20 Ağustos 2014 Çarşamba

Hayal Bu Ya



İsmail, en çok sevdiği kıyafetini, yani formasını giydi. Atkısını da boynuna doladı. Artık stadyuma gitmeye hazırdı. Abisine seslendi, “ben hazırım abi, gidebiliriz”.

Stadyumun kapısında, sezonun ilk maçı için hazırlardı. Kendisine ait passolig kartını kapıdaki görevli yardımıyla okutup, abisiyle birlikte içeri girdi. Maçın başlamasına daha bir saat olmasına rağmen, her maç beraber olduğu arkadaşları çoktan gelmişlerdi.

“Selam gençler” diye seslendi tribüne. “Reis hoşgeldin” diye cevap verdiler. Mesut küçük yaşlarda geçirdiği ateşli hastalık nedeniyle konuşma ve duyma yeteneğini kaybetmişti. Elindeki deftere “merhaba İsmail reis” diye yazıp, ona gösterdi. İsmail, Mesut’un sırtına iki defa vurarak gülümsedi. “Haydi başlayalım” diye seslendi İsmail. Ve başladılar bestelerle sahada ısınmaya çıkmış takımlarını desteklemeye. Sayıları az olsa da, seslerini duyuracak kadar etkiliydiler. Takımın ısınması bitttiğinde, soyunma odasına giderlerken futbolculardan biri tribünün önüne geldi. Duygu’nun üzerindeki eski ve solgun renkli tişörtünün arkasında o futbolcunun adı yazıyordu. Kendi eliyle dikmişti harfleri. Futbolcu Duygu’ya seslendi ama arkası dönük olduğu için duyamadı. Tribündekiler Duygu’yu dürttüler. Duygu arkasını döndü ve futbolcuyu görünce çok şaşırdı. Futbolcu, “hadi gel bu senin için” dedi. İsmail futbolcuyu uyardı “o duyamaz," diye. Futbolcu bunun üzerine Duygu’ya “gel” diye işaret etti. Duygu heyecanla yaklaştı. Futbolcu formasını uzattı. Duygu elleri titreyerek formayı aldı ve ağlayarak futbolcuya sarıldı. Öyle bir sarıldı ki, hiç bırakmayacak sandılar. Bir dakika sonra Mesut, Duygu’nun omzuna dokunarak artık bırakması gerektiğini hatırlatmak istedi. Duygu futbolcudan ayrıldı ama hem mutluluktan gülümsüyor hem de çenesi titreyerek ağlıyordu. Futbolcu soyunma odasına girerken, gözlerinde biriken yaşı sildi. Duygu, formayı iki eliyle göğsüne bastırıp, yerine oturdu. Başını gökyüzüne kaldırıp birşeyler mırıldandı.

Mesut deftere yazmaya başladı.
-Duygu’nun en büyük hayali gerçek oldu reis. İnşallah benim de hayallerim gerçek olur.
-İsmail defteri aldı, “senin hayalin ne ?” diye yazdı.
Mesut, defteri İsmail’den alarak “takımımın adını öyle bir haykırmak istiyorum ki, şehirdeki bütün camlar tuzla buz olmalı” diye yazdı.



“Ya senin hayalin nedir reis?” diye ekledi.
İsmail gülümsedi ve yazmaya başladı.
-Şampiyonluk maçına çıkmışız. Son dakika ve maç berabere. Sağdan orta geliyor, kalabalıktan birisi kafayı uzatıp, topu ağlara gönderiyor. Herkes golü atanın peşinden koşuyor, yakalayıp yere indiriyorlar ve hepsi üst üste gol sevinci yaşıyorlar. En son kalecimiz geliyor, en tepeye de O atlıyor. Ben yerimden fırlıyorum, bütün gücümle sahanın içinde onlara doğru koşmaya başlıyorum. Tüm görevliler arkamdan koşuyorlar ama yetişemiyorlar. Ben de kalecinin üstüne atlıyorum.
-Reis böyle hayal mi olur, passolig kartını iptal ederler, bir daha maça giremezsin, biz sensiz ne yaparız.
-Boşver, iptal ederlerse etsinler, nasıl olsa hayal. Hayallerimize de ipotek koyamazlar ya.

Maçtan sonra İsmail, tribündekilerle teker teker vedalaştı. Sonra abisine “gidelim” şeklinde el işareti yaptı. Abisi, İsmail’in tekerlekli sandalyesini iterken, Mesut ve Duygu aynı apartmanda oturdukları gözleri görmeyen bir başka taraftar arkadaşının koluna girip, engelli tribününden eve doğru yola çıktılar.

***

 Yazarın notu:Tribünlerde şiddeti önlemek için çıkarıldığı iddia edilen passolig kartı, engelli vatandaşlarımız için de zorunludur. Tribünlerdeki şiddeti yaratan, şiddetin devamlılığını sağlayan ve bu şiddetten beslenen,  futbolumuzu ve kulüplerimizi yönetenlerdir. 6222 dayatması getirdiğiniz bu tribündekiler, adını söyleyemeseler de, sesini duyamasalar da, renklerini göremeseler de takımlarına sevdalı bireylerdir. Olağan süpheliler, engelli taraftarlar değil, yasaları yapanlar ve onların işbirlikçileridir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder