22 Ağustos 2016 Pazartesi

1.Lig Yayın Hakları ve Hilmi

(Bu yazıdan başlayarak, çırağım Hilmi de bizlerle olacak.  Çok eskiden Akarbaşı blogunda olduğu gibi)

Sabah dükkana gelince Hilmi sordu. Gözlerinde ağacın en tepesine çıkmış bir yavru ayının, "ulen ben buradan nasıl ineceğim, anamı çağırın" bakışları hakimdi. "Abi" dedi, "bizim maçları televizyondan vermiyorlarmış."

Hayattaki tek sevdası Eskişehirspor olan birine doğruları mı söylemeliydim, yoksa yalan söyleyip bir süre de olsa umutla beklemesini mi sağlamalıydım? Doğruları anlatmaya karar verdim.

-Hilmi çayı demledin mi?
-Demledim abi ama henüz demini almadı.

Bir sigara yaktım. Hilmi'ye "otur bakalım karşıma" dedim.

-Hilmiciğim, sence TFF'nin sezon başlamasına rağmen hala yayın ihalesi yapmamış olmasını, isim hakkını pazarlamamış olmasını mantıklı bulabilir miyiz?
-Bilmem olabilir mi böyle bir şey?

-Peki ya unutulmuş olabilir mi?
-Yapma abi, esas işleri bu. Bu hiç unutulacak bir konu mu? Para gelecek buradan. 

-Hilmi sence de bu işin altında bir iş yok mu? TFF neden yapmadı bu ihaleleri? Yoksa yapıldı da, kasten mi açıklanmıyor? Yayıncı belli, isim hakkı sponsoru belli ama bir süre geçmeden açıklanmayacak olabilir mi?
-Abi bak ben ilkokul mezunu adamım. Anlamam böyle şeylerden.

-Hilmi, ilkokul mezunu olmak meziyettir. Seninle bu işi konuşmuştuk. (Yaşamaya Mecbursun kitabını okuyanlar anlayacaktır) Aklına gelen ilk nedeni söyle bakalım.
 -Daha çok passolig satmak için, yayın ihalesini yapmamış veya açıklamıyor olabilirler mi? Bu yönde yukarılardan bir talimat almış olabilirler mi?

-Ben sana diyorum, inanmıyorsun. İlkokul mezunu olmak erdemdir. Bak işte çözmüşsün işi. Maç yayını yok diye yığınların passolig almalarını bekliyorlar. O yüzden kasten geciktiriyorlar işi. 6222'ye, fahiş fiyatla yayına, passolige, bedava bilete, 12 yaş altı çocuklarla, 65 yaş üstüne bilet satışına boşuna karşı değilim. Bak Hilmi, 6222'den hiç ceza almadım. Ama karakollarda maç günleri imza verenler olduğunu görüyoruz.  Hakim karşısına çıkmadan, kolluk kuvvetlerinin ceza vermesi, hiçbir hukuk devletinde görülmüş şey değildir. Hukuksuz bir yargılamanın esiri olup, 6222 mağdurlarından olmamak için maçlara gitmiyorum. Adamlar meşale yasak diyorlar. Meşale güzeldir. Sorun şu ki, sistemden beslenen yeni yetme reislerin, yeni yetme tayfaları meşale yakmasını bilmiyorlar. Bak eğer günün birinde, yasaklar kalkınca aklında olsun, işi biten meşale, ayak dibine bırakılır. Bak sana ne göstereceğim.
-Ne göstereceksin abi.
-Dur  şu bilgisayarı açayım da izle. Futbol geçmişi çok fazla olmayan ama artık hemen her mahallesinde çim sahası bulunan ABD'de, MLS'den Seattle Sounders FC yönetimi, ne yapmış bak. Dempsey'in golünden sonra kale arkasında ne oluyor, gördün mü? Adamlar kale arkasına alev makinesi kurmuş yahu, alev alev. Al bak, izle.


-Gördün mü Hilmi. Bu 6222, bu passolig öyle bir şey ki, daha meşale yakmasını bilmeyenler yüzünden, masumlar da cezalandırılıyor. Sonra meşale tehlikeli diyorlar. Ulan tükürük de tehlikeli.  Yemek yerken yutmana yardımcı olan madde, adamın suratına tükürünce silah oluyor. Ne yapacaksın, tükürüğü de mi yasaklayacaksın? Tükürük bezlerini aldırmayanı stadlara almayacak mısın? Öyle bir nesil yetişti ki, tribüncünün kralı onlar ama tribün kültüründen nasiplerini almamışlar. Mesela tribüncünün kavgası yüzyüze yumrukla olur Hilmi. Öyle düşene tekme vurulmaz, bıçak hiç olmaz. Bıçak şerefsizliktir Hilmi. Bir anayasası yok tribüncülüğün ama rakibini bıçaklarsan cezası ölümdür. O şahsı, kendi tribünü eliyle rakibe iade eder. Tribün kültüründe taşlamak yoktur Hilmi. Takım otobüsü kurşunlamak hiç yoktur. Hatta maçtan bir gün önce tribün liderleri oturur yemek yer, rakı içerler. Maç günü ise hodri meydan. Gençken, polis bize saygı duyardı. Pislik olmadığımızı bilir, sevdamıza şapka çıkarırdı. Dönüş yolunda da yola çıkıp, deplasman otobüsüne el sallarlardı. Bilmiyorum belki gidiyoruz diye sevindikleri için kutlama yapıyor da olabilirler :) Biz büyüdük ve kirlendi dünya Hilmi. Rakibine saygı duymayan, her şeyi başarıya endeksleyen, yöneticiler tarafından satın alınıp beslenen ve hatta ceplerine biletleri konulanların peşinden gidenlere, passoligi anlatmaya çalışıyoruz. Aptallık derecesinde saflık benliğimize işlemiş Hilmi. Sonra ağzı süt kokan bir bebe çıkıyor, "kombine almayan bizden değildir" diyor. Artık sinirlenmiyorum biliyor musun? Biz gibilerin onlardan olması hem mümkün değil hem de hedeflediğimiz bir konum değil. Bizden değilsin diyor. Ulan esas sen bizden değilsin.

-Abi rengin kıpkırmızı oldu. Biraz sakinleşsen.
-Su getir Hilmi, ilaç alacağım.
-Buyur abi.
-Kahvaltı yaptın mı Hilmi.
-Yapmadım.
-Oradan çibörek söyle, yiyelim.
-Abi sabah sabah ağır gelmesin.
-Ulan çiböreğin sabahı, akşamı mı olur?

-Ah ulan Hilmi. Kulüpleri gelir kapısı görmeyen, çocuklarını omzuna atıp maça götürenler bir farkına varsa. Sistemin dişlisi olmasalar. Dönüp dolaşıp kendilerini vuracağını bilseler. Şu taraftar bir gösterse gücünü. Böyle giderse onlardan bu gücü alacak ve taraftarı köleleştirecekler. Bir bilseler.
-Abi parası neyse verelim izleyelim desek. Ben yapamam izlemeden.
-Lan Hilmi, adamı sinir etme. Bu paralı yayınlar Avrupa'da ne kadar, bizde ne kadar biliyon mu?
-Yok, bilmiyorum.
-Bak diyeyim sana. Mesela Avrupa'daki biri, süper lig izlemek isterse ayda 40€ veriyor. Ama İngiliz Premier Lig için 15€ vermesi yetiyor. Avusturya'da, Almanya'da, İsviçre'de 10€'ya izleyebiliyorsun. Bu 10€'ya başka liglerin maçlarını bile izleyebiliyorsun. Bunların mantığına göre TFF 1.Lig için ayda 80€ isterler. Lig kalitesi düştükçe, fiyat artıyor. Soyuyorlar lan bizi, ne parası. Öyle bir noktaya getirdiler ki, yakında götümüzdeki donu isteseler şaşırmayacağım. De haydi git de söyle şu çibörekleri. Aç karnına içilmiyor bu zıkkım. 

-Hemen söylüyorum abi.

Hilmi telefonla sipariş vermeye giderken, evden getirdiğim torbaya gözüm ilişti. Uzanıp aldım.

-Hilmiiiii.
-Buyur abi.
-Yeni sezon başlıyor diye yengen bayrağımızı yıkadı. Al şu bayrağı dükkanın önündeki direğe as. Tarafımız belli olsun. Siyah kırmızı dalgalansın.
-Tamam abi de, hafta sonu ben gelmedim ya bilmiyorum. Dükkanın önünde daha uzun bir direk daha diktirmişsin. Oraya mı asayım, kısa olana mı?
-Kısa olana asacaksın.  
O sırada yandaki kuru temizlemeci, ütülenmesi için gönderdiğim Türk bayrağıyla içeri girdi.
-Hah bak, uzun olan direğe de bunu asacaksın.

***
Yeni sezonda tüm renklere başarılar.
Bir Neil Young şarkısıyla veda edelim. Şarkıyı da, Hilmi gibilere, ağacın en tepesine çıkmış, nasıl ineceğini bilemeyen yavru ayılara gönderelim. Eğer bu ülkede taraftar olmayı seçtiyseniz, sonuçlarına katlanacaksınız. Yine de bu çileyi yok etmek sizin elinizde.

Roxette bu şarkıyı daha iyi söylediği için, onlardan dinliyoruz.

-Abi bunlar İsveçli değil mi? Sıkıntı olmasın.
-Hilmi çayın altını kıs, taşıyor. Benim de sabrımı taşırma.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder