27 Şubat 2017 Pazartesi

Kanepeden Sevgiler

Size de olur mu bilmiyorum. Ben çok sıklıkla kendimi İskandinav topraklarına ait hissederim. Belki dinlediğim müziklerdendir.

Orta Asya'dan göç eden Türklerin bir kısmının İskandinavya'ya yerleştiğini, yıllar önce klinik DNA araştırmalarıyla netleştirdiler. İnanmayan, "hadi canım sen de" diyen çıkabilir. Gitsinler okusunlar bilimsel yayınları, görecekler.

Diğer taraftan, eşim hep söyler durur.
-Sanki 30 yıl Avrupa'da yaşayıp gelmişsin gibi tepki veriyorsun. Burası Türkiye, burada kırmızı ışıkta geçerler. Ceza da yemezler. Sen de sinirlendiğinle kalırsın.

Yıllar önce, İsveç'te iş görüşmesine giden bir arkadaşımın babası anlatmıştı. İsveç'e gidiyorlar. Büyük bir inşaat işi var. Bunlar 2 Türk arkadaş. İsveç'li ile buluşuyorlar. Birer kahve içip yakındaki ofise doğru yürüyorlar. Bizim arkadaşın babası ile ortağı, karşıdan karşıya geçiyorlar. Arabalar "zınk" duruyor. Arkadaşın babası yarı yoldan geri dönüyor, ortağı ise koşa koşa karşıya geçiyor. Sonra yayalara yeşil ışık yanıyor. İsveçli ile arkadaşın babası karşıya geçiyorlar. Sonra arkadaşın babasının ortağı, İsveçli'ye soruyor.
-Yahu bu arabalar neden durdu? Durmalarına gerek yoktu, ben geçerdim.
İsveçli cevap veriyor.
-Burada yayalara kırmızı ışık yanarken karşıya geçmeye çalışan ya delidir yada gerçekten çok acil bir yere yetişmesi gerekiyordur. O yüzden arabalar durur.

Bu hikayeyi dinlediğim arkadaşımın babası rahmetli Mahir Amca'yı yad edelim bu vesileyle. Mahir Amcalar işi alamamışlar haliyle. Çünkü anlayışlar farklı. Sadece iş yapış şekilleri değil, hayata yaklaşımları da farklı. Her ne kadar aynı DNA'lara sahip olsalar da, biri çağdaş, biri değil. Biri modern, diğeri değil. Farklılaşmışız epeyce.

Paralel evrenlere inanır mısınız bilmem?
Ben inanırım. Çoklu evren teorisinin gerçek olduğunu ve ruhlarımızın evrenler arasında yer değiştirdiğine inanırım. Ruhun ölmediğine, başka bir yerde, başka bir şekilde vücut bulduğuna inananlardanım. Yani ölünce, belki burada belki başka bir evrende, başka bir vücutta hayat buluyorsunuz. Tabi ki, önce bunu hak etmeniz lazım.

Şu an vücuduma sahip olan bu ruh, kesinlikle İskandinavya topraklarında benden önce yaşamış. Belki de bu yüzden çekiyorum bu eziyeti. Belki de Kuusysi Lahti'yi özlüyor ruhum. Oradaki dinginliği, boşvermişliği. Bilirsiniz, hani şu Finlandiyalı futbol takımı. Yok ettiler canım takımı. Başka bir kulüple birleştiler. İsimleri FC Lahti oldu. Nasıl olduysa kimsenin sesi çıkmadı. Biz ise isminin önüne, arkasına nokta bile koyarsan yakarız modundayız. Onlar da insan, biz de. Aynı topraklardan çıkıp gelmişiz. Resmen ruhlarımız sınanıyor. Allah bilir zamanında ne haltlar yediysek artık. Ulen sen Ümraniyespor'a nasıl gol atamazsın ki arkadaş? Nasıl bir sınamadır bu. Tribünde 20 küsür bin kişi kıçını yırtıyor ulen. Direkleri mi geçemedin? Geçecen. Hakemi mi geçemedin? Geçecen.

Beni dünyaya getiren yüce varlığın, maçın ilk dakikalarındaki yorumu şahaneydi;
Whatsapp'dan bir mesaj;
"tribünler boş mu ne?"

Tam da o esnada hakem 7-8 defa düdük çaldı. Futbolcular tribünün gürültüsünden hakemin düdüğünü duymuyorlar ve maça devam ediyorlardı.

Denilebilecek ne de az şey var. Ama var.
Sevgili futbolcu kardeşlerim.
Utanın yahu.
Bugün sizin kazandığınızın onda birini kazanan çocuklara karşı, kazanamadınız. Eski futbolcumuz, zamanında ne üçlüler çektirdiğimiz, Artvinli Serdar Özbayraktar, kaleciyle karşı karşıya pozisyonda topu ya dışarıya vurmayaydı? Oysa hepiniz kendi çapınızda yıldızdınız. Ne işiniz vardı bu ligde değil mi?
Bugün kaç tane bu takıma sevdalı adam, eşiyle sizin yüzünüzden kavga etti bilemezsiniz.
Kaçımız sinirini en sevdiklerinden çıkardı, bilemezsiniz.
Kim bilir kaçımız, oğlunu uyurken öpüp özür dileyecek bilemezsiniz.
Bu gece, kim bilir kaçımız salondaki veya dükkandaki kanepede yatacak bilemezsiniz.

Bazılarınız kadroya giremediği için kenarda şekil yapacağına, daha çok çalışıp, şu canım tribünlere layık olsaydınız keşke. Eğer bu sene bu kulübü hedeflerine ulaştıramazsanız, hangi paralel evrendeyseniz, sizi bulup, tersten üçlü çektirmezsem ruhum yeniden vücut bulmasın e mi.

Hacim, konu nasıl Eskişehirspor'a geldi yine ya. Ruhlar dünyasını, İskandinavları, paralel evrenleri konuşmuyor muyduk biz? Kim doldurdu olm bu kadehi yine? 

-İç abi iç. Yenge eve almıyor nasıl olsa. Bu gece buradayız.
-İçelim di mi Hilmi?
-İçmeyen, passolig denen illeti başımıza bela edenlere benzesin.
-Serefe o zaman Hilmi.
-Şerefe patron.
-Hilmi, yalnız bir sorunumuz var.
-Nedir patron?
-Dükkanda bir tane kanepe var.
 ***

Sonuçlar ne olursa olsun, hep üzse de, Eskişehirspor'u sevmeye devam edeceğim. Hem yalnız da değilim. Ruhu acılar içindeki binlerce kişi benimle aynı yolda. Belki içlerinde, zamanında Kuusysi Lahti tribünlerinde omuz omuza yaptıklarımız bile vardır, kim bilir. Bu hayatta, tribünde bağırdığımız gibi,

Allah bir,

ESES iki,

Gerisinin.....


Ne olur daha sınama beni Tanrım. Seviyorum ve vazgeçmeyeceğim. Kanepeden sevgiler...

İsveç'den Pain.
Sanki takip etmiyormuşuz gibi, "follow me" diye çığırıyor. Klibi İstanbul'da çekmişler. Nasıl da oturdu yazının sonuna. Hayatını bu topraklarda sürdüren bir İskandinav'ın çektiği çileyi izleyin. Hem de Nightwish'den Anette eşlik ederken.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder