11 Ocak 2016 Pazartesi

Savaşın Renkleri


9 Ocak 2016’daki Genel Kurul, Mesut Hoşcan’ın başkanlığını devam ettirdiği ama yöneticilerin değiştiği bir Genel Kurul oldu. Eskod liderliğinde yapılan karşı aday hamlesinin sadece bir duruş için olduğu söylendi. Keşke icraat için de, kulübü yönetebilmek için de yapılabilseydi. Buna rağmen çok değerlidir. Gerekli mesaj başarıyla verilmiştir. 

Salonda Kazım Kurt dışında bir siyasinin olmaması da, kulübe bakışın bir göstergesidir. Büyükerşen’in geldiğini zaten hiç görmedik. Ahmet Ataç da onun izinden ilerliyor. Şehrin milletvekilleri de farksız. Sandığa gidince Eskişehirspor taraftarları umarım gereğini yapar. En azından Büyükşehir Belediye Başkanlığı için Büyükerşen’den sonra kimin olması gerektiği ortaya çıkmıştır. Eskişehir’in en önemli değerine gösterdikleri yaklaşımı hak edecek sonuçları almalarını umut ediyorum.

Genel Kurul salonunda gerçekten Eskişehirspor’u sevdikleri için bulunanları kenara koyarak söylüyorum, bu kulübün bir parçası olup olmadıkları şüpheli olan ama ceplerinde sırf 3 kuruş fazla olduğu için  şehrin ileri gelenleri diye adlandırılanlar vardı.  Bir de onların eteklerinde dolanan, bize de bir şey düşer mi diye bekleyenler.

Ama ceplerinde 3 kuruş olmadığı için yüreklerinde paha biçilmez sevdaları olanların çoğu salonun dışındaydı. Deplasmanlarda biber gazı yiyenler, cop yiyenler, kafalarına taş yiyenler dışarıdaydı ama o deplasmanlara kulübün kaldırdığı uçakla beleş gidenlerin neden gelmediklerini anlayamadım.

Küçükken dedesinden aldığı bayram harçlığının tamamını bilete harcayanlar dışarıda ama bedava bilet dağıtanlar oradaydı.

Sabahlara kadar pankart boyayanlar dışarıda ama yalanlarla göz boyayanlar oradaydı.

Yenilgiden sonra kendini rakıya vurduğu halde, sızıp uyuyamayanlar dışarıdaydı. Adayız diye ortaya çıkan, aylardır taraftarı kullanıp kendisine yeni bir rant kapısı açmaya çalışan ama çarpışmaktan korkanlar yoktu.

Dünyaya geldiğinde, çocuğunun üstüne giydirdiği ilk kıyafeti siyah kırmızı olanlar dışarıda ama takım elbisesinin altında rakip takımların formaları olanlar yine oradaydı.

Eskişehirspor’a zarar veren herkes korkmalıdır. Eskişehirspor kulübünü, şahsi menfaatlerine alet eden herkes.  Zira günün birinde o çocuklar bu salonlarda çoğunluk olduklarında, bırakın yönetimlere aday olmayı, ziyaretçi kartınız bile olmayacaktır. O yüzden onları genel kurul üyesi yapmadığınızı biliyorum. Ancak kaderinizden kaçamazsınız. Elbet yürekli bir başkan, dürüst bir başkan, Eskişehirspor’u gerçekten seven bir başkan bulacağız. İşte o zaman kaderinizle sizleri yüzleştirmek için orada bekliyor olacağız.

Sizinle onlar arasındaki fark ne biliyor musunuz?
Sizin mezar taşınızda, çok zengindi yazmayacak. Ama onlarınkinin üzerinde Eskişehirspor’lu Ahmet, Mehmet yazacak. Tıpkı, ölüm yıldönümünde anmaktan imtina ettiğiniz Abdullah Gegiç’in mezar taşında yazdığı gibi. Bu çocuklar ki, çocuk dediğime bakmayın, aralarında 80 yaşında olanlar da vardır, evladını toprağa verip maça çıkan İnegöl’lü İsmail Arca’ları, babası soğuk ve karanlık morg çekmecesinde yatarken maça çıkan Ankara’lı Zafer Şahin’leri, sırf bu kutsal formayı giyebilmek için kanamasını gizleyen Samsun’lu Necdet Yıldırım’ları ve adını sayamadığım daha nice değerleri sahiplenmeyi size rağmen sürdüreceklerdir. Gelecek nesillere anlatılacak hikayeleri sizler değil onlar yazacaktır.

Bu Genel Kurul’un en iyi sonucu,  bir daha bu Genel Kurul salonuna gelmemesi gerekenleri görmüş olduk. Umarım herkes görmüştür.
  
Stendhal'in "Kırmızı Ve Siyah" isimli bir romanı vardır. Hikayenin kahramanı Julien Sorel, asker olmakla (kırmızı kıyafet) din adamı/öğretmen olmak (siyah kıyafet) arasında kararsızdır. Hayat onu önce siyah kıyafetler giymeye, ardından da kırmızı giymeye sürükler. 1800'lü yılların başında yazılan bu romanda belirtilen bazı tespitler, 2000'li yılların başında da geçerliliğini devam ettiriyor. Eskişehirspor Genel Kurul'unda gözlemlediğim ancak Stendhal gibi başarılı ifade edemeyeceğim görüntüyü, onun anlatımıyla yazmak en doğrusu.

Adına hayat denen bencillikler çölünde ...
Kırmızı yada Siyah. İkisi de aynı şey benim için. İkisi de savaşın içinde olmaktır.

Eskişehirspor varolduğu sürece, şahsi çıkar peşinde olanlar olacaktır.
Ve Eskişehirspor'u gerçekten sevenler için Siyah ve Kırmızı farketmeyecektir. Onlar her yenilgiden sonra ayağa kalkıp savaşmaya devam edeceklerdir. Belki yine yenildik ama savaşmaya devam edeceğiz. Hiç kazanamayacağımızı hissetsek de... Çünkü siyah ve kırmızı, Stendhal'in dediği gibi savaşın renkleridir, siyah ve kırmızı savaşın içinde olmak demektir.

***
BandoESES'in tribünlerde çalması gereken şarkılardan biri ile son veriyoruz.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder