21 Şubat 2016 Pazar

Hala O Kadar Çok Güzelsin Ki


20 Şubat 2016. Öğlen güneşinin tepeye dikildiği vakitlerde, Kasımpaşa'da binlerce taraftar, sevdasının peşinde, adını anmak istemediğim stadyumdaydı. Gece yarısı ve sabaha karşı çıkılan bu yolculuk, Eskişehirspor hacıları için sıradan bir seferdi. Bir gün bir arkadaşım sormuştu;
-Yahu Eskişehir'de neden herkes birbirine hacim diyor?
Ona şöyle açıklamıştım;
-Eğer Eskişehirspor için bir deplasmana gitmişsen, hacı olursun. Zamanla da "hacım" kelimesi "hacim" kelimesine devşirmiştir.
Bana gülmüştü.
-Ulan her şeyi sonunda Eskişehirspor'a bağlıyorsun ya, pes. 

 Devre arasına 2-0 yenik girdik Son dakikada gelen golün üzüntüsüyle "bu maç bitti" dedim.10 yaşındaki oğlum Kerem bana kızdı. "daha ikinci yarı var tamam mı, daha bitmedi"
 Maç bittiğinde 2-1 yenilmiştik. Yine de yayın kesilene kadar ekrana bakmaya devam ediyordu "Belki bitmemiştir baba, belki uzatmalar vardır ha"

Oğluma dedim ki, "her maçı kazanamayız. Haydi kalk bakalım, hayat devam ediyor."
O şimdi uyuyor, ben içiyorum. Güneş doğdu, doğacak. Hayat devam ediyor olsa da, delip geçiyor be.

Kafamda bir hikaye canlandırdım. Başka nasıl anlatılabilir ki?
Murat, hastane odasının kapısını aralayıp kafasını uzattı. Kavga ettikleri gece hışımla evden çıkan Duygu, arabasının hakimiyetini kaybetmiş ve aracıyla bir kamyonun altına girmişti. Uzun süren bir ameliyattan çıkmış ve uyuyordu. Murat, vücudundaki sargılarla, suratındaki bandajlarla tanınmayacak durumdaki sevgilisinin yanıbaşındaki koltuğa oturdu. Sabaha doğru, kendinden geçmişken elini tutan bir el hissetti. Duygu uyanmıştı. Gözlerini açtığında gözgöze geldiler. Duygu gülümsüyordu ama bu, suratındaki sargılardan dolayı pek belli olmuyordu.  
-Perdeleri açsana.
-Böylesi daha iyi. Işığın gözlerini almasını istemiyorum
-Senden özür diliyorum.
-Neden özür diliyorsun ki, sen bir şey yapmadın ki.
-Bu ilişkiyi ayakta tutmak için daha fazla fedakarlık yapabilirdim.
-Hayır, sen elinden geleni yaptın.Ve ben senin her şeyi yaptığını biliyorum.

O sırada doktorlar ve hemşireler içeri girdi. Duygu'nun suratındaki bandajları açtılar. Her şeyin yolunda olduğunu, bir kaç gün içinde hastaneden çıkabileceğini belirttiler.

Doktorlar gidince Duygu, Murat'a ısrarla söyledi.
-Perdeleri açsana. Yoksa korkuyor musun beni bu halimle görmekten.
Murat ayağa kalkıp, perdeleri sonuna kadar açar. Gün ışığı içeri dolar. Sevgilisinin yüzüne bakar ve gözleri dolar.
-Neden ağlıyorsun?
-Hayır ağlamıyorum.
-Peki neden gözyaşlarını siliyorsun?
-Hala o kadar güzelsin ki. 


Ligin sonuncusu Eskişehirspor.
Son maçında yenilmiş Eskişehirspor.
Kardeş dedikleri tarafından otobüsleri taşlanmış Eskişehirspor.
Bütün kaleleri fethedilmiş Eskişehirspor.
Hala o kadar güzelsin ki...

Fransa Paris'te,
Notre Dame'ın aşık olduğu Esmeralda gibi...

Biz ise
O Esmeralda için, ruhunu şeytana satmaya hazır olan rahip gibiyiz...
Ertesi gün evleneceği kadına, Esmeralda ile olmak için göz yummasını isteyen genç gibiyiz...
Tüm bu olan bitenler arasında, işte hala o kadar güzelsin. 

Bu yazıyı ve son dubleyi, 150'lik rakıyı icat edenle, Eskişehirspor'u kuranlara ve golden sonra gözyaşlarına engel olamayıp "düşmüyoruz değil mi baba" diyen oğluma adıyorum.

Düşmüyoruz oğlum düşmüyoruz. Bizde bu sevda oldukça, bizi kimse yıkamaz.




Ekleme:
Eşim bana hep der ki, "sen gerçekten hiç gerçek acı çekmedin, annen, baban ölmedi hiç. O yüzden sana Eskişehirspor acı veriyor" Yazı bitti ve bu gece bu  gerçeği bir kez daha anladım. Çok değerli kardeşimiz Süha Ekici'nin babasını kaybettiğini öğrendim. Eskişehirspor'un 40. yılında, vizeleri, finalleri bırakıp Eskişehirspor kitabını  hayata geçirmek için gecelerini veren Süha'yı yetiştiren insan. Mekanı cennet olsun, nurlar içinde yatsın.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder