23 Temmuz 2017 Pazar

Konuşmayan Adam


4 sene kadar önceydi. Genel Kurul'da Halil Bey ve Mesut Bey'in kavgalarından, üyelerin ipe sapa gelmez bağırışlarından bunaldığımız bir anda, efsane kadrodan bir futbolcumuz koluma girdi ve bahçeye sigara içmeye çıktık. "Bu kaosta seçilecek başkan, bu kulübe faydalı olabilir mi?" diye sordum. Bana dedi ki;
-Aslında ikisi de doğru isim değil. Şurada tanınmamış biri aday olsun, O kazanır.
-Var mı ki öyle bir isim?
-Var ama aday değil. Olsun, nasıl olsa günün birinde başkan olacak.

Kim olduğunu sordum, "içimizden biri, bu takımın senin benim gibi bir taraftarı" dedi. Adını fısıldadı, tanımıyordum. Adını ilk defa duymuştum. Ankara'da yaşayınca Eskişehir'i Eskişehir'dekiler kadar takip edemiyorsunuz.
-Tanımaman normal. Hiç reklamını yapmaz ki. Ama kafalı çocuktur. Beyefendi adamdır. Bak buraya doğru geliyor, şimdi tanırsın.

Asık suratlı, kısa boylu biri yavaş adımlarla, bir ağacın gölgesinde oturduğumuz masanın yanına geldi. Ne yalan söyleyim benden genç duruyordu. Mimiklerinden, içerideki kavga içerikli konuşmalardan bunaldığı belliydi. Tanıştırıldık. Sonra yanımdaki sandalyeye oturdu. Onun arkasından başkaları da gelmeye başladı. O an anladım, bu adam önemli biriydi. Üyeler, bahçede gölge olan boş masalar varken, bizim oturduğumuz masaya geliyorlardı. Elbette bizim için gelmiyorlardı. Çoktan öğrenmiştim parası olmayanın itibari olmadığını. Bir iki cümle etmesini bekliyordum. Maksadım nasıl birisiydi öğrenmek, boş mu dolu mu diye teraziye koymaktı. Ama hiç konuşmadı. Derken masa daha da kalabalıklaştı. Herkes birbiriyle konuşuyor, kimi Mesut Bey'e  kimi Halil Bey'e sallıyordu. O ise hiç konuşmuyordu. Cebinden sigarasını çıkarıp, derin bir nefes çekip, konuşmamaya devam etti. Zaten Genel Kurul salonundaki, ana fikri Eskişehirspor olmayan konuşmalardan kaçmak için dışarı çıkmıştık. İçerideki ortam dışarı taşınınca masanın tadı kaçmaya başlamıştı. Masada sadece yeni tanıştığımız adam konuşmuyordu. Onun dışında herkesin bir fikri vardı ve fikirlerin öznesi Eskişehirspor değil, başkanlığa aday olan isimlerdi. O an içimden, konuşmayan adamın elinden tutup başka masaya kaçırmak, "hadi ilerideki şu masaya geçelim, konuşmadan öylece duralım" diyesim geldi. Ama biliyordum, bir süre sonra o masa da kalabalıklaşacaktı. Sigarasından derin bir nefes daha alıp, gökyüzüne doğru dalıp gitti. Masa gitgide kalabalıklaşmaya devam ederken, yer vermek bahanesiyle sandalyemi yaşlı bir üyeye bırakıp, o can sıkıcı ortamdan kaçmıştım.

O günden sonra onun adını daha sık duymaya başladım. Her sene yapılan kongreler nedeniyle ismi daha sık telaffuz edilenlerden biri olmuştu. Sonunda konuşmayan adam, Eskişehirspor'un yeni başkanı oldu. Onu hala tanımıyorum. İşin maddi doygunluk kısmını bir kenara bırakıyorum. Eskişehirspor'u öyle zor bir dönemde devraldı ki, ağrısız başını ağrıtmayı göze aldı. Koca şehirde kimsenin göze alamadığı riski aldı. Belki de alın teriyle kazandıklarını, çalışıp didinip yıllar süren mücadelesini sevdası uğruna feda etmeyi göze aldı. Şunu, şu camiada yapabilecek kaç tane yiğit bulabilirsiniz ki? Saygı duymamak, ceketin düğmesini iliklememek elde değil. Hele bir de başarırsa, Eskişehirspor için yeni bir Yalçın Kılıçoğlu hikayesini bizzat kaleme almaktan onur duyacağım.

Bu söylediklerim elbette o yönetimde görev alan herkes için geçerlidir.  Onlar da gizli birer kahraman olmaya aday neferlerdir.

15-16 yaşlarındaydım. O günlerde saatler önce maça girilirdi. Güneş daha fazla yakar, yağmur daha çok ıslatır, soğuk daha çok üşütürdü. O gün sıcaktı. Kafalarımıza kağıt şapkalar taktığımız günlerdi. Arkamda bir abi vardı. Askerden kaçıp, otostopla nasıl maça geldiğini anlatıyordu. Gülerek "55 gün cezayı yedik" dedi.

Maç bitti ve genelde olduğu gibi yenildik. Kışladan kaçıp maça gelen abi ağlıyordu. Yanındakilerden biri, "sadece 55 gün, takma be kardeşim. Sayılı gün geçer" dedi. 

Abimiz göz yaşları içinde yanındakine dönerek şöyle demişti; "lan ben 55 günü düşünsem kaçar mıyım? Şunlara nasıl yenildik ona yanıyorum"

İşte biz böylesine sevenleriz. Biz tam olarak buyuz. Şimdi unutulmaz bir sezon daha bizleri bekliyor. Evlatlarımızın kemik taraftar olacakları bir sezon. Sahaya çıkıp, terinin son damlasına kadar, son nefesine kadar mücadele edenler futbolcularımız değil, kardeşlerimiz, dostlarımız olacaklar. Bu sene öyle bir sezon olacak ki, boş kaleye atamayanların, kendi sahasında fark yiyenlerin "HELAL OLSUN" diye alkışlanacağı bir sezon olacak. Yeter ki o mücadeleyi göstersinler, en hayati maç öncesi pazarlık yapmaya kalkmasınlar, hocanın sandalyesiyle uğraşmasınlar.

Yönetimin işi çok ama çok zor. Gelecek hocanın işi çok ama çok zor. Taraftar ise alışık olduğunu yapacak; çile çekecek, cop yiyecek, vesaire vesaire. En kolayı bizim tarafta, zira bunlara alışığız. Acı çekmek bize çocuk oyuncağı. Bu yazıyı okuyanlardan tek bir şey rica ediyorum. Kimseyi efsaneleştirmeyin. Kimsenin sanal heykelini dikip, "taşaklarına beton yetmez" demeyin. En baştacı ettiğiniz, hayallerinizin gerçekleşmesinin önündeki en büyük engel olabilir! Bu sezon hepimiz biriz. Kale arkası, maraton, sosyete, TV başındakiler, okyanus ötesindekiler, internetten gol sesi duymak için refresh yapanlar, tesislerin kapısındaki bekçi, Genel Kurul için Etiyopya'dan gelen abimiz, kale arkasında golümüzü fotoğraflamak için bekleyen yerel gazeteci, engelli tribünü hatta toprağın altında olup da, mezar taşında Eskişehirspor yazanlar... Hepimiz "konuşmayan adamın" ve arkadaşlarının arkasında durmalıyız. Onlardan gelecek her isteği emir telakki etmeliyiz. Onun karşısında olanı ise uyarmadan yok etmeliyiz.

Farzedin ki, Bandırma Vapuru ile yola çıkmışız.
Farzedin ki, kurşun bitmiş ve süngü takmışız.

 ***


Her yazının sonunda mutlaka şarkı çalıyoruz ama bu sefer ki, bir şarkıdan çok baş yapıt. Sinan Özeçoğlu ve ekibine böyle bir baş yapıtla hoşgeldiniz, kolay gelsin demek yakışıyor. Şarkı ne anlatıyor? Çok derin çok. Hepiniz hayaller kurarsınız, hepinizin hayata dair planları vardır. Ama günün birinde duyduğunuz son ses, bir silahın namlusundan gelen ses olabilir. Bir arabanın ön camından fırlarken kırılan camın sesi de. Hayalleriniz bir anda yok olur. Size öğretilenlerin yalan olduğunu öğrendiğinizde ise iş işten geçmiştir. Hayatlarımız, sonunda bir yerlere varıyor ama asla bu hayatta değil.  Bu hayatta hayallerimizi ayakta tutanlara saygıyla.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder