7 Ekim 2015 Çarşamba

İyi Adam Aslında Ama...

Sanıyorum çoğumuz Mesut Hoşcan için aynı şekilde düşünüyoruz. Evet iyi birisi ama ...

İşte bu ama'dan öncesi, çoğunluk için bir şey ifade etmiyor. Herkes sonrasına bakıyor. Benim için ama'dan öncesi de çok önemli. Hatta olmazsa olmaz. Belki de o mevkii için ilk kriterim. Peki ya ama'dan sonrası?

Mesut Hoşçan, iki tane seçim kazandı. İkisinde de aynı hatayı yaptı; yanına futbolu bilenleri değil, Eskişehirsporluları değil, paralıları aldı. Büyük Holding patronları, iş dünyasında hemen her sektörde faaliyet gösterirken, bunu o sektördeki deneyimli, neredeyse bilge kıvamındaki yöneticilerle yapmaktalar. Aslında başarının sırrı da burada. Anlamadığı işe burnunu sokmayan, başarılıyı ödüllendiren, başarısız olanı değiştiren sistem. Mesela, çimentodan sonra enerji sektörüne gireceksen, o sektöre hakim, güvenebileceğin birisini işin başına getirirsin. Çimentoda başarılı olanı değil. CEO yaparsın olmadı yanına da bir tane de CFO atarsın. Biri yamuk yapsa, diğeri düzeltir dersin. İkisini aynı uçakla uçurmazsın misal. Peki biz ne yaptık, eski bir valiyi CEO yaptık. Vali iyi adamdı ama ...

Bak ya, yine aynı noktaya geldik; iyi adamdı ama ...

İşte böyle düzyazı ile anlatamıyoruz derdimizi. Dönüp aynı yere geliyoruz. Hani Haydar Ergülen "Eskişehirspor şiirdir" der ya, keşke yazabilsek usta gibi. O yüzden içimizdekileri hikayeler anlatarak dillendiriyoruz. Rakılara buz attıysanız, buyrun.



                                                                    ***

Rakı şişesinin yanındaki telefon çalmıştı. Kim diye baktı, O arıyordu.
-Ömer
-Vaaay başkanım, sen arar mıydın bizi.
-Moralim çok bozuk, gel iki kadeh içelim.
-Başkanım ben zaten sofrayı kurdum, atla gel beraber içelim.

Bozkır'ın ortasında bir yerlerde, akşamları havanın buz kesmeye başladığı günlerin biriydi. İçi alev alev yanan, ateşini rakıyla söndürmeye çalışan binlerce taraftardan biriydi. Önündeki telefona uzandı, bir şarkı açtı. O sırada kapı çalındı. Kapıyı açtığında, karşısında O vardı.
-Üstünü çıkartma başkan, dışarısı soğuk.
-Dışarıda mı oturuyorsun, soğuk değil mi?
Ömer zaten soğuk olduğunu söylediği için, bu anlamsız soruyu cevaplamadı. Belli ki başkanın kafası dumanlıydı. Hiç bir şey söylemeden balkondaki yerine oturunca, misafiri de karşısına oturdu. Bir süre hiç bir şey konuşmadan öylece oturdular. Ömer eline rakı şişesini aldı. Bardağa rakıyı boşaltırken, yarısına geldiğinde misafiri eliyle "yeterli" dercesine işaret etti. Sürahiden su boşalttı. Üç parça buz koyduktan sonra, misafirine uzattı. Kadehler havada çarpıştı. İlk yudumda bardağın yarısını gördüler.
-Güzel şarkıymış. Ne anlatıyor?
-Pazar günlerini ve ertesini.
-Pazar günlerini hiç sevmiyorum artık.
-Şarkıda, "pazar günü zorlanırım, gülümseyemem" diyor. Sonra ekliyor "yine de sen gelince, huzur bulur kötü düşünemem"
-Taş mıydı bu?
-Yok başkanım, biz şehirdeki tüm taşları bağrımıza bastık, atacak taş kalmadı ki?
-Ben bu  kulüp için çok çalışıyorum, her şeyimi veriyorum, istifa diyorlar, küfrediyorlar. Para yok ki, çaresizlik nedir bilmiyorlar.
-Onlar da herşeylerini veriyor başkan. Çocuğuna et almıyor, gidiyor bilet alıyor, kombine alıyor. Passolig alıp, dostunu satıyor daha ne yapsın. Çocuğu "beni de maça götür baba" diye paçasından yakalıyor. Elini cebine atıyor, sadece bozukluklar var. Merak etme çaresizlik nedir çok iyi biliyorlar.   
-Peki sen söyle Ömer, ne yapayım?
Ömer rakıdan bir yudum alıp, sigarasından bir fırt çekti. Ona cevap verirken,  dumanı her kelimeyle birlikte dışarı çıkıyordu.
-Naaşına dua okumayacak adamları, maaşa bağlama.

Bu cevaptan sonra başkan bardakta kalan rakıyı gümletti. Cebinden bir kutu çıkardı. İçinden aldığı ince puroyu yakmak için masanın üzerindeki çakmağa uzanırken, Ömer erken davranıp çakmağı çakmıştı. Boşalan bardaklar doluyor ama dertler azalmıyordu.

-Ocak ayına kadar transfer de yapamıyoruz.
-Senin transferden önce ihtiyacın olan bir şey var başkanım.
-neymiş o.

Ömer rakısından bir yudum daha aldı. Sigarasından çektiği nikotini ciğerlerine cila yaptı.
-Güven.

Ortalık sessizleşmişti. Müzik de susmuştu. Başkan rica etti.
-şu şarkıyı yine çalsana.

Ömer şarkının yenile tuşuna dokunurken, başkan devam etti.
-Güveni kaybettik değil mi?
-Maalesef. Sana çok inanmışlardı. Gerçi sana güvenmekten başka seçenekleri de yoktu.
-Peki güveni yeniden nasıl tesis edeceğiz?
-Taraftar işi kolay. Onların güveneceği bir ismi getirirsin, sorun biter. Ama sana futbolcular da güvenmiyor. Yani sana öyle birisi lazım ki, hem taraftara, hem de futbolculara güven vereceksin.
-İsim ver.
-İsim vermem, sonra şunun adamı geldi derler. Sana onun bunun adamı değil, camianın neferi olacak biri lazım. Kulübeyi komple değiştireceksin, futbolun başına cebini değil futbolu düşünenler gelmeli.
-İyi de hocaya bir sürü tazminat öderiz.
-Yahu başkan, ben şimdi sana rakı vermesem kalkar gidersin. Vallahi de sana dön gel demem. Ama sen tazminatsız sözleşme yapmak istemeyene, "bizde böyle yarraam" diyemiyorsun.

Başkan bardaktaki rakıyı gümlettikten sonra eliyle "yeterli" diye işaret etti.
-erken bıraktın başkanım
Başkan ayağa kalktı ve kapıya doğru yöneldi.
-acilen birisini aramam gerek.
sonra geri döndü,
-yada sen bana bir tek daha doldur, şu şarkıyı son kez dinleyip öyle gideyim.

Ömer bardağı doldururken, şarkı yeniden başlıyordu.



Yazarın Notu: 3. Dünya Savaşı çıkmak üzere ve biz hala Eskişehirspor'u düşünüp içiyoruz. Gerçekten normal değiliz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder