8 Ağustos 2015 Cumartesi

İçimdeki Ses

Çok uzun süre olmuştu. Kahpece dolandırılmayı, sevdası üzerinden anayasal haklarının hiçe sayılmasını ve bir rantsal kazanç aracı olarak kullanılmayı kabul etmeyen her sağlıklı insan gibi direndiğim için bir yıl aradan sonra kağıt biletle, e-biletsiz maça girdik. Bu satırları yazarken içimden bir ses sesleniyordu;
-kurbana girilir, gerdeğe girilir ama maça gidilir. Yanlış dedin.
-kurban ederim seni sus

Gençlerbirliği, osmanlıspor, Mersin İ.Y. ve ESES'in katıldığı (osmanlıspor bilerek küçük yazılmıştır) TSYD tarafından düzenlenen turnuvaya sırf nostalji olsun diye, çocukluğumda yaptığım gibi dolmuşla gittim.  Ankara'nın sıcağında, üstelik Cuma akşamı trafiğinde. Lan o kadar özlemişiz işte. 
İçimden bir ses, "bu kadar abartma, altı üstü hazırlık maçı" diyordu.

Gençlerbirliği de, Mersin İ.Y. da lige hazır gibiler. Yalnız bizim durum biraz garip. Karşımızdaki takım berbat. Ve bugün o berbat takıma 3-0 yenildik.

GB-MİY maçı penaltılara kaldığı için, bizim maç geç başlayacaktı. İyi de arkadaş, penaltılar atılırken bizim rakip diğer yarı sahada ısınıyordu. Bizimkiler nerede ısınıyor hacim?

Penaltılar bitti, Gençler finale çıktı. Zaten beraberlik golü gelince maraton ne de güzel bağırıyordu anasını satiim; "bu daha başlangıç, mücadeleye devam" diye.  Seviyorum bu çocukları fena halde. 

Neyse penaltılar biter bitmez, takımlar sahaya çıktı. Isınma mevzusuna takılmıştım. Be kardeşim takım sahaya çıkmadan nerede ısındı? İçeride koridorda mı ısındı bu takım? Maçtan önce güzel adam Zafer Şahin aynen şöyle diyordu;
-İçeride ısındılarsa yanlış. Adale, ısınırken yeterli oksijeni almazsa, maçta adale sakatlığı yaşarız.
Adam biliyor vallahi bu işi. Kaan Kanak alt adaleden gitti iyi mi.
Bu hoca tayfasını sadece teknik taktik olarak değerlendirmeyin diye anlatıyorum bunu. 
İçimdeki ses sesleniyordu yine;
-yahu hazırlık maçı, takma bu kadar.
"Lan" dedim içimdeki sese, "sus".

İçimdeki sese saygımdan teknik, taktik hiçbir şeye değinmeyeceğim. Zaten ne oynadılar ki, yorum yapacaksın ki? Yine de maç esnasında düşündüğüm şeyler vardı;
1)Başkan'ın açıkladığı 700.000 € tavan ücret çok fazla değil mi? Sahada bu parayı hakedecek bir tane futbolcu bile yok ki.
2)Skibbe iyi bir teknik direktörse, kendisine böyle bir takım verildiğine göre gitmesi gerekmez mi?
3)Futbolcu izleme ekibi olmayan bir kulüp, bu transferleri nasıl yapıyor? Menajerlerin oyuncağı mı? Yok canım daha neler.
4)Kaleci ali şaşal (bilerek küçük harfle yazılmıştır)

ali ne yaptı da düşünüyorum peki? Muslera için sallaması değil takıldığım. Tükürdüğünü yalamış, o da umurumda değil. Kamptan taraftara salladı ya;  "passoliginizi alın, 100 TL bile vermiyorsanız vs vs vs" dedi ya. Hah ona takıldım işte. Hayır gören de bizimle beraber yıllardır, saatlerce yol gitmiş adını ilk defa duyduğumuz ilçelere ki, tuvaleti bile olmayan deplasmanlardı onlar. Üstelik hedefsizken, arma peşinde, 2B'lerde. Kaç defa taş yediyse artık elin mendeburundan, kimbilir kaç kere polisle çatıştıysa artık arkadaşını almasınlar diye. İkinci golde numaradan yerde kıvranırken geçiverdi aklımdan birden. ali şaşal'ın bu yaptığını zamanında bir Beşiktaş taraftarı zengin yöneticimiz yapmış, kaybettiğimiz Beşiktaş maçından sonra "havada mangal havası var" dediğinde tepki almıştı. "Ulan" demişti taraftar, "bizim gözümüze bütün gece uyku girmedi ne mangalı". Hah işte o arkadaş da taraftara taraftarlık nasıl olur anlatmaya çalışmıştı vakti zamanında. Zerre itibarı kaldı mı, kalmadı.
5)Diego-Boffin'i düşündüm. Paramı ver yoksa....... diye tehdit edenleri düşündüm. Kimine göre haklı, kimine göre haksızdılar.
Diego ve Boffin için ortaya konan tavrı anlayabilirsin aslında. Yine de akıllı bir yönetim önce yerlerine daha iyisini bulur sonra gereğini yapmaz mıydı? Yönetici olmak için zenginlik kriteri birinci öncelik olmuşken, yönetimden akıllıca işler beklediğimi düşündüm. "Saçmalama" dedi içimdeki ses. "ulen" dedim bu sefer haklısın.

Maçtan geldikten sonra sosyal medyadaki ağıtları okuyana kadar yarım şişe viski bitmişti. Hayır yalıda oturmuyorum ama viski güzeldir. Daha sezon başlamadı ama bu da bir nevi taraftar için hazırlık maçıydı. "Alış" dedi içimdeki ses. "Alışamam" dedim.

Biz burada deyim yerindeyse gurbet eldeyiz. Burada (Ankara) takıldığımız, bizim diye addettiğimiz Renan abimizin sahibi olduğu bir meyhanemiz vardır. Yenildiğimiz maçlardan sonra soluğu orada alır, içeriz. Bu sene ne olur düşer miyiz, kalkar mıyız bilemem. Tek bildiğim biz bu sene Renan abiyi zengin ederiz hacim. 

İçimdeki ses bana seslenmeye devam ediyordu;
-Hazırlık maçı ya, bu kadar önemseme. 
-lan seni kefensiz gömerim, çek git.
-Abi buz bitmiş, devam mı?
-Devam amk, devam. 



***

Her zaman olduğu gibi yazıdan sonra şarkı. Yazıdan rahatsız olanlara girsin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder