12 Kasım 2015 Perşembe

Birisi -2-

Daha önce BİRİSİ adında bir yazı yazmıştım. Umarım orada yazılanları farklı renklere gönül vermiş arkadaşlar kulaklarına küpe etmiştir. Şimdi ikincisini yazıyorum.  Bu sefer sadece Eskişehirsporlular için. Yine de model aynı olduğundan, her külübün taraftarları gerekli mesajı alacaklardır.


***
 

Birisi hadi dedi, kuralım şu takımı. Selam olsun Orhan Şeref Apak'a. Selam olsun Akademi Gençlikspor'a, İdmanyurdu ve Yıldıztepe'ye.

Birisi dedi böyle olmaz, herkes farklı şekilde bağırıyor. Geçti ortaya, elini kaldırdı herkes sustu. "Bir baba hindi" diye bağırmaya başladığında devrim başlıyordu. Selam olsun dünyanın en büyük orkestrasını yönetmiş şefimiz Amigo Orhan'a.

Birisi dedi bize hoca lazım. Parasızlıktan teknik direktör bulamayan takıma hem futbolcu hem antrenör olan Abdullah Matay'a selam olsun.

Birisi dedi, ben Gegiç'i almaya gidiyorum. Onu alıp getiren rahmetli Yalçın Kılıçoğlu'na ve bugün mezar taşında çocuklarından sonra Eskişehirspor yazan Abdullah Gegiç'e selam olsun.

Birisi dedi, yapabilirsiniz. Denediler be, harbi denediler ama olmadı. Hegomonyaya başkaldırdıklarıyla kaldılar. Üç defa ikinci oldular. Selam olsun okumuş çocuklara.

Birisi kaptanlarıydı. Cumartesi günü evladı öldü. Pazar günü öğle namazından sonra defnettiler. Sonra maça çıktı, takımı yalnız bırakmadı. Selam olsun İsmail Arca'ya.

Birisi sol bekti. Bağırsak kanseriydi. Şimdikiler gibi rüzgardan devrilenlerden değildi. Belli etmemeye çalıştı hastalığını. Günün birinde kan içinde kaldı şortu. İngiltere'ye gönderdik iyileşsin diye. Çiçekler gönderdik Kraliçe'ye ona iyi baksın diye. Kurtaramadık. Selam olsun Vosvos Necdet'e.

Birisi dedi, "ulen" dedi, "erkekleriniz burada, siz neredesiniz"dedi. Kadınları topladı getirdi tribünlere. Selam olsun Feriha ablaya.

Birisi dedi para lazım. Kılıçoğlu sineması önünde yalvar yakar Eskişehirspor için bilet satıyordu bir yönetici.  "Sen koskoca Nafiz Yazıcıoğlu'sun, bu şehrin iş adamısın. Dilencilik yapmaya utanmıyor musun?" diyerek suratına tükürmüştü kızkardeşi. Hepsine selam olsun da, "para yok kardeşim, ne yapalım, dilenelim mi" diyen yeni yetme yönetici modeline selam OLMASIN.

Hadi diyelim zaman makinesi icat oldu, atladık yılları.

Açık tribünde deli dedikleri birisi vardı. Eskişehir'deki her maçtan önce sahaya atlar, orta çizgiye kadar koşar, arkasındaki polisleri hep ekerdi. Yakalandığında polisler gösterilen tepkiden korkar ve bırakırdı. "Bir baba hindi" diye bağırırdı incecik sesiyle. Evinin kiremitlerini satmıştı bir seferinde maça girebilmek için. Selam olsun Şemsi'ye.

Birisi rahatsızlanmıştı. Tribünün önüne yine ambülans gelmişti. Sedye ellerin üzerinde yükseldiğinde görmüştük onu. Bağırsakları çalışmadığı için yemek bile yiyemeyen, yaşlı olduğu için ameliyat edilemeyen birisiydi. "Bu takım küme düşerse kendimi kale direklerine asarım" diye yönetimi tehdit eden Hasan Gül'e selam olsun. Ve hatta O hastanede yatarken, ona günlerce refakat eden gizli kahraman, tribüncü Engin'e selam olsun.


Birisi kaptanlarıydı. Maç sabahı bir telefon aldı. Ağlamak istedi, ağlayamadı. Paylaşmak istedi acısını, hissettiremedi kimselere. Dedik ya, kaptandı. Çıktı maçına, her zaman ki gibi oynadı. Hakem maçı bitirdi ve koştu soyunma odasına herkesten önce. Babasını defnetmek için yola çıkarken, biz tribünde stat hoparlöründen yapılan anons ile daha yeni öğreniyorduk herşeyi. Tıpkı takım arkadaşları gibi. İsmail kaptanı hatırlatmıştı bize. Selam olsun Zafer Şahin'e.

Sonra birisi geldi. Bana oy verin, sizi şampiyon yapayım. Oy da vermedik ama şampiyon olduk. Ait olduğumuz yere döndük. Kupayı kaldırırken çekilen resimde, Eskişehirspor'la zerre alakası olmayan ama herkesten en önde olan siyasilere selam OLMASIN.

Sonra birisi dedi ki, ver alacaklarımı, al yönetimi.  
Birisi verdi alacaklarını,  aldı yönetimi.
O birisi kulübü inanılmaz bir borç batağına sürükledi.
Sonra uyandı tayfa. Aldı görevi başka birisine verdi.
Güvendik, inandık ama aldanmıştık. O birisi beceriksiz çıkmıştı ve içeriye doldurmuştu yıllardır başkaldırdığımız hegomonyanın uşaklarını.  
Bugün birisi çıktı, adayım dedi.
Kulübü borç batağına sürükleyen birinin ekibinde olan birisiydi.

Hikaye böyle devam ediyor işte... Diyeceğim o ki;

Siz nereden bilirsiniz ki Eskişehirspor'u.
Belki rantınız yeter de, sevdanız yetmez.
Mafya kılıklı, sözde iş adamı bozuntularına söylüyorum. Hani şu şehrin ileri gelenleri diye adlandırılan, cebinde parası, arkasında siyasi desteği olan ama içinde gram Eskişehirsporluluk bilinci olmayanlara sesleniyorum. Üstüne alınan alınsın.


Eskişehirspor'u gerçekten seven BİRİSİ yolunuza fena taş koyacak.
Bugün veya yarın.
Ama mutlaka.

***

Blogun adeti gereği en sonda yine şarkı.
Alemin en iyi konserinden bir bölüm.
Hollanda'nın en iyi üç sesinden ikisi sahnede. Diğeri de Epica'dan Simone Simons.  O da olsaydı film yanardı zaten.
Alın hayrını görün.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder