13 Ekim 2016 Perşembe

Dünyayı Güzele Boyayanlar

Hilmi ile yine ateşli bir tartışmanın içindeydik.
-Patron kusura bakma ama çok huysuz bir adamsın. Ne demek hatıra bileti almıyorum? Yakışıyor mu sana?
-Almıyorum tamam mı almıyorum? O herifin adının, o biletin üstünde ne işi var?
-Patron bak anlatıyorum anlamıyorsun. O biletler aynı zamanda makbuz.Yani birileri o bağış makbuzunu imzalamalı, değil mi?
-Tamam, o halde saman kağıdına 20 liralık makbuzları bastırsınlar.  Bileti alana onu versinler. 100 lira tutmaz be maliyeti. Ben vereyim parasını ulan. Hatıra biletinin üzerinde adam niye reklam yapıyor?
-Tamam patron seninle uğraşılmaz.
-Hem, de bakayım bana, 26 numaralı biletin ücreti ne kadar?
-1000 lira.
-Peki 26 numaralı biletin üzerinde neden 1000 lira yazmıyor da 20 lira yazıyor. 980 lirayı nasıl muhasebeleştirecekler? Cep mi yapacaklar yoksa? Düşünsene yüzlerce 26 numaralı bilet bastırıp satabilirler ve 20 liralık makbuz vermiş olurlar.
-Patron sen de hep en kötüyü düşünüyorsun.
-Ben düşünmüyorum Hilmi, bana düşündürüyorlar.
-Bence yanlış düşünüyorsun, o kadar da değil. Ben çıkabilir miyim?
-Nereye?
-Bilet almaya?
-Defol git Hilmi. Hatta gelme bir daha....
.
.
.
-Dur Hilmi.
-Buyur patron.
-Şu gazeteyi uzat bana. Fazla da oyalanma, işimiz var daha.
-Tamam patron, merak etme hemen alıp geleceğim.

Hilmi dükkandan içeri girerken, ona biraz önce okuduğum ilginç haberi okumak için seslendim.
-Hilmi, bak şu hikayeyi dinle. Erzurum'un Karaçoban ilçesinde hamile kadın, ambülansta doğum yapmış. Şansa bak ikiz doğurmuş. İkizlerden 1300 gram ağırlığında olan en küçük bebeği, ambülansta küvez olmadığı için pratisyen hekim Erzurum'a kadar koynunda getirmiş. Böylece bebeğin vücut sıcaklığı düşmeden hastaneye yetiştirmişler. Ne hikayeler var değil mi? Hilmi senin neyin var?
-Patron benim de bir hikayem var.
-Yahu gözlerin kan çanağına dönmüş, hayırdır?
-Gelene kadar yolda ağladım durdum patron.
-Niye ki?
-Hani ben bilet almaya gitmiştim ya?
-Evet.
-Sıraya girdim bekliyorum. Önümde de bir çocuk var. Sırtında boyacı kutusu. Elleri  simsiyah. Elindeki paraları sayıp duruyor. Sağına bakıyor, soluna bakıyor, arkasına bakıp oflayıp duruyor.
-Boyacı derken ayakkabı boyacısı mı?
-Evet patron. Neyse sıra buna geldi. Elindekileri görevliye uzattı. "Abi" dedi, "4 tane ayakkabı boyadım. 18 lira param var. Bütün param bu. Şimdi siz bu 18 lirayı alsanız, ben yarın 2 lirayı getirsem, bana hatıra biletimi şimdiden verseniz olur mu?" diye sordu. Patron iyi misin?
-Siktir et şimdi beni, bileti verdiler mi çocuğa onu söyle.
-Verdiler abi. Çocuğun 18 lirasını da almadılar.
-Patron sen ağlıyor musun?
-Saçmalama Hilmi, niye ağlayacağım?
-Şey burnunu çekince.... Eee gözlerin de kıpkırmızı oldu.
-Hilmi beni süzmeyi kes de, dolaptaki rakıyı çıkar.
-Öğlen vakti mi içeceksin patron?
-Sana ne ulan, sana mı soracağım?
-Olur mu patron, benim ne haddime.
-Şu 100 lirayı da al. Git bana 5 tane bilet al. O boyacı çocuğu da ne yap et bana getir.
-Ne yapacaksın o çocuğa patron?
-Ben bir şey yapmayacağım, O yapacak Hilmi. Biz ne yapalım o çocuğa? O çocuğun bizden öğrenecek neyi kalmış ki? Ben ona rakı ısmarlayacağım, O da bana nasıl bu kadar güzel sevebildiğini anlatacak. Anlayabilirsek tabii.


***
Bu şarkıyı, cezalı olduğumuz maça hatıra bileti almaya çalışan boyacı çocuğa ve pratisyen hekim Dr. Sefer Başpınar'a gönderiyorum. Evet yukarıdaki hikayelerin hepsi gerçek. Tüm olumsuzluklar içinde bile ülkenin her yerinde çok güzel hikayeler yazmaya devam edenler var. Dünyayı güzele boyayanlar var. Umut dediğimiz şey de, onlar sayesinde var.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder