10 Temmuz 2017 Pazartesi

Kör Adamın Göz Yaşları

Ertelenen olağanüstü kongre sonrası, Halil Ünal aday olmayacağını duyurup veda etmişti. Halil Ünal'ın gerekli desteği alamayacağını zaten daha önceki yazıda ifade etmiştim. Benim için şaşırtıcı olan, bu kulübe başkanlık yapmakta olan birinin, başka eller tarafından el çektirilme biçimiydi. Nasıl bir olay olmuştu da, kovulurcasına gönderilmişti. Genel Kurul iradesinden yukarıda olan güç neydi, kimlerdi? Halil Ünal'ı sevmiyor ve ona güvenmiyor olmam başka bir şey. Genel Kurul ile seçilmiş bir başkan, kendi isteğiyle veya Genel Kurul'da seçimle gitmelidir. Eskişehirspor Başkanı'nın atama ile seçiliyor veya istendiğinde aynı güç tarafından gönderiliyor olması, ister kabul edin ister etmeyin, Eskişehirspor'un bağımsızlığını kaybetmesi demektir. İsterseniz 100.000 tane delegeniz olsun, kulübün kendi kendini finanse eden yapısı kurulmazsa, yani şirketleşme gerçekleşmezse, buna karşı duranların da başını mutlaka yiyeceğini, umarım herkes görmüştür.  

Halil Ünal'ın destek alamaması neticesinde Divan, 2 gün sonrası için "kongreyi topluyoruz" diye açıklama yaptı. "81 kişiyi bulamazsak kapanırız" dediler. Hesap kitap yaptım 81 kişi gelse kapanıyorduk. 82 kişi olmalıydık. Görev alırız korkusuyla kongreye gelmeyenleri düşünüp, 2 gün sonra hafta içi olmasına rağmen trene atlayıp yine Eskişehir'e gittik. Salondan içeri girerken, karşı kaldırımda birikmiş taraftarlar vardı. Kongre başladı. Neyse ki 126 kişi gelmiş de, kulübün yok olma tehlikesi ortadan kalkmıştı. 10 dakika sonra biten kongrede, çalışmaların haftaya perşembe gününe kadar devam etmesinin gerekliliği ifade edildi. Görüşmeler hala sürüyormuş, güçlü bir yönetim oluşacakmış. O anda meydana çıkıp "madem şartlar bir yönetim oluşturulacak kadar olgunlaşmamıştı, neden 2 gün sonrasına gün verip de, kulübü zor durumda bıraktınız?" diye isyan edesim geldi. 10'a kadar saydım. İçimdeki psikopatı "işleri daha da zorlaştırma" diye ikna ettim.

Kongre salonundan dışarı çıkarken delege kartlarımızı aldılar. "Yeniden bastırmayalım, boşuna masraf olur" dediler. Kulüp kasasının durumunu ifade etmek için bundan daha iyi bir örnek olamazdı. Açık büfe yemeklerin verildiği, simit ayran tırlarının kurulduğu kongrelerden buralara gelmiş bulunmaktayız. İyi günlerde, açık büfeler kurulurken gelenler, bu zor günlerde kaçacak delik arıyorlardı. Gelenlere de dışarıda toplananlar küfür ediyordu. 5 gün önceki kongrede salonun önü neredeyse boştu. 5 gün sonrakinde ise kalabalık toplanmıştı. Oraya gelip, saklanmayanlara, mücadele etmeye çalışanlara küfür edenleri neredeyse taraftar zannedecek ve kahrolacaktım. Ta ki içlerinden biri "bütün belediyeler değişmeli" diye bağırana kadar. Belli ki kongreden çıkacak sonucu merakla bekleyen sevdalıların arasına başka amaçlar için sızanlar/sızdırılanlar vardı. Niyet Eskişehirspor olsa, elini taşın altına koymak için orada bulunanlara değil, oraya gelmeye tenezzül etmeyenlere karşı bir tepki olması gerekmez miydi?

Dönüş treni için bir kaç saatimiz vardı. Porsuk kenarında, her kuşaktan bir kaç dostumuzla oturduk ve şehrin nimetlerinden faydalanmaya başladık. Karşımdaki genç kardeşim, çoğu arkadaşımın zaman zaman dediği gibi, bana romantizmi bırakmamı ve gözlerimi açmam gerektiğini söylüyordu.

-Abi sen çok romantik yaklaşıyorsun, aç gözlerini.

Ne kadar kör olduğumu gösteren duyumlarını bir bir anlatıyordu.
-Abi aç gözlerini, bırak romantizmi, bu işler pislik çukuru.

Bildiğim ama görmek istemediğim konuları yüzüme tokat gibi vuruyordu. 
-Abi aç gözlerini, bırak romantizmi, bildiğin gibi değil.

Türlü çirkinlikleri, dönen dolapları, partiler arası hesaplaşmaları anlatıyordu.
-Abi aç gözlerini, bırak romantizmi,  herkes menfaatinin peşinde.

Söyledikleri doğruydu. Kör taklidi yapıyorduk. Olan biten çirkinlikleri görmezden geliyor, pislik çukurunda, menfaatleri için çarpışanlardan teşekkül bu karar verici güçlerin arasında çaresizlikle sabrediyorduk. Biz, bile bile kör olmuştuk. Ve bu körü körüne, Eskişehirspor'u çıkarsız sevenlerin sayısı diğerlerinden çok daha fazlaydı. Pislik çukurunda azınlık olan ama gücü elinde tutan, siyasetçi, sanayici ve türevlerine mahkum edilmiştik. İşin ilginç tarafı, gerçekleri suratıma çarpan bu genç kardeşim, lig başladığında herkesten önce kör gözlüğünü takıp, çoluğunu çocuğu, işini gücünü arkada bırakıp, takımın peşinden deplase olacaktı. Takım her maç yenilse, hiç umut verecek oyun oynamasa bile, bir sonraki maç tribünde yerini alacaktı. Ligler başladığında, hepimizden fazla kör olacaktı, biliyordum. O güzel oğlunu omzuna alıp, beraber "EŞEŞ" diye tempo tutacaklardı.

O günden sonra türlü dedikodular ortalığa saçıldı. Şimdi gözlerimdeki bağı çözüp, kulaklarımdaki tıkacı çıkartıyorum. Bakalım gerçekci beni beğenecek misiniz görelim.

Maddi yönden güçlü ve başkan olması istenen birisi bir liste yapmış ama listedekilerden biri rakip partiden diye hükümet kanadı tarafından kabul görmüyormuş. Başkan adayı da "benim listem bu, yerseniz" diyormuş, görüşmeler tıkanıyormuş.

Birisine de alternatif bir liste yaptırmışlar. Güya bu çok istenen başkana gözdağı verdirmek içinmiş.

Birisine liste yaptırmışlar. "Lan olm, iş kayyuma kalırsa göt altına gideriz, sen al kulübü, zaten bankalar tepemizde, batmayalım" diyormuş.

Birisi de pusuda bekliyormuş. Kimse liste yapamazsa, akbaba misali ortalığı gözlüyormuş.

Birisi P.tesi/Salı gibi şehre gelecekmiş, ona göre karar verilecekmiş.

Tüm bu dedikodulara bakıyorum. Sonra gözüm kül tablasına ilişiyor. Yanmakta olan sigaranın üstüne farkında olmadan bir sigara daha yakmışız. Öyleyse rakıdan bir fırt alıp devam edelim ki, hiç beğenmeyeceğiniz cümlelere dönebilelim. Özet cümle şu; Eskişehirspor bağımsızlığını çoktan kaybetmiş. Karar vericiler kim? Deplasman çilesi çekmiş, yenildiğimiz gecelerde sabahlara dek gözüne uyku girmemiş birisi mi? Hayır, bağlı olduğu partinin çıkarları için çalışanlar elbette. Kim vermiş bu bağımsızlığı onlara? Nebi Hatipoğlu başkanlığı devrettikten sonra görev alan herkes. Hala bunlara el pençe duran var mı? Var. Hak etmiş miyiz? Etmişiz. Durun daha gözlerimi henüz bağlamadım. Devam edelim.

Eski kadrodan arda kalanların bir kısmı şehre gelmiş. 52. yıl kutlamaları yapılmış. Zaten çok önceden yapılması gerekeni gecikmeli yaptılar ama iyi ki yaptılar. Fotoğraflar çekilmiş, birebir sohbetler yapılmış. Taraftar diyor ki, "Erkan'ın heykeli dikilmeli".
İsmail Arca'nın heykeli var mı?
Fethi-Nihat-Ender'in var mı?
Sevilla deplasmanında, kırk küsür sıcaklıkta, kırık parmakla bilmem kaç tane orta kesen Faik'in heykeli var mı? Faik'in yoğurdunu bile tatmadınız değil mi?
Ne var?
"Kokan Ayaklar" var.
Ey büyük taraftar, gidin önce o ayakları hilti ile parçalayın, ondan sonra konuşalım. Biz ki, ne değerli futbolcularımıza jübile bile yapamamışız, hadi bırakın eskileri Dede'ye bile elveda diyememişiz. Mezar taşında, çocuklarının adının altında Eskişehirspor yazan Gegiç'in adını, bırakın bulvarı bir sokağa bile verememişiz, Erkan kim arkadaş?
Yarın yönetim oluşsun, şöyle hakiki bir teknik patron gelsin, takımdan ilk gönderilecek futbolcu olacaktır. Erkan bu kulübü gerçekten seviyorsa, Çin'e gider, bizden alacağı olan milyonları Çinlilerden alır. Vallahi ayaklarına kapanıp özür dilemezsem Bizanslı olayım. "Her şey skor değilmiş, helal olsun" diyerekten Erkan'ın kankisi Uğur İnceman'a da güzellemeler yapanlar var. Benim de ona söylemem gerekenler var. Futbol onu bırakmış ama haberi yok. Bir sene daha oynamadan para kazanacak, tabi ki gelir. Gelelim Hasan Hüseyin'e. Parasını düzenli olarak vermeli ve Şeker Stadı'nda antrenmanlara çıkarmalı. Mukavelesi bitince de, koy götüne nereye gidiyorsa gitsin. Eski kalecimiz Ferhat'ın sosyal medya üzerinden yaptığı sevecenlikleri ben yemiyorum, yiyene afiyet olsun. ASAŞ maçlarındaki hareketleri unutmadım, unutamam. Ona sıra gelene kadar, onu soyunma odasına kadar kovalayanları kulübe alırdım. Hürriyet'e gelelim. Yıllardır şu takımın orta sahada yükünü çeken tek futbolcu. Ciğeri paha biçilmez. O yüzden ne isterse helali hoş olsun. Sezgin de sosyal medyadan yazıyor. Hakkı ödenmeyecek adamlardan biri. Bu kulübün geleceğinde rol alması gereken Zafer Şahin gibi kaptanlardan biri. Gelsin, kaptanlık nasıl yapılır göstersin gençlerimize.  Ben bile sevmedim bu beni. Ne iğrenç bir adama dönüştüm yahu. Devam etmenin bir faydası yok.

Gözleri bağlamadan önce yazıda bahsi geçen ilk başkan adayına seslenmek istiyorum.
Sen iyi bir Eskişehirsporlusun. Siyasi hayatları bittikten sonra senden randevu alamayacak olanlara bugün boyun eğme.

Şimdi gözleri bağlıyorum. O sırada sosyal medyada biri diğerine başkanlık için, şaka yollu baskı kuruyor. Diğeri de ona cevap veriyor;
"bizim yerimiz maraton, size hayırlı işler"

Mutlu olmak için, gözlerinizi kapatın ve maratondan bir kombine kapın. Elbet bir gün, gün gelecek ve kör tuttuğunu öpecek. O gün geldiğinde, Brazzers'daki Kel Adam halt edecek.

***
Deep Purple demiş ki;
Kör bir adam ağladığında, 
Tanrım bilirsin ki, O bunu ruhundan hisseder.
Richie Sambora'dan dinliyoruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder