13 Kasım 2013 Çarşamba

Berko

Bakkaldan ekmek almak için sokağa çıktığında, arkadaşları kaleleri kurmuş top oynuyorlardı. Havada garip bir ağırlık vardı. Güneş, bulutların arkasındaydı sanki. Etrafta bir sis bulutu var gibiydi. Bir de garip bir koku. Evlerde yanan sobaların çıkardığı kömür kokusundan başka bir kokuydu bu hissettiği.

-Berko, gelsene lan.
-Bakkala gidiyom olm.
-Lan gel işte bir kişi eksiğiz.

Arkadaşlarıyla futbol oynamayı çok istese de, evdekilerin ekmek beklediğini düşünerek yoluna devam etti. Tam köşeyi dönüyordu ki........

..... kafasına atılan topla irkildi. Arkasını döndü;
-Topu kafama niye atıyonuz yaa.
-Lan gel demedik mi sana.
-İyi lan iyi ama fazla kalamam evden bekliyorlar.
-5’de devre 10’da biter yaptık zaten.
-Çüşş ulan çüşş. 3’de devre 6’da biter olsun. Kalamam o kadar.
-Yaaa amma uzattın Berko yaaa. Hemen biter hadi.


Elindeki bozuk paraları cebine koydu ve arkadaşlarına katıldı. O sırada güneş bulutların arasından çıkmaya başlamış, ortalık aydınlanmıştı. Sonunda güneş öyle bir parlamaya başlamıştı ki, sokak bir anda ışıl ışıl olmuş, gözlerini kamaştıran bu ışık yüzünden neredeyse önünü bile göremez hale gelmişti . Havadaki koku ise, yerini mis gibi çiçek kokularına bırakmıştı. Sanki sokağın hemen öte yanında bir şelale varmış gibi su sesleri gelmekte, rengarenk kuşlar başının üstünde uçmaktaydı. Tüm bu gelişmelere anlam veremese de oynamaya devam etti. Maç 9-9 olduğunda, ne kadar bir zamandır orada olduğunu bilmiyordu. Bir gol daha atalım da, artık gideyim diye düşündü. Annesinin pencereden ona seslendiğini duydu. Bir süre sonra da babasının sesini. Artık gitmesi gerekiyordu. Belli ki evden çıkalı epey bir zaman olmuş, ondan ekmek bekleyen annesi ve babası sabırsızlanmaya başlamışlardı. Ama top, bir türlü kaleye girmiyordu. Oyunu orada yarım bırakıp arkadaşlarını kırmak da istemiyordu. Adını çağıranların sayısı artıyor, sanki sadece evdekiler değil de, tüm mahalleli ondan ekmek bekliyormuş gibi hissediyordu. Yeterince geciktiğinin farkındaydı.  Artık o son golü bir an önce atması lazımdı. Top ona geldiğinde, kalede bekleyen arkadaşını çalımladı. Boş kaleye topu yuvarladı. Top kaleye doğru giderken, artık gidebilirim diye düşünüyordu. Ama beklenmedik bir şey oldu. Sert bir rüzgar esti. Plastik top, kaldırım taşından yapılmış kale direğine çarptı. Sonra da patladı.

-Olm topa nasıl vurdun lan, topu patlattın.
-Ben de anlamadım, herhalde taşın sivri yerine denk geldi.
-Neyse, berabere bitsin ne yapalım. Zaten seni de çağırıyorlar.
-Siz de duyuyorsunuz değil mi?
-Duyuyoruz, hadi git sonra devam ederiz.

Adını bağıran seslerin artması gibi, rüzgar da şiddetini artırmış, üstüne bir de yağmur yağmaya başlamıştı. Bu yağmurda bakkala gidip, eve gidene kadar nasıl ıslanacağını ve evde yiyeceği paparayı düşünürken, kenarda onları izleyen mahallenin abilerinden biri yanına geldi. Elindeki ekmek poşetini ona uzattı.

-Al bunu hemen evine git. Yoksa çok ıslanacaksın.
-Abi çok teşekkür ederim. Nereden bildin ekmek alacağımı?
-Başından beri şu duvarın üstünde arkadaşlarla birlikteyiz. Seni yolundan nasıl çevirdiklerini gördük. Sonra da maçınızı izledik.

Ekmeğin parasını vermek için elini cebine attı. Bozuk paraları yerinde değildi. Oynarken düşürmüş olduğunu düşündü. Oynadıkları sokağın asfaltına doğru gitti. Kafası yerde bozuk paralarını aradı ama bulamadı. Mahcubiyetle kafasını kaldırdığında ona ekmek poşetini veren abisi, arkadaşlarının yanına dönmüştü. Uzaktan ona seslendi;
-abi parayı düşürmüşüm kusura bakma.
-önemli değil, hadi git artık ıslanıyorsun.

Koşarak eve doğru gitti. Apartmanın kapısından içeri girerken, beraber top oynadıkları arkadaşlarından birini gördü.
-Şu duvarın üstünde duran abileri tanıyor musun?
-Evet. Ne oldu?
-Bana ekmek verdi de, parasını oynarken düşürmüşüm. Aşağıya inince geri vereceğim. En soldakinin ismini biliyor musun?
-Aman be Berko, sen onu bırak da, hadi git bir an önce. Sizinkiler sana seslenmekten helak oldular.
-Tamam gidiyorum, sen ismini söyle de gideyim.
-Onun adı Ali İsmail.

Merdivenleri hızlı hızlı çıkarken, annesi ve babasının kendisine çok kızdığını düşünüyordu. Zili çaldı. Kapı açılırken, içeriden parlak bir ışık süzüldü. Islak ayakkabılarını dışarıda çıkartarak evine girdi, kapıyı kapattı.

                                                                       ***

Yazarın notu: Belki onu hiç tanımıyorum. Belki ona hiç dokunmadım. Yine de aylardır hastane kapısında bekleyen babasına mikrofonu uzattıklarında “bana bir kez daha baba dediğini duymak için bekliyorum” demesi kadar, çok az şey koymuştur şu hayatta bana. Umut ediyorum ki; bu hikayedeki gibi mutlu sonla bitsin gerçek hikayesi. Zili çalsın ve tekrar evinin kapısından içeri girsin. Hadi uyan Berkin. Bir kez daha “baba” de şu adama. Ne olur uyan. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder