13 Ağustos 2015 Perşembe

Diego'nun Gidişi

Söz konusu Eskişehirspor olunca romantik mi olmalı insan, yoksa gerçekçi mi? Diego Angelo'nun gidişiyle aynı soruyu yine kendime sormaya başladım.

Romantik olanlar için hayat çok zor. Biliyorum çünkü ben de onlardan biriyim. Bakın bizim mutlu olmamız çok zor bu kafayla. Öbür türlü mutlu olacaksak olmayalım be diyorsunuz değil mi? Romantik olanlar, her şartta mutsuzluk iksirini içerler bu düzende. Razısınız değil mi? Neyse ki şimdi sosyal medya var, döküyorsunuz içinizi satırlara. Eski düzende sadece alkol kadehleri alırdı sızıyı. Ertesi güne daha romantik uyanırdı taraftar. Hele bir de maç varsa, giderdi tribüne bağırırdı alabildiğine. Bugün geldiğimiz noktada romantikler için Diego'yu göndermek, kulübe ihanetle aynı değerde. 

İyi de bu romantiklerin Diego'yu, Eskişehir'in kaldırımlarına Hz. Diego yazacak kadar çok sevmelerinin esas nedeni nedir?



Golden sonra tellere tırmandı diye mi?



Sizi bilmem ama benim onu sevme nedenim, ne attığı muhteşem goller ne de tellere tırmanması. Ben onu, ailesini bizim içimize soktuğu için sevdim hep. Ve belki de başarılı olmasının altındaki en büyük etken, ailesinin onunla birlikte olmasıydı.


 Sizi bilemem ama ben Diego kadar, o şirin güzel kızını da özleyeceğim.



Peki ya gerçekçi düşünenler. Onlar için hayat çok mu kolay? Hayır, onlar için de çok zor. Biliyorum çünkü ben onlardan biriyim. Şimdi bu yazıyı okuyup da "ulan sen de romantik misin, gerçekçi misin bir karar ver" diyenleriniz olabilir, onlar da haklılar. Düşünün işte ikisi birden olunca nasıl bir ruh halinde olunabileceğini. Sonsuz mutsuzluk iksirinden içtiniz demektir. Canınız yanıyor deliler gibi de gıkınızı çıkaramıyorsunuz. İşte öyle bir şey.
 
Peki gerçekçi düşünenler neden Diego gitmeliydi diye düşünüyor. "Çapraz bağlarını kopardıktan sonra eski formunu bir türlü bulamadı" diyenler var.  "Çok ağırdı" diyenler var. "Kulübün istediği indirimi yapmadı" diyenler var. "Parasını alamadığında, kulübü UEFA ile tehdit etti" diyenler var. Hepsinin de söylemlerinde haklı olduğunu düşünüyorum.

Bir de "ben her şeyi en ince ayrıntısıyla biliyorum, onu da seviyorum ama gitmesi doğruydu. Başka bir şey sormayın işte doğruydu" diyenler var. Onlar bence yönetimden daha fazla küfür yiyorlar, farkında değiller. Dolayısıyla onları tamamen kategori dışında bırakıyorum ve onlardan olmadığım için mutlu oluyorum.

Artık Diego gitti. 
Elimizde sadece anılar kaldı.
Ama hepsi de güzel anılar.
Bu tribünler, daha önce olduğu gibi hata yapsa gol yedirse bile, boş kaleye golü atamasa bile  kızamadığı, kötü söz söyleyemediği bir futbolcuyu daha listesine aldı. Hürriyet gibi, Doğa Kaya gibi, Bülent Ertuğrul gibi, Nadareviç gibi, Vucko gibi, Nuhiu gibi, Funes Mori gibi. Hani Sinan'a, Ediz'e götüreceğimiz kupa var ya. O kupayı götürürken çağırırız gelirler be. Yine biz oluruz mezar başında.

Bu saatten sonra Diego'ya diyebileceğimiz tek bir şey var, onu da eşi zaten daha önce kartona yazarak dile getirmişti. Başarılar Diego.



Biliyorum, gitsin diyenlerle, kalsın diyenler olarak ikiye bölündük. Ben her ikisinden de bir parça taşıdığım için, benim için bir güzellik yapın. Elinize bir demet çiçek alıp, Eskişehir Devlet Hastanesi'ne gidin. Orada, bu sabah (13.08.2015) safra kesesini aldıran Hasan Gül amcamızın odasını bulun. O Eskişehirspor'u hiç yalnız bırakmadı, siz de onu yalnız bırakmayın. Eminim ki, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da romantikler ve gerçekçileri birleştirecek tek şey, işte bu ortak değerlerimiz olacaktır.


***

Yine yazıdan sonra şarkı. Ve bu sefer sadece Diego için. Bu şarkıyı hep onunla özdeşleştirmiştim. Klibin sonundaki hareketi, isteyen istediğine itelesin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder