16 Haziran 2017 Cuma

Eskişehirspor ve Yönetim

Eskişehirspor'u kim yönetmelidir? Başkan kim olmalıdır? Sorulan sorular bunlar. Hepsi de yanlış sorular. Sorulması gereken asıl soru, "Eskişehirspor nasıl bir anlayış ile yönetilmelidir?" olmalıdır. Eskişehirspor için söz hakkı olanlar, sözü dinlenenler, siyasiler, köşe yazarları ve şehrin ileri gelenleri diye anılan kitle, bu soruyu hiç sormuyor. Bazıları vizyonları el vermediği için, bazıları gündemden hiç düşmemek için, işlerine öyle geldiği için. Biri köşesinde "şu başkan olsun" diyor, bir başkası "şimdiki kalsın". Öbürü diyor ki, "camiayı heyecanlandıracak yeni bir isim lazım". Diğeri televizyonda 1,5 saat başkan güzellemesi yapıp, "aman ha başkası çıkmasın" diyor, "Başka isimlerin neden pompalandığını biliyoruz" diyerek de, meslektaşlarını birilerinin adamı olmakla suçluyor. 

Tabiri caizse yazmaktan, çevremdekilere anlatmaya çalışmaktan usandım. Yine de başarı için her şeyi mübah sayan birileri var, onlarla bir türlü anlaşamıyoruz. Ulaşabildiğim, şehrin bazı ileri gelenlerine de anlatamıyorum. Hep aynı cevaplar, "aslında haklısın canım kardeşim ama ... "  B. Uygun'un şehre gelmesi, tesislere girmesi, başkanla fotoğraf çektirmesi bir Eskişehirsporluyu nasıl rahatsız etmez bunu anlamıyorum. Bizans takımlarının derneklerinde üyeliği olanların, yönetici olarak alınmasını nasıl sindirebiliyorsunuz, anlamıyorum. 

Bugüne kadar Genel Kurul'larda sadece bir kere kürsüye çıkıp söz istedim. 2000 yılındaki Genel Kurul'da, finansal fair play nedir, yaptırımları ne olacak, kulübümüzün alması gereken önlemler nedir başlıklarını 15 dakikaya sığdırmaya çalışmıştım. "ulan bu yeni yetme ne zaman inecek kürsüden" diye bakan gözler, sıkılıp sigaraya çıkanlar, kürsüye arkasını dönüp kendi arasında sohbete dalanlar, Divan Başkanı'nın "hadi canım hadi" dercesine el işareti ve bakışları arasında Eskişehirspor'un geleceğini tehdit eden en önemli sorunu anlatırken, Eskişehirspor'un nasıl sahipsiz  olduğunu çok net bir şekilde görmüştüm. Eskişehirspor kimsenin umurunda değildi. Umursanan neydi biliyor musunuz? Acaba başkan kim olacak?

2017 yılındayız. Hala aynı soruyu soruyorlar. Doğada her canlı, belli bir süre içinde, bulunduğu ortama ayak uyduracak fiziksel değişimi gösteriyor. Mesela dünyanın en derin noktasındaki Mariana Çukuru'ndaki canlılar inanılmaz basınç altında ve hiçbir güneş ışığı olmadan üreyip, hayatlarını devam ettirmekteler. Ama biz yaşadığımız onca kötü tecrübeye rağmen hala düşünsel/zihinsel farkındalığımızı geliştiremiyoruz. Sonra da diyoruz ki, biz bunu hak etmedik. Öyle bir döngü ki, Mesut olmasa Halil, Halil olmasa Nebi, Nebi olmasa İsmail, İsmail olmasa adı her kimse O düşürürdü. Çünkü senin kulübünün yönetsel yapısı, kulübünün finansal yapısı, şehrinin ekonomik imkansızlıkları birleşince, mutlaka günün birinde  o berbat dönemi tekrar yaşamaya mahkumsun. İster kader de, ister deja vu de ama yaşarsın.

Eskişehirspor'da yönetsel anlayışın tamamen değişmesi gerekiyor. Artık bu kulübü parası olanların yanında, fikri olanların, proje üretebilenlerin, kulübe gerçekten sevdalı olanların yönetmesi gerekiyor. Bu yazıyı okuyanlar şöyle bir düşünsünler. Hatırladığınız hangi yönetim, kalıcı finansman kaynaklarını nasıl yaratabiliriz diye kapsamlı bir proje ortaya koyabildi? 

Biliyorum bazıları diyor ki, "kulüp borç içinde, acilen sıcak para bulamazsak transfer bile yapamayız. Sen nelerden bahsediyorsun?" İyi de madem öyle, neden bu kulübü o kadar borcun altına sokanların kuyruğunda dolaşıyorsunuz? Halil Ünal değil miydi, Genel Kurul'da "kulübü 100 milyon TL borca sokmuşsun" diye eleştirilince, "borç 500 milyon TL olsun ne var bunda" diyen ve alkışlanan. Öyleyse neden ona ve onu alkışlayanlara, 21 milyon TL bulamazsak transfer yapamayacağımızı gidip sormuyorsunuz? Mesut Hoşcan da bir bildiri yayınlamış. O bildiride yazanların hepsi doğru olsa ne yazar? Mesut bey, hiç şikayet etmesin kendi yaptıklarının bedelini ödüyor. Eskişehirspor ve sevenleri ise bildiri yayınlayamadan, acılarını yaşıyorlar. Çoğumuz onun yerinde olsak utancımızdan sokağa çıkamazdık ama O birilerine karşı bildiri yayınlayabiliyor. Camiada sen-ben kavgasının, Eskişehirspor menfaatlerinin üzerinde olduğunun bir kanıtı olarak tarihe not edilecek bir bildiri. Bir utanç belgesi. Halil Ünal da, başka bir bildiri ile ona cevap verirse hiç şaşırmayacağım. Kavganız keşke Eskişehirspor olabilseydi.

Transfer yapmayalım ne olacak? Biz değil miyiz, "bulunduğumuz ligin önemi yok" diyen. Biz değil miyiz, "sevinmek için sevmedik" diyen. Kulübümüzün yönetsel yapısı değişmeden, zihniyetler değişmeden bu sene çıksak da, bu mentalite ile ertesi sene nasıl olsa yine düşmez miyiz? Olmadı bir sonraki sene. Döngüyü kıracak değişimi mutlaka gerçekleştirmek zorundayız. Bakın size çok basit bir örnek vereyim. Bugün sabah, Altınordu'nun alt yaş kategorisindeki takımları, çeşitli turnuvalara katılmak için yola çıktılar. Tam 117 futbolcu. 3 farklı ülkede, 5 farklı turnuvaya katılacaklar. Günde 27, toplamda 55 maç yapıp dönecekler. Biz yapsak şunu, o çocukların üzerine giyecekleri spor malzemelerini, hocaların maaşlarını, uçak biletlerini, konaklama masraflarını filan hepsini koyun kenara, vize ücretlerini bile yatıramayız. Hadi diyelim kasamızda böyle bir para var. Yönetim sizce ne yapar o parayla? Çocuklarımızı turnuvaya mı götürür? Mental farklılığı, vizyon uçurumunu görebiliyor veya ölçebiliyor musunuz? Bu şehrin zenginlerini, siyasilerini hedef yapıp onlardan para istemek öyle büyük bir haksızlık ki. Para verecek olan kişi veya kurumlar, karşılığını almak isterler. Ne vereceksiniz onlara? Yönetimler, siyasileri, kurumları, bireyleri sömürmekten başka hiçbir şey yapmadı. Bir tanesinden de hesabı sorulabildi mi? Sen zenginsin, haydi pamuk eller cebe. Sen siyasetçisin, hadi bul parayı. İyi de, karşılığında sen ne vereceksin onlara? Koca bir hiç. Niye para versinler o halde? Hadi bir kere verdi, iki kere verdi. Ya sonra? Ne yapsın servetini kulübe mi bağışlasın?

İşin maddi tarafı böyle. Manevi tarafı ise psikolojik olarak tam  bir travma. Hatta iki sene üst üste yaşanmış, pekiştirilmiş travma. İşin maddi tarafı bir gün mutlaka telafi edilir de, maneviyatı tamir etmek öyle zor ki. Yine de bu takımı sevmek zaten deli işi. Bizim gibi kulüplerde, balataları sıyırmadan sevdalanmak zordur. Kötü hissediyorsun ama inan  yalnız değilsin.

Çoğunuza garip gelebilir ama maddi sorunları aşmanın yolu var. Mevcut yönetsel yapının değişmesi gerektiğini düşünen, Eskişehirspor'u  gerçekten önemseyen bir aday çıkarsa bunları konuşuruz. Neden şu andaki yönetime anlatmıyorsun da, başkasına anlatıyorsun diye kafalarda bir soru oluşabilir. Sorun bu yönetim değil. Sorun yönetimin şekli. Kim olursa olsun mevcut yapıyı değiştirmeden, geleneksel yönetim anlayışıyla kalıcı finansal kaynak yaratmak asla mümkün olmayacağı için, bu yönetime bunları anlatmak, çocuğun oyuncağını elinden almaya benzer. Hem bu yönetim, hem bir önceki yönetim hem de ondan önceki yönetimlerin birbirlerinden farkı yoktur. Aralarında iyi niyetli de vardı, kötü niyetli olan da. İyi niyetli de olsanız, bu sistemde başaramazsınız. Bize camiayı peşinden sürükleyecek sevdalı biri gerek. Vizyon sahibi, yürekli ve camiaya liderlik edecek biri. Eskişehirspor'da bir devri kapatıp, bir devri açacak biri. Kim gelirse gelsin, mevcut yapı devam ederse sonuç aynı olacak. Bu iş para meselesi değil, sistem meselesi.

Sezon başlayınca, bu taraftarın içindeki canavar yine uyanacak. Hiçbir şey olmamış gibi başlayacaklar kaldıkları yerden. Zaten hepimizi ayakta tutan tek şey, o canavarın gücü. Canavarı beslemeye devam edin ve asla pes etmeyin. Zira daha yaşanacak çok travma var. Halil Ünal, ilk seçimi kaybettikten sonraki seçimde tekrar aday olmuş ve o gün daha büyük bir farkla kaybettiğini anlayınca Genel Kurul salonunu herkesten önce terketmişti. O gün o salonda yapılan genel bir yorum vardı. "Halil Ünal bu saatten sonra bırakın aday olmayı, şehri bile terkeder" diyorlardı. Çok değil bir sene sonra yapılan seçimde başkanlığı geri aldı. Şimdi M.Hoşcan için de benzer kelimeler kullanılıyor. Kulübün bu yönetsel yapısı devam ederse, M.Hoşcan da gelir, Alpay Özalan da tekrar hoca olabilir.

***

Her yazıdan sonra şarkı geleneğimiz, müzik tarzı açısından ülkenin en iyilerinden biriyle devam ediyor. Müzik ruhun gerçekten gıdası. Bu zor günlerde Xanax'tan sonra en iyi ilaç. Ben bugünlerde çok daha sertlerini dinliyorum ama sizin için nispeten yumuşak olanı seçtim. Şarkı aslında ülkemiz için yazılmış ama bize de cuk diye oturuyor.

Sen hiç inanmasan da,
Hep bir ışık var,
Karanlığın sonunda

diyorlar. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder