12 Ekim 2015 Pazartesi

Keşke Tek Derdimiz Eskişehirspor Olsa, Keşke...

İsmail Kartal
Bir önceki hikayede anlatmaya çalışmıştım. Benim görüşüme göre, öncelikle bu takımın başına bir futbol patronu gelmeli. Yeni teknik direktörü o bulmalı. Devre arası transferlerinden o sorumlu olmalı. Yönetim bu işlere karışmamalı. Çünkü anlamıyorlar ve bunu çok defalarca ispat ettiler. O yüzden yönetimin bulduğu isme ben sıcak bakamıyorum. Cebini değil, camiayı düşünen hoca lazım diyor ama sanırım iyi anlatamıyorum. Kendi işletmelerinize herhangi bir çalışanı işe alırken CV istiyor, inceliyorsun; senin istediğin kriterlere sahip mi diye. Mesela sigara içiyor mu, yabancı dili var mı, daha önce nerelerde ne kadar çalışmış vs. Peki ya senin kriterin ne? Hocanın nasıl bir teknik direktörlük kariyeri var da Eskişehirspor'a gelebiliyor? Çalıştığı hiç bir kulüpte bir sezondan fazla kalamamış bir hocayla hangi kriterler dahilinde çalışma kararlılığında olabiliyorsunuz? Elbette başarılı olmak isteyecek ama olamazsa bizimle beraber ağlayacak mı? Hoca seçerken kriter mi lazım, alın size kriter; BİZİMLE BERABER AĞLAYACAK ADAM MIDIR, DEĞİL MİDİR? Peki ya sizin kriteriniz ne?

Taraftar,  Rıza Çalımbay'ın ayrılışından sonra, onun başka bir takımın başında Eskişehir'e geldiği ilk maçta bir pankart hazırlamıştı. Pankartta, "basit goller yedik" yazıyordu. Küfür etmeden, gayet de net mesaj veren bir pankarttı. İsmail Kartal'dan sonra yapılacak pankartı şimdiden görüyorum; "zemin kötüydü".

Yeni hocaya güvenmiyoruz diye onu desteklemiyoruz anlamı çıkaranlar olabilir. Eleştirmek başka, destek vermemek başka.

Seçim Yaklaştıkça, Daha Çok Ölüyoruz
Ülkenin en büyük toplu katliamının yapıldığı gün, bir süre de olsa Ankara Gar'ındaydım. Sabah erken saatlerdi, biri gülümseyerek sandviç uzattı. Elimi kalbime koyup teşekkür ettim. Hala nefes alıyor mu bilmiyorum. Anadolu'nun her tarafından gelmiş, binlerce insan "BARIŞ" için toplanmıştı. Şu savaşlara son verin diye haykırmak için. Artık ölmeyelim diye. Maalesef barış istedikleri için öldüler.
Savaştan yana, ölümden yana, hırsızdan yana olmayın.
Her şeyi telafi edebiliriz.
Küme düşeriz, yine çıkarız.
Kirlenirsek, yıkanırız.
Islanırsak, kurulanırız.
İflas edersek, daha çok çalışırız.
Saçımız dağılırsa, toplarız.
Yumruk yumruğa kavga eder, barışırız.
Ama ölürsek...

Derken tribün çocuklarından Şükrü Şahin'in şehit haberi geldi. 2015 Haziran seçimlerinden bu yana öyle acılar yaşanıyor ki, tarifi imkansız. O acılara bakıyorum, keşke tek derdimiz Eskişehirspor olsaydı diyorum. İçinde bir parça insanlık olanlar,  şu yitip giden canların hatrına, evlatlarınızın geleceğinin hatrına hiç bir savaşa destek olmayın. Çünkü savaş, sadece barış isteyenleri değil, hepimizi günün birinde mutlaka öldürecek.

Yıllar yıllar önce, stadın karşısındaki şehitliğin yanından geçerken, arabanın camını açtım. Yanımdaki arkadaşım beni uyardı.
-şehitliğin önünden geçiyoruz.
Sesi biraz daha açıp cevap vermiştim.
-zaten o yüzden camı açtım. O güzel ruhlar, bu güzel müziği dinlesinler istiyorum.
Bütün öğrendiklerimize ters değil mi?  Arkadaşım da hiç böyle düşünmediğini söylemişti. Kimi geçerken fatiha okur, kimi hüzünlü bir bakış atıp o mermer taşlara, yoluna devam eder, ben de ruhları dinlesin diye müziğin sesini açarım. Öldüğümde mezarıma gelirseniz siz de öyle yapın.

Vatanı için canını veren, barış için teröre kurban giden tüm canlar için, onların ruhları için. Ve elbette memleketine aşık büyük üstad, güzel insan Levent Kırca için. Veda mektubunda dediği gibi;
Dik durun. Adil Olun, sabırlı olun. Daha iyi bir dünyada görüşmek ümidiyle. Atatürk'le kalın, Cumhuriyet'le kalın, hoşçakalın.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder