20 Ocak 2016 Çarşamba

Kutlamalara Bekleriz

18 Ocak 2016. Fenerbahçe ile Eskişehir'de oynadık ve kaybettik. Yıllar sonra baktığınızda orada 0-3 yazacak. Başka bir şey yazmayacak. Yenilgiden daha çok acıtanı işte bu gerçek. O gece neler olduğunu herkes gördü. Ben de gördüm. İstersem gördüklerimi yazardım, boşver dedim kendime, "hangi birini yazacaksın?"

Ancak maçın bitişinden itibaren, sanki hakkı yenen karşımızdakilermiş gibi her yerde onlar vardı. Televizyonlarda maaşa bağlanmışcasına camialarına yaranmaya çalışanların  işlediği sav şuydu;
Sanki hakem Eskişehirspor’a haksızlık etmemiş olsaydı, kazanabilecekler miydi ki?

Sonra gazeteler geldi arkasından. Bitmedi sosyal medyada devam ettiler.

Zaten bizim ilk pozisyonda penaltımızı vermediler.

Nani’nin düşürülmesi penaltıydı.

Aslında Alpaslan topa değil, Mehmet Topal’a daldı.

Hepsine güldüm geçtim. Geçtim de, en mantıklı Fenerbahçelilerin bile böyle konuştuğunu görünce kendime geldim. Özellikle de Milliyet’deki Uzay Gökerman yazısının paylaşıldığını görünce. Bu yazıyı onun yazısı namına tüm onun gibi düşünen Fenerbahçeliler için yazıyorum. Arkadaşlar arkanıza hakemi alıp, maçı hakem kararlarıyla kendi lehinize döndüren biz değiliz, sizsiniz. Yine de sesiniz bizden daha çok çıkıyor, bizden daha çok bağırıyorsunuz.

Futbol oynamış olan herkes bilir ki, Nani-Emre Güngör pozisyonunda faul bile yoktur. İstediğiniz kadar teknik değerlendirme yapın, ne derseniz deyin, o pozisyon faul bile değildir. Kim kimin ayağını kime takıyor günlerce tartışır, yine de sonuca ulaşamayız. O pozisyonda top taç çizgisine değil de, kaleye doğru yönelseydi yerdeki adam Emre Güngör olacaktı. Futbol oynamadığınız için bunu anlayamıyor olabilirsiniz. Futbol eğitim seminerlerinde hakemlere masa başı eğitim vermek yerine, onlara maç yaptırmaları gerekiyor ki futbol öğrensinler. Gazete köşelerinde yazan siz yorumculara da yan sahada tek kale de olsa maç ayarlamak gerek. Çünkü futbol oynamadığınız için bilmiyorsunuz. Ama zaten futbolu önemsemediğinizi, sadece camialarınıza yaranmak için yazdığınızı/görevlendirildiğinizi anlayabiliyoruz.

Maçtan sonraki gün, günün ilk çayını servis eden Fenerbahçeli Selçuk sordu.
-Abi ilk pozisyon penaltı mıydı?
Evet dedim penaltıydı. Çünkü lanet olasıca FIFA, futbolun içine etti. Daha çok gol olsun diye kuralı değiştirdi. (Keşke Uzay beyin yazısında belirttiği gibi endüstriyelleşmeseydi futbol da, böyle saçma kurallar türemeseydi.) Mahallede oynarken, top yüzümüze gelirken elimizle yüzümüzü korurduk. İnsanlık haliydi. Kimse de penaltı, el filan demezdi. Ama artık kural değişti. El açıksa penaltıdır. Evine hırsız girince, hakim soruyor kapın kilitli miydi diye. Değilse hırsız serbest kalıyor. Mantık bu.

Bu pozisyon için yazıda geçen Ümit Karan hakkındaki ifadelere ise sonuna kadar katılıyorum. Hatta daha ağır ifadelerle yorumlansaydı, tam yerine otururdu.

Uzay bey yazısında şöyle diyor;
Mesele bizim futbolu artık pozisyon pozisyon bir hakem gözlüğüyle takip ederek, üzerine art niyet ve kasıt ekleyerek değerlendiriyor oluşumuzdur.

Böyle diyor ama yazısına pozisyon analizi yaparak başladığını unutuyor. Yine de işine geldiği pozisyonu yorumlayıp bıraktığı için bunu neden söylediğini anlayabiliyorsunuz. Çünkü Alpaslan’ın nasıl olup da atıldığını açıklayamıyor. Eh Uzay bey, hani Nani’nin pozisyonunu üstün teknik detaylarla, mühendisvari çözümlemelerle anlatmışsınız ya, neden Alpaslan’ın atılma anını, maçın kopma noktalarından birini de böyle anlatamıyorsunuz. Hadi hepsini geçtim. Tamam arkadaş alın 3 puan sizin olsun. Maç olmuş 0-3. Kadlec’in Meye’ye attığı dirseğe bari bir şey deyin. Bir an hayal et, penaltı çalsın hakem, belki onu da atamayız. Hadi attık en fazla 1-3 olur. Onu bile kabullenemiyorsunuz. Neden? Çünkü orada hakem penaltı verse, kırmızı kart da vermeli değil mi? Hem de Emre Güral’a verildiği gibi 3 maç olmalı değil mi?

Yazının sonunda şöyle bir cümle var;
Sorunu yaratan şeyin bir parçası olanlar asla çözüme yardımcı olamazlar.

Sorunu yaratanların hepsiyle aynı şehirdesiniz. Gidin oturup konuşun. Sorunu yaratan kulüpler orada. Medyası orada. Federasyonu orada. MHK’si orada. Bu ülkede futbolun bu hale gelmesine sebep olan her şey orada. Hepiniz İstanbul çocuğusunuz, oturun konuşun, birbirinizi anlarsınız.

Son olarak yazıda bahsi geçen Mesut Hoşcan ile ilgili yoruma gelmek istiyorum. Geçen sene yaşanan olayın, 2 gün önce yaşanmış gibi sunulması bile zaten konuya ne kadar hakim olunduğunu gösteriyor. Uzay bey diyor ki;
Eskişehirspor Başkanı sanki Eskişehirspor’un ligde bulunduğu pozisyonunun sorumluluğu kendisinde değilmişçesine nedense diğer tüm başkanlar ve teknik direktörler gibi kaybettikleri bir Fenerbahçe maçı sonrasında kameraların karşısına geçip, o sırada engelli bir Fenerbahçe taraftarına hakaret etme ayrıcalığını da kendisine hak sayarak adaletten, emeğe saygıdan söz ediyor.

Sevgili Uzay Gökerman,
Mesut bey, Eskişehirspor’un ligde bulunduğu pozisyonun elbette sorumlularından biridir. Hiç kimse, bir diğerine engelli olsun veya olmasın hakaret etme hakkına sahip değildir. Ne geçen sene yaşanan bu davranış ne de 2 gün önce maçtan hemen sonra kameralara karşı konuşurken içinde bulunduğu saldırgan tavrı ben de kendisine yakıştıramıyor ve eleştiriyorum. Ama bunlar, başkanlığını yaptığı bir kulübün haklarını savunmasına engel teşkil etmez. Madem size hakaret ediyor bu adam, o zaman başkanınıza söyleyin bir daha arayıp da, “bizim oğlanı gönderiyorum size” demesin.

Bizim için asıl önemli olan ne biliyor musunuz Uzay bey? Maç günü, kulübünüzün başkanını, kulübümüzün başkanının değil de, Eskişehirspor’un ligde bulunduğu pozisyonun bir numaralı sorumlusu olan şahsın ağırlamış olmasıdır. Madem Eskişehirspor'un mevcut durumuna neden olanları bu kadar önemsiyorsunuz, alın işte size o şahıs.



Her şeyi biliyoruz, her şeyin farkındayız Uzay bey.
Her maçı kazanacak kadar penaltılar verilse size...
Rakiplerinizi eksik bıraksa hakemler...
Ve şampiyon olsanız...
Eskişehir’deki kutlamalara hepinizi bekleriz. :)


***
Blogun adeti gereği yazının sonunda bir şarkımız var.  
"Aşk kırmızıyken daha güzel " dediğinde sesini köklüyoruz gençler.
Ve sabretmeye devam ediyoruz.
   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder