18 Nisan 2016 Pazartesi

Farklı Sevebilenler Kulübü

Herkes aynı şekilde sevemez. Bazıları bir başka sever. Farklıdır diğerlerinden. En derinden severler. Çoğunlukla ölümüne. Birisini sevdi mi, bir şeyi sevdi mi anne gibi, baba gibi severler. Eğer onlar sevdiyse bir kere, sevdikleri onu defalarca üzüyorsa mesela, bu sevmelerine engel teşkil etmez, bilakis daha çok bağlanırlar.

Gençlik çağıma geldiğimde babam bana şöyle demişti;
-Sana bir süprizim var. Sana yeni bir oda takımı aldım. Artık genç oldun. Bir çalışma masasına ihtiyacın var ve ona uygun bir yatak. Yarın gelip kuracaklar.

Yeni eşyalarım hiç gelmesin istemiştim. İnsan mobilyalarla konuşur mu yahu? Ben tüm gece konuştum. İnsan yattığı yataktan özür diler mi? Ben diledim. İnsan ahşabı sever mi? Sevmiştim bir kere.

Sonra yenileri geldi, eskileri alıp gittiler. Normal insanlar gibi davranmak zorunda hissediyordum. "Deli mi bu çocuk" demesinler diye üzüntümü içime attım. Yine de gelen ustalar normal olmadığımı anlamışlardı sanırım. Odamın duvarlarında tutkalla yapıştırılmış, Eskişehirspor’un oynadığı maçlardaki yıldız tablolarının küpürleri vardı.







Yıllar yıllar önce buradan uzakta bir şehirde, bir aile tanımıştım. Hatırı sayılır zenginlikleri vardı. Bir erkek evlatları vardı. 

Çocuk farklıydı.
Konuşamıyordu.
Kendi başına yemek yiyemiyordu.
Gençlik çağının ortasında olmasına rağmen, altında bez bağlıydı.
Tekerlekli sandalyesi vardı. Yürüyebiliyordu ama yanında birisi olması koşuluyla.
Yine de annesi onu, annemin beni öptüğü gibi öpüyordu.

Tüm servetlerini kurdukları vakfa bağışlamışlardı. Sadece kendi çocuklarına değil, onun gibi başka çocuklara da yardım edebilmek için. Çok özel insanlardı. Herkesten farklı bir şekilde seviyorlardı. O çocuk onlara hiçbir zaman anne veya baba diyemeyecek olmasına rağmen. Çocuklarının zihinsel özürlü olması, onların sevgilerini azaltmamış, ona daha fazla sevgi vermeleri gerektiğini düşünmüşlerdi. Üstelik onu, çocukları olmadığı için bebekken evlat edinmişlerdi. Bir başkasının çocuğuydu.





Eskişehirspor…
Farklı sevebilenlerin futbol kulübü.
Delisi bile sokaklarında "seviyorum" diye dolaşan şehrin takımı.
Biliyorum, ne kadar üzülsek de, daha fazla seveceğiz.
Çünkü yukarıda anlatılan anne baba gibi veya karyolasıyla konuşan çocuk gibi tertemiz, saf, çıkarsız seviyoruz.
Kötü geçen her sezondan sonra, daha çok bağlanacağız.
Başkaları gibi değiliz. Galibiyetlerle sevinsek de, yenilgilerden besleneceğiz.
Belki de daha uzun yıllar çok iyi yenilmeye devam edeceğiz.
Ve sonra sezon yeniden başladığında, her zamankinden daha kalabalık olacağız.
Hayatında hiç şampiyonluk görmemiş ama sevmesini bilen yepyeni çocuklar gelecek o tribünlere. Kimi çocuklarımız, kimi yeğenlerimiz, kimi kuzenlerimiz, kimi komşunun çocuğu olacak. Bilecekler ve görecekler ki, o tribünlerde sadece gerçekten sevebilenler var. 

Şarkıda dediği gibi “Tu vois, je t’aime comme ça”.  Görüyorsun seni böyle seviyorum.
Şarkıda seyircinin Lara Fabian’a seslendiği gibi; “on t’aime” Seni seviyoruz.

Herkes böyle sevemez.
Herkes bizim gibi sevemez.
Keşke bu kulübü yönetenler de, bu şehri yönetenler de, şehrin ileri gelenleri diye adlandırılanları da bizim gibi sevmesini bilselerdi.
En azından düşüyoruz diye sevinen, beter olun diyen başka renklerdekiler, bizimle aynı yolda yürüdüklerini söyleyenler, böylesine sevebilenleri anlayabilseler, saygı duyabilselerdi.
Hiçbir başarısızlığın, eskimiş olmanın, eksik olmanın sevmeye engel olmadığını gösterebilseydik, utanırlar mıydı ki? Onlar da bizim gibi sevebilirler miydi?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder