz ki, “yönetici olmak isteyenler 1’er milyonluk çeklerini Divan’a versinler.” Bak bakalım verecekler mi.


Gelelim olumlu izlenimlere.
Stadyumun devir alınmama meselesinde çok akılcı davranılmış. 30 milyon TL devir bedeli isteniyor olması ve bunda dik durmaya devam edilmesi, takdire şayan bir yöneticiliktir. 

“Dorukhan için ciddi teklifler var. Ama satmayacağız.”
Ayakta alkışlanacak bir duruş.  Umarım yeni yönetim de bu duruşu devam ettirir.

“Ne olursa olsun, bir yönetim olsun, kulüp sahipsiz kalmasın diye yönetim oluşturmayalım. Kavgaları bir kenara bırakıp, güçlerimizi birleştirelim.”  Bu çok doğru bir bakış açısı. Şu anda kulübümüz için kavga zamanı değil. Her ne kadar olaylara farklı yaklaşıyor olsak da, kavga etme lüksümüz yoktur. Bu durumu anlatabileceğim en iyi örnek kongrede yaşandı. Kongre başlamadan hemen önce salona birisi girdi; “aranızda sağlıkçı var mı, acil bir durum var.” Birkaç kişi yerinden fırlayıp, salonun dışına koştular. Belli ki durum çok acildi. Aradan on saniye geçti, bu sefer salonun ön tarafından içeri bir polis girdi. Aynı şekilde bağırdı. Sonra haber geldi. Bir üyemiz kalp krizi geçirmiş. Kalp masajıyla hayata döndürülmüş. O anda ona müdahale eden doktor üyelerimiz hastanın kimliğini, siyasi görüşünü vs sorgulamadılar. İşte o doktor üyelerin verdiği tepkiyle aynı tepkiyi vermeliyiz. Hepimiz aynı duyarlılıkla, oluşacak yönetime destek vermeliyiz. Hiç umudum yok ama umarım arzu edilen bir yönetim oluşur.  Umudum yok çünkü parayı verecek olanların, bu paranın kontrolünü Halil Ünal’a vermek istemediklerini görüyorum. Bunu Halil Ünal da görüyordur. İçinde Halil Ünal’ın olduğu hiçbir yönetimin maddi destek alabileceğini zannetmiyorum. Bunu Halil Ünal’ın yüzüne söyleyemeyenler, o parayı Eskişehirspor’a vermiyormuş gibi gözükmeye devam edecekler. Halil Ünal’ı bir çok konuda eleştiriyorum ama adamın arkasından konuşup konuşup, düğün dernekte, kongrede ve gibi yerlerde sarmaş dolaş olanların yanında Halil Ünal melek kalıyor.

Mehmet Gürbüz Dökmen’e de bu vesileyle acil şifalar diliyorum.

Her ne kadar Divan’dan yapılan açıklama başka olsa da kongremiz, dernekler kanununa göre hiç yapılmamış sayıldı. Çünkü olağanüstü genel kurullarda geriye bırakma kavramı yoktur. Biz kağıt üzerinde hiç böyle bir kongre yaşamamış olduk. Zaten sonu belli olan, sonuç alınmaması için ve biraz daha zaman kazanmak için programlanmış bir kongre olarak hatırlanacak. En erken 22 Temmuz’da yeni bir olağanüstü kongre için toplanılacağını düşünüyorum. Çok zaman kaybedeceğiz ama seneyi kaybetmektense 2-3 hafta kaybetmek daha iyidir.

Kongre bitti. Salonun dışında kemik tayfadan iki arkadaşla muhabbet ederken, yanımıza bir genç yanaştı. Boynumuzda asılı delege kartlarına baktı ve sonra sesi titreyerek sordu; "abi kulüp kapanmadı di mi?" Bu soruyu soran gencin, Eskişehirspor'a gelene kadar kafasına takması gereken daha fazla sorunu olduğuna her şeyin üstüne bahse girebilirim. Ama O Eskişehirspor’u dert ediyordu.Yapmamız gereken, işte o çocukları bu kongre salonlarına almaktır. Eskişehirspor’u birilerinin tekelinden çıkarmanın, ortak akılla yönetebilmenin tek yolu üyeliklerin önündeki engelleri kaldırmaktır. İşte o zaman görün ESES’i.

Kongre erken bitince, Eskişehir’in tadını çıkarmak için zaman da kalmıştı. Kendimi eski dostlarla barlar sokağına attım. Oraların iki tane sahibi vardır. Onlardan biri her zamanki gibi elinde çiçekle köşede belirdi. Çiçeğin saplarına  siyah kırmızı iplikler sarılmıştı. Denyo Faruk, yanından tiksinerek geçmekte olan asık suratlı bir kadına söylene söylene uzaklaştı; "ulan seni bu saatten sonra kim ne yapsın?"

Dönüş vakti geldi. Tren o değerli topraklardan uzaklaşırken, en savunmasız anlarını yaşarsın. Gitmek istemiyorsun ama gitmek zorundasın ya, çaresizlikle baş başa kalıyorsun ya... Lanet olasıca tren eskisinden daha hızlı çıkıyor ya şehirden... 


1 yorum:

  1. Emeğinize, yüreğinize sağlık. Varolun. Eskişehirspor'u bu duruma düşürenleri de lanetliyorum.

    YanıtlaSil